VECİHA

NUR yüzlü bir nineydi. Göçtü.

Yükü hep güzelliklerle doluydu. Ne sırtına ne de gönlüne yaban bir şey almadı.

O ağırlıktan yana değildi. Hafiflik isterdi. Kimseye de yük olmadı.

Fazlalıklardan kendini arındıran başkalarına zahmet verir miydi hiç?

O da vermedi.

Belini dünya ile bükmedi.

O zaman rükusunun da secdesinin de sahte olacağına inanırdı çünkü.

Yüzü dışarıya dönük değildi. İçinde arıyordu ne arıyorsa.

Ve orada buldu, ne bulduysa.

Kendi gündemi vardı. Modası geçmeyen gündemlerdi bunlar. Onlarla meşgul idi hep. Çevreden gelip sıkıntılarını anlatanlar olmaz mıydı? Oluyordu elbette.

Dinlerdi. Dikkatle üstelik. Cevabını arayan sorularla karşılaşmışsa erinmez kendi halince bir şeyler söylerdi.

Dışarıdan konuşmazdı. İçeriden konuşurdu. Yumuşaklıkla yapardı bunu. Ruhunuzun okşandığını hissederdiniz. İstikâmet bulurdunuz.

Oluşturduğunuz bu izlek ile yolunuz kendinize döner, taşrada harap olmaktan kurtulurdunuz.

Hoşluk içinde kalırdınız onu dinlerken. Hayranlık uyandırırdı göz kamaştıran sadeliği.

Küçüktüm o vakitler ve zor olanın bu olduğunu bilmezdim. Herkes bir şey olmak için nice canlara basıp ezerek yükselirken o sadeliği ile yıldızlaşmıştı.

İçten gelen sedanın, içeride karar kıldığını ilk onda görmüştüm.

Belirli bir noktası, sabitesi vardı. Yönü belliydi. Yüzü güzelliğe dönüktü.

Cihet sahibiydi. Açısı vardı. Bu açı hep iyilikten, Haktan yanaydı.

Yıllar sonra bunu yorumlarına ve idrakine güvendiğim bir bilgeye anlatmıştım bir vesile ile.

Bana verdiği cevap hâlâ canlı durur zihnimde.

Şuydu söylediği: Ciheti olmayanın cihadı olur mu?

Olmazdı demek ki!

Veciha nine hayatın öte yakasına geçince eşi yalnız kaldı.

Ama yönsüz değildi. Önsüz değildi. Her şeyin önünü de, sonunu da biliyordu.

Tarz sahibiydi.

Dilinden düşürmediği bir cümlesi vardı sonradan Niyazi Mısrî Hazretlerine sahip olduğunu öğrendiğim. “Vechi Bâki hüsnüne hayran olan anlar bizi.”

Veciha nine göremedi diye onu daima yâdetmek üzere torunlarının ismini Vecihe ve Vecihi koymuştu.

Dayanamayıp sormuştum nineyi torunlarında mı görüyorsun diye?

Tatlı bir tebessüm eşliğinde cevapladı. Vech dünya gözü ile tam görülmez evlat. Bu mümkün değildir. Vech idrak ile görülür.

İdrakim tutuldu desem yeridir, kalakaldım.

Esas görmek, esaslı görmek bilinç iledir demek ki. Devam etti sonra cümlesine. İnsanın bu yüzü değil ki sadece var olan yüzü. Batında da yüzü var. Gözü olan orayı görür. Veche beşer ruhunun özetidir, özüdür çünkü. Yüz okumayan yüzüne okuyamayan talebe gibidir. Ezberdir işi. Ezber ise açılımı engeller çoğu zaman.

En ağır cümleyi sona saklamıştı. Onu da söyledi. Bunları gönül gözüyle görmeyen Vechullahı nasıl görsün?

Sustum.

Susmadan anlamak zordur zira.

Ah Veciha nine. Ne çok miras bırakmışsın.

Veçhimiz, Vechi Bâki olsun inşallah.

Ya selam!

09.08.2018

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir