ŞOK üstüne şok yaşıyorduk son zamanlarda…

Bir mesele üzerinde yoğunlaşıp o konuya ait tüm verileri önümüze alarak değerlendirmeler yaparak sonuçlara ulaşıp şen ve şatır biçimde tam ayrılacağımız zaman bir süpürücü dalga geliyordu.

Neredeyse âdet hâline gelmişti bu.

Şüphesiz sarsılmaya hepimizin ihtiyacı var.

Başka türlü içine düştüğümüz “Ülfet” gafletinden uyanamayız doğru, ama bunun bir ölçüsü olması gerekmez mi?

Tam “Hadi Eyvallah” diyerek kalkıp kendi dünyamıza döneceğimiz vakit kalbimizden oklanıyorduk.

Bu da öyleydi işte.

“Şeytanın vahyinden sakının” cümlesi de böylesine bir etki yapmıştı üzerimizde…

Ödevdi bunlar bir nevi, üstünde kafa yormamız gereken.

KUR’AN-I KERİM’DE 78 yerde vahiy kelimesi farklı şekillerde kullanılıyor.

Çoğu da fiil olarak…

Şeytanî vahyin özelliklerine daha yakın bakmak ve anlamak istiyorsak eğer En’âm Sûresi 112 ci âyetinden başlayabiliriz. Yüce Rabbimiz her peygambere insan ve cin şeytanlarının düşman kılındığını emir buyuruyor. Şu halde gerçek mü’minlere de düşman olmaktadırlar.

Vahiy sözlükte hızlı bir şekilde ve gizlice söylemek, işaret etmek, ilham etmek gibi anlamlara geliyor.

Kur’an’da vahiy Allah’a, bunun dışındaysa şeytanlara ve onun yardımcılarına nispet ediliyor.

Bu durum bizlerin her an teyakkuzda olmamız gerektiğini işaret ediyor.

Her dem iman nöbeti tutmamız ve inancımızı şeytanın vahyine bulaştırmamamız gerekiyor.

Kolay bir iş değil bu.

Konfor bozucu ve sürekli tetikte olmayı icap ettiriyor.

Bu sebeple “Ribat” konusunu bu bağlamda bir defa daha düşünmemiz kaçınılmaz görünüyor.

TEMEL sorulardan biri şudur: Şeytanın vahyine uygun halde miyiz?

Eğer uyanık değilsek, iman nöbeti tutmuyorsak, şirk konusunu önemsemiyorsak, sâlih olma özelliklerini yitirmişsek, söylenen sözler her ne kadar dinî, söyleyenler de dindâr görünse bile bunları Kur’an’ın denetimine götürecek bir gayretten yoksun bulunan bir tembelliğin pençesine düşmüşsek, evet.

Şeytanın vahyine kendimizi hazır tutuyoruz demektir.

Korkunç bir durumdur, felâketlerin ötesinde en helâk edici bir felâkettir.

Yüce kitabımız “Denetim Noktası”dır.

Kendimiz için böyle olduğu gibi ne kadar seversek sevelim, yüceltirsek yüceltelim herkes için geçerlidir.

“Ayırıcı Tanı”yı koymak ancak Kur’an-ı Kerim’e vâkıf ve Sevgili Peygamberimizin mübarek örnekliğine hâkim olabilmekle mümkündür.

Yoksa her saniye kanmaya müsait durumdayız demektir.

Konuyu abarttığımı düşünüyorsanız lütfen erinmeyip Hac Sûresinin 52 ci âyetine bakınız.

Burada Rabbimiz tüm peygamberlerin dilek ve temennilerine şeytanın ilka eyleminde bulunduğunu haber veriyor ve Kendisinin onun fısıldayıp attıklarını silerek âyetlerini muhkem hâle getirdiğini beyan ediyor.

Peki, peygamberlere bile bu şekilde söz karıştırmaya çalışan şeytanın biz ne kadar kendimizi veya başkalarını büyük görürsek görelim etki etmeyeceğini, fısıldamayacağını düşünebilir miyiz?

Kur’an’ın beyanına muhalif bu anlayışı benimseyebilir miyiz?

Asla!

İşte, tam bu sebeple okuduğumuz her metinde, dinlediğimiz her konuşmada uyanık bulunmalı ve tüm öğrendiklerimizi “Kur’an’ın Denetimine” sunmalıyız.

Şeytanın evliyalarından etkilenmemek ancak bu gönül diriliği ile mümkün olabilir.

Belki de çoğu defa bilmeden dinî bir kitaptır diyerek “Şeytanın Vahyinin” ürünlerini okumuş olabiliriz.

İlâhî kitabın özüne hâkim olmadığımız için de dinî metinler barındırabilen bu çalışmaların iğvasına kapılıp uyuşmuş bulunabiliriz.

Aklımız çalışamaz, kalbimiz doğruyu yanlıştan ayıramaz duruma düşmüş olabilir.

Zaten Nâs ve Felak Sûrelerinde Allah’a sığınıp korunma talep etmemiz bunun için emredilmiyor mu?

Yine En’âm Sûresi 121 ci âyette şeytan ve evliyalarının yani dostlarının vahyine uyduğumuz vakit bizim de müşrik olacağımız tehdidini görmezlikten gelebilir miyiz?

Aynı şekilde Rabbimizin Fâtır Sûresi 5 ci âyetinde şeytan kimliğinde olanların bizi Allah ile aldatabilecekleri yönündeki önemli uyarısına kulak tıkayabilir miyiz?

KAÇACAK yerimiz yoktu ama başka bir şey yapamadığımızdan hızlıca toparlanıp ayrılmıştık.

Meseleyle yüzleşmemiz gerekiyordu, öyle de yaptık.

Cinnî yani görünmeyen şeytanlardan korktuğumuz kadar bizim gibi olan yani insan sûretinde görünen şeytanlardan da korkmayı öğrenmeliyiz.

İmanımızı onların tasallutundan da korumalıyız.

Bunun için Hannas’ı tanımalıyız.

İnsanlara yüklenen nispetler yani ululayan sıfatlar bizi yanıltmamalıdır.

NELER yapabilirler?

Bizlere içgüdü yüklemesi yapabilirler.

Çok cezbedici, gönül kamaştırıcı, aklı uçurucu sözler söyleyebilirler.

Bizlerin üzerinden değişik yorumlarla yükümlülüklerimizi kaldırarak konfor alanları açabilirler.

Başka şeyler düşünemeyecek kadar ilgi alanlarımıza göre inancımızla bağlantılı gibi görünen konuları gündeme taşıyarak senelerce bu şekilde bize “Yol yürüttüklerini” söyleyerek ömrümüzü heba edebilirler.

Aslında Kur’an’ın özüne aykırı olan birçok felsefî kuramı dinî kavramlar şeklinde bizlere allayıp pullayarak sunup içinden çıkamayacağımız karanlık dehlizlere atabilirler.

Kendilerinin direkt veya dolaylı olarak belirli mânevî makamlara geldiklerine inandırıp bizleri de peşlerinden sürükleyerek “İman Hırsızlığı” yapabilirler.

Suya götürdüklerine ikna edip kalbimizi şeytanın üflemeleri ile susuz bırakabilirler.

Ucu bucağı görünmeyen tamamen temelsiz tevillerle marifetin ve hakikatin mertebelerinde bizleri seyran ettirdiklerine inandırabilirler.

Sizleri arındırıyoruz diyerek câhiliye kir çukurlarının en dibine batırabilirler.

İlhâm-ı İlâhî veya Rabbanî ilhâm diyerek şeytanın vesveselerini ürkütmeden ruhumuza tatlı tatlı üfürebilirler.

Bizleri Kur’an ve sünnetle bağdaşmayan “Serbest Uçuşları”na dâhil edip kendimizi “Anka Kuşu” zannettirebilirler.

Allah’ın kerîm rızkı olan cennete götürdüklerini söyleyerek bizlere cehennemin dibini boylatabilirler.

SÖZÜN özü şu ki; bizler kandırılmaya uygun olduğumuz sürece bâtılı hak, hakkı bâtıl gösteren şeytan ve dostları bu fırsatı kaçırmayacaklardır.

Kaçırmamışlardır.

Kendi vahiylerini büyük bir ustalıkla üfürmeyi sürdürerek İlâhî vahiyden koparacaklardır.

Belki de koparmışlardır.

Tüm mesele Kur’an’ın ne olup olmadığını acilen öğrenmemiz gerektiğine gelip dayanıyor.

Bildiğimizi düşünüyorsak bile bu uyanıklıkla bir daha önüne diz çökmemiz icap ediyor.

Allah bizleri şeytanların ve onların evliyaları olan dostlarının saptırıcı ve uyuşturucu vahiylerinden uzak eylesin.

Şirk barındırmayan bir imanı lütfeylesin.

Ve bu şekilde can emanetini teslim edenlerden eylesin.

Ya Selâm!

31.05.2021

https://www.istiklal.com.tr/kose-yazisi/seytanin-vahyinden-sakinin/629957

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir