AĞAÇLARI ZİYARETE GİDİYORUM

MODA olmamıştı henüz.

İnsanlar normal hayatlarını sürdürüyor gece gündüz bir yerlere koşturuyorlardı.

İnsan sıcaklığından mahrum kaldığımız şu korona virüs günlerinden henüz bir işaret gelmemişti.

İşkolikler işlerine adamışlardı kendilerini.

Klasik aile babaları akşam olunca erkenden evinin yolunu tutuyor ortak akşam yemeği yendikten sonra öğrenciler ödev yapmak için oturuyor yaşlıca olanlar dizilerini kaçırmamak için koltuklarına gömülüyorlardı.

Gençler ise her zaman ki haşarılıklarını yerine getiriyor deli akan kanlarının hakkını veriyorlardı.

Her şey normal düzeninde devam ediyordu.

Onun “Devlethane” dediği benimse “Virane” olarak tanımladığım kulübesine gittiğimde bulamayıp beklediğim oluyordu.

Döndüğünde uzaktan beni gözleri seçince titreyen çenesine tatlı bir tebessüm kondurarak;

“Nazarım beklettim mi? Ağaçları ziyarete gitmiştim de” derdi.

ÖNCELERİ şaka sandım.

Üzerinde durmadım.

Başka konuların peşinden gitmeyi ondan söz incirleri devşirmeyi denedim.

Güzel yemişler topladım.

Kimini o sırada taze taze yedim.

Bazılarını da sonra lezzetlenmek üzere kurutmak için heybeme atıverdim.

YOLUMU uzatmak istemiştim bir defasında.

Onu parkta gördüm.

Ağaçlarla söyleşiyor arada bir onlara sarılıyordu.

Kimin önünde kısa kalıyor kiminse karşısında epeyce zaman geçiriyordu.

Gözlerim hayretler içinde büyümüş bir mânâ verememiştim.

İÇİMDE engel olamadığım bir merak duygusu gelişti.

Kendisine ziyarete gitmek yerine gizlice takip etmeye başladım.

Buna gerekçeler de oluşturdum.

O bir ağaç ile sohbete tutuşuyor bense onun göremeyeceği başka bir ağacın arkasından izliyordum.

ELİNDE küçük bir teneke kutu vardı.

Sanki yemek ikram eder gibi diğer elindeki bir tahta parçasını daldırıyor ve sonra ağacın ağzına koyar gibi veriyordu.

“Bu da ne şimdi dedim?” dedim.

Merakım daha da artmıştı.

Bu parka her gün farklı saatlerde muntazam biçimde gelip ne yapıyordu?

Bu iş neyin nesiydi?

Yaklaşıp sorsam belki söyleyecekti ama o cesareti kendimde bulamadım.

ERTESİ gün daha vakitlice evden çıkıp kulübesine gittim.

Çıkmak üzereydi.

Telaşlıydı.

Bir naylon poşete dün gördüğüm kutuyu yerleştirip “Bana müsaade” diyerek uzaklaşmaya başladı.

“Nereye böyle, ne bu acele?” dedim.

“Sen bekle, döneceğim” diye cevap verdi.

Israr ettim ama cevap vermeden yürüyüp gitti.

Koşup yetiştim.

“Ben seninle sohbet etmek istiyordum. Özledim” dedim.

Muzip bir eda takınarak “Bir senin mi ihtiyacın var sanıyorsun?” dedi.

“Ben, beni bilirim, başkasını ne bilirim?” dedim.

“Gel peşimden” dedi.

PARKA ulaştık.

Bildiğim ama bilmiyormuş gibi yaptığım parka.

Farklı bir hâl vardı üzerinde.

Heyecanlıydı.

Taş kemer kapıdan geçip ilerlemeye devam ettik.

Ağaçlara yaklaşınca onlara insan muamelesi yaptığına tanık oldum.

“Selamün Aleyküm. Merhaba, merhaba” diyordu.

Bir müddet beni unutmuş gibiydi.

Sonra toparlandı ve bana dönerek “Ağaçları ziyarete geliyorum” dedi.

“Dahası onlarla konuşuyor muhabbet ediyorum.”

Gözlerim fal taşı gibi açılmıştı.

“Şaşırma. Onlarında canı var biliyor musun?

Ve bana cevap veriyorlar.

Mutlu oluyorlar.

Sarılıyorum onlara.

Onlarda bana.

Kökleniyoruz.

Dünya kederleri namına ne varsa atıyoruz birlikte toprağa…”

BİR müddet böyle devam ettik.

Önce o sarıldı ağaçlara sonra ben.

İyi geldi biliyor musunuz?

Hem de çok iyi geldi.

ELİNDE getirdiği tenekede özel bir karışım çamur vardı.

Yaralı olanlara sürüyordu.

Şifa sunuyordu.

Belki inanmayacaksınız ama iyileşiyorlardı.

Canlanıyorlardı.

Geçenlerde okuduğum bir haber İzlanda Orman Müdürlüğü, koronavirüs önlemleri nedeniyle fiziksel teması özleyenlere ilginç bir öneri içeriyordu.

“Ormandaki ağaçlara sarılın.”

“Bir ağacı kucakladığınızda bunu önce ayakuçlarınızda sonra bacaklarınızda, göğsünüzde ve en sonda başınızda hissedersiniz’’ diyordu bir yetkili.

 “Bir ağacı kucaklarken gözlerinizi kapatın” tavsiyesiyle devam eden haber bana yıllar öncesinde yaşadığım bu hatırayı zihnimde tekrar güncelledi.

BİZLER kâinatın bir üyesiyiz.

Yaratılış birliğimiz var.

Yaratıcı birliğimiz var.

Ve hepimiz birbirimizle ilgiliyiz aslında.

Bu şuuru kaybettiğimiz vakit tabiatı tahrip etmeye başladık.

Ve aslında kendimizi tahrip ettik.

En iyisi ustam gibi yapmalı.

Sık olamasa bile belirli aralıklarla ağaçları ziyarete gitmeli.

Söyleşmeli.

Sarılmalı onlara.

Köklenmeli…

Ayıp değil inanın.

Kınayanlar olabilir ama hoş görelim.

Belki onlarda bir gün benim gibi fark edip ağaçlara sarılmaya gelirler.

Kim bilir?

Ya Selam!

21.05.2021

https://www.istiklal.com.tr/kose-yazisi/agaclari-ziyarete-gidiyorum/628137

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir