Akran Zorbalığında Arabuluculuk

UĞUR CANBOLAT

Aileleri sarsan ve ağır sosyal neticeleri olan bu konu giderek pek çoğumuzun gündemine girdi. Zira yaşanan hadiseler hiç görmezden gelinecek gibi değil. Doğru stratejilerle etkili bir eğitim sürecine tabi tutulmazsa bu gençler daha çok başımız ağrıyacak gibi görünüyor.

Konuyu önceden görüp içselleştirerek bir dernek çatısı altında bir araya gelip bu hususta çalışmalar yapan isimlerin öncülerinden arabulucu Av. Sinem HACIEMİNOĞLU ile siz İstiklal Gazetesi okuyucuları için ayrıntılı bir söyleşi gerçekleştirdik.

Dikkatinizi çekeceğini umuyorum.

___

-Akran zorbalığı nedir?

Akran zorbalığını, okul çağındaki çocuklar arasında gözlemlenen, var olan ya da algılanan bir güç dengesizliğinden destek alan, agresif davranışlar olarak tanımlayabiliriz. Bir öğrencinin başka bir öğrenci ya da öğrenci grubu tarafından tekrarlı bir şekilde fiziksel, psikolojik, sözsel, saldırgan, rahatsız edici, çoğunlukla zarar verici davranışlarla karşı karşıya kalmasıdır.

-Akran çatışması ile zorbalığını ayırmamız gerekiyor o halde?

Evet. Burada dikkat edilmesi gereken akranlar arasında ki görülen akran çatışmalarının aksine akran zorbalığında fiziksel, psikolojik, cinsel, sosyal, sözel, saldırgan, rahatsız edici, çoğunlukla zarar verici davranışların tekrar etmesi yahut tekrar etme potansiyelinin olması söz konusudur. Akran çatışmasının ise yaşanması doğal ve olağan olup taraflar arasında arkadaşlık ilişkisi, çatışmadan dolayı rahatsızlık duyma,  pişmanlık ve taraflar arasında yaşanan problemi çözmeye yönelik bir gayret vardır.

– Akran zorbalığının taraflar açısından ne gibi olumsuz yansımaları gözlemlenmektedir?

Akran zorbalığını hiç hafife almamak gerekir. Öğrenim görmekte olan çocuklar üzerinde yapılan araştırmalar ve istatistikler hemen hemen her beş çocuktan birinin akran zorbalığına maruz kaldığını belirtiyor. Bu sayılar çocuklarımız için ne kadar ürkütücü ve üzücü.  Zorbalığa maruz kalan çocuklar eğitimlerinde düşük performans sergileyebiliyor, okul ile bağları zayıflayabiliyor, okula karşı çocukta nefret ve korku duyguları, okula gitme isteksizliği gelişebiliyor. Özgüvenleri sarsılabiliyor, bir takım psikolojik sorunlarla baş başa kalıp şayet farkına varılırsa bu sorunları gidermek adına tedavi vs süreci yaşayabiliyorlar. Diğer taraftan zorbalık uygulayan çocuklar da uyguladıkları zorbalığı kanıksayıp, olağan bir davranış şekli olarak kabul edip yetişkin dönemlerinde yine ileri safhalarda kurdukları aile ortamlarında, iş ortamlarında, sosyal yaşamlarındaki ilişkilerinde de şiddete dayalı eylemlerine devam edebiliyor.  

– Ailede yanlış ebeveyn tutumlarının etkisi var mı? Gözleminiz ne yönde?

Aile Hukuku ile uzun yıllardır iç içe olmam nedeniyle ebeveynlerin birbirleriyle, çocuğun ebeveynle kurduğu ilişkiler çocuğun sağlıklı gelişimi açısından çok çok önemli olduğunu söyleyebilirim. Çocuğun öğrenim gördüğü okulda yahut arkadaş çevresinde maruz kaldığı akran zorbalığını ailesi ile paylaşması, ailenin çocuğa yaklaşımı, peşin hüküm vererek çocuğu yargılamaması önemli.  Pek tabidir ki; çocuğun maruz kaldığı zorbalığın önüne geçebilmek için ebeveynlerin okul yöneticileri ve öğretmenlerle kurduğu diyalog da çok önem arz etmekte. Eskilerin tabiri ile “Eti senin kemiği benim “ gibi bir düşünce ile hareket çocuğa her zaman zarar verir. Ana ve babaların çocuklarına verebilecekleri en güzel şey çocuklarına ayırdıkları zaman dilimidir. Bu yüzyılda unutulmaya yüz tutmuş “Merhamet “ duygusunun çocuklara küçük yaşta aşılanması çok değerli. Psikiyatrist Prof.Dr. Kemal Sayar’ın kaleme aldığı ve benim de severek okuduğum “ Merhamet Kalbe Dönüş İçin Son Çağrı” kitabında hatırımda kaldığı kadarıyla değerli hocamız şöyle diyordu “Merhamet sahibiysem, benim değil, senin yaşadığın şeydir beni etkileyen. Beni duygulandıran, senin yaşantılarındır. Merhamet sahipleri, diğerinin yaşadığı ızdırabın ne kadar acı verici olduğunu tahayyül edebilen insanlardır. Ve adalet ancak merhametle kaimdir.”

 Aileler çocuklarını yetiştirirken çocuğun hem kendi yaş gurubundan hem diğer yaş gruplarından çocuklarına karşı kendilerini korumalarını, kendi düşüncelerini ve haklarını söyleyebilmenin önemli olduğunu öğretmeleri kıymetlidir. Aynı zamanda akran zorbalığı davranışlarını yapan çocuklar içinde yetişme süresince öfkeyle baş etmek, arkadaş ilişkileri, sınırlarımızı bilmek gibi konularda çalışmalar yapılabilir.

– Çağın bencilliği daha çok gençler üzerinden mi açığa çıkıyor?

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın bir yazısını okumuştum. “Depresyonun Virüsü Bencillik” başlıklı yazısında depresyonun virüsünün bencillik olduğunu, bencilliğin olduğu yerde, yalnızlık, yalnızlığın olduğu yerde mutsuzluğun yaşandığını belirtiyor. Çağın vebası haline gelen bencillik çocukluktan başlayıp, gençlik ve yetişkinlik dönemine sirayet eder şekilde her yanımızı kaplamış durumda. İnsanın yetiştirilme şekli çok önemli ve kıymetli. Çokça emek verilmesi gereken bir husus. Atalarımız boşa dememiş “Ağaç yaşken eğilir”, “İğneyi kendine, çuvaldızı ele batır” sözlerini. Dünyayı değiştirmek istiyorsak önce kendimizden başlamalıyız ki gelecek nesil için bir fayda sağlayalım. Çocuklarımıza ve gençlerimize bireysellik adına, özgüven adına  “bencillik” duygusunu aşılamaktan vazgeçmeliyiz. Tüketimin ön planda tutulduğu günümüzde çocuklarımızı açgözlü birer birey olarak yetiştirme duygusundan kendimizi arındırmalıyız.

– Şiddetin, yükselmenin, zorbalığın sorun çözdüğüne inanan gençleri ikna etmek mümkün mü?

Elbette ki mümkün. Eğitim, eğitim, eğitim… Başta ülke yöneticileri, aileler,  okul yöneticileri, öğretmenler, sivil toplum kuruluşları, şiddetin, zorbalığın ne olduğunu öğretmekle işe başlamalılar. Şiddet ve zorbalığın çözüm noktasında bir araç olmadığını, ben dilinden vazgeçerek ve empati duygusunun önemini anlatmak suretiyle konuşarak, iletişim kurarak sorunların kesin çözüme ulaştırılacağını çocuklara ve gençlere özümsetmek, bu konuda eğitim vermek kıymetli. Şiddet, zorbalık, kaba kuvvet hiçbir toplumda hiçbir zaman sorun çözücü olmamıştır bilakis yeni sorunları da beraberinde doğurmuştur. Şiddeti, akran zorbalığını önlemek için yapılabilecek pek çok şey var ancak bu noktada uzun vadeli hareket etmek ve kısa vadede sonuç beklememek önemli.

-Ailelere büyük görev düşüyor şu halde…

 Evet. Çocuklarıyla karşılıklı çift yönlü iletişimde bulunmaya hassasiyet göstermeliler. Yine çocukları hem ailelerin hem de okul idarecilerinin ve öğretmenlerinin sevdikleri şeyleri yapmaya yönlendirmeleri, hobi edinmelerini sağlamaları da olumlu yönde etki edecek bir yöntem olarak düşünülebilinir.

-Öğretmenlere bakan yönü de olmalı…

Elbette. Öğretmenler açısından çocukların birbirleri ile yakınlık, arkadaşlık bağı oluşturmak yolunda çaba göstermesi, zorbalığı hissettikleri zaman sağduyulu yöntemlerle müdahaleleri de olumlu sonuç sağlayacaktır. Okulda öğrenciler arasında disiplini sağlamak adına idareci ve öğretmenlerin fiziksel ve sözlü şiddet dili kullanmalarına asla tolerans tanınmamalıdır.

– Akranlar arasında daha çok hangi problemler öne çıkıyor?

Zorbalık denildiğinde genelde aklımıza fiziksel zorbalık gelse de baskı kurma, küçük düşürücü, onur kırıcı sözler sarf etmek yahut alay etme şeklinde sözlü ve psikolojik, dışlama, yalnız bırakma, dedikodu çıkarma gibi sosyal zorbalıklar da akranlar arasında görülüyor.

-Erkek çocuklarında mı gözleniyor sadece?

Hayır. Zorbalığı sadece erkek çocuklarda değil kız çocuklarında da gözlemliyoruz. Yapılan araştırmalarda erkek çocukların genelde fiziksel zorbalık uyguladığını,  kız çocukların ise ağırlıklı olarak duygusal ve sosyal zorbalık yaptığını ortaya koymaktadır.

– Bu konuda bir dernek oluşturmuşsunuz?

Biz Yunus Emre’nin “Ben gelmedim kavga için, benim işim sevgi için “ sözünden hareketle AKRAN ARABULUCULUK derneğini kısaca AKRANDER’i Ankara merkezli olarak Temmuz 2020’de 40 kurucu üye ile kurduk. Derneği kurmadan önce de hukukçu arabulucular olarak Ankara Arabulucular Derneği ve İzmir Arabulucular Derneği bünyesinde akran arabuluculuk projemizi hayata geçirmiş, eğitimler vermiştik.

– Hangi meslek dallarından insanlar var bu dernekte ve derneğinizin kuruluş amacı nedir?

Akran Arabuluculuğu konusunda derin araştırma ve çalışmalar yapmış Prof. Dr. Abbas Türnüklü’nün teşviki ve Ankara’da görev yapan meslektaşımız ve dernek başkanımız Nejdet Göğüsdere’nin büyük desteği ile avukat- arabulucu meslektaşlarımız, psikolojik danışman arkadaşlarımız, üniversitelerde görev yapan akademisyen hocalarımızla bu derneği kurduk.

-Nasıl bir amaca sahip?

Büyük bir heyecanla kurduğumuz derneğimizin amacı; çocuklarımıza öğrenimleri sırasında iletişim becerilerini kazandırmak bu beceri sayesinde sorunlarını konuşarak, empati kurarak, dinleyerek, duygularını ortaya çıkararak çözme yetisini kazandırmak geliyor. Bu becerilere çocuk yaşta sahip olmak çocuklara ileride kuracakları aile yaşantılarında, iş yaşantılarında, sosyal çevrelerinde de olumlu kazanımlar sağlayacaktır. Çocuklar sorun çözmenin kavga ederek, şiddet içeren tartışmalara girmekten ziyade konuşarak halledileceğini öğrenmiş olacaklar ve sorun çözme becerilerini de kazanmış olacaklar.

-Ne gibi sonuçlar aldınız?

Akran arabuluculuk projesinin uygulandığı okullarda çocuklarımız artık kavga yerine yine aralarından seçtikleri akran arabuluculuk eğitimi almış arkadaşları nezdinde sorunlarına çözüm buluyorlar. Bu sayede hem çocuklar rahat ve huzurlu oluyorlar, hem öğretmenleri hem de aileleri bu durumdan olumlu etkileniyorlar. Çocukların psikolojik gelişimlerine de olumlu yansıması oluyor, kendilerine olan güvenleri artıyor, eğitimlerine, sosyal aktivitelerine zaman ayırıyorlar en önemlisi çocuklarımız barış ve kardeşlik dilini öğrenerek gelişimlerini sürdürüyorlar.

-Doğru eğitimin iyi sonuçları diyebilir miyiz buna?

Evet, diyebiliriz. Ülkemizde ve dünyada yaşanan şiddet olaylarına karşı “Şiddete HAYIR! Eğitim ŞART!” diyoruz ya biz bu eğitim konusunu söylemlerde bırakmıyoruz gönüllü olarak çıktığımız bu yolda verdiğimiz eğitimlerle ülkemizde ki şiddet olaylarını da en aza indirgemeyi hedefliyoruz. Her okumuş bireyin bu ülkeye hizmet olarak bir borcu olduğunu düşünerek bizler borcumuzu bu eğitimlerle yerine getirmeye gayret ediyoruz. Güzel sonuçlar alıyoruz.

– Hizmet verdiğiniz ve iyi neticeler aldığınız okullar az değil o zaman?

Elbette ki eğitimlerin geri dönüşümü çok olumlu. Biz bu konuda hevesli ve istekli okullarla yola çıkmayı tercih ediyoruz. Projeyi sürekli uygulamak önemli olan. Biz AKRANDER olarak bugüne kadar 750 psikolojik danışman hocamızla akran arabuluculuk eğitimini verdik ve yine bugüne kadar 1000’in üzerinde devlet okullarında okuyan öğrencimiz akran arabuluculuk eğitimini aldı. Az önce belirttiğim gibi istekli okul idarecilerinin, öğretmenlerinin, velilerin bulunduğu okullar tercih sebebimiz.

-Önceliğiniz gönüllülük…

Evet. Önceliğimiz bu konuda istekli, işbirliğine açık okul yöneticilerinin, öğretmenlerinin ve velilerin bulunduğu okullardır. Kendiliğinden sosyal medya üzerinden, basından duyup bizlere müracaat eden devlet okulları olduğu gibi bizler de Milli Eğitim Müdürlükleriyle iletişim kurarak, yine tespit ettiğimiz şiddet olaylarının sıkça yaşandığı okulların idareleriyle irtibat sağlayarak projemizi uygulamaya çalışıyoruz.

-Ankara ve İzmir ağırlıklı mı çalıştınız?

Hayır. Derneğimiz kurulduğundan itibaren Ankara ve İzmir’in yanı sıra Adana, Gaziantep, Kırıkkale, Ordu, Samsun ve Antalya’da eğitimlerimizi tamamladık. Yine birçok ilimizde eğitimlerimiz de devam ediyor.

-Hedefiniz nedir?

Tüm Türkiye çapında devlet okullarındaki öğrencilerimize bu eğitimi vermek en büyük hedefimiz. Aslında Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu konuyu müfredata alması da çok kıymetli olacaktır. Umarım önümüzdeki süreçte bu dileğimiz de gerçekleşir. Biz eğitimi verdikten sonra akran arabuluculuk uygulamalarının eğitim verdiğimiz okullarda devamlılığının ve uygulanılırlığını, devam edip etmediğini de takip ediyoruz. 

– Eğitim alan “Akran Arabulucu” öğrenciler arabuluculuk sürecini nasıl gerçekleştiriyor?

Genel hatlarıyla verdiğimiz eğitimde akran arabuluculuk süreci “8” basamaktan oluşmaktadır. Okulda seçilen arabulucu öğrenci kardeşlerimiz uyuşmazlığa düşen arkadaşlarının uyuşmazlıklarını arabuluculuk yoluyla çözümlemelerinde en önemli görevleri, soru sormak ve anladığını etkin dinleme yöntemiyle karşı tarafa yansıtarak hem konuşan öğrencide anlaşılma duygusu oluşturmak hem de onu doğru bir biçimde anlamaktır.

-Sanırım bir açılış ve tanımlama oturumu ile başlıyor…

Evet. Arabulucu öğrenci ilk adımda öncelikle arabuluculuğun ne olduğunu ve kuralları açıklayan açılış konuşmasını yapıyor. Sonra ikinci adım olarak öncelikle çatışan öğrencilerin sırayla aralarındaki sorunu nedenleriyle birlikte diğer öğrenciye açıklamalarını sağlatıyor. Üçüncü adım olarak arabulucu, anlaşmazlık yaşayan öğrencilerin yaşadıkları sorun ile ilgili olarak hissettikleri duyguları, nedenleriyle birlikte birbirlerine açıklamalarına çaba sarf ediyor. Daha sonra, dördüncü adım olarak arabulucu, çatışan öğrencilerin birbirleriyle empati kurmalarını ve birbirlerinin söylediklerini, duygularını ve bunların nedenlerini, anladıklarını göstermelerini sağlıyor. Beşinci adım olarak, çatışan tarafların istekleri, gereksinimleri, çıkarları ve bunların nedenlerinin belirlenmesi sağlanıyor. Arkasından, altıncı adım olarak, çatışan öğrencilerin ortak sorunların çözümü için her iki tarafın yararına kazan-kazan çözüm seçeneklerini yaratmaları geliyor. Yedinci adım olarak da, arabulucu çatışan tarafların ürettikleri kazan-kazan çözüm önerileri arasından, her iki tarafın da yararına bir seçenekte karar kılınmasını sağlıyor. Tüm bu işlemlerden sonra, arabulucu öğrenci arabuluculuğun sekizinci ve son basamağı olarak arabuluculuk formunu hazırlayarak süreci resmileştiriyor ve bir anlaşma formu hazırlıyor. Hem arabulucu ve hem de uyuşmazlık yaşayan öğrenciler bu anlaşma formunu imzalıyor ve arabuluculuk süreci tamamlanmış oluyor.

– Bu iyilik hareketinde hedefleriniz nelerdir, son olarak biraz daha açabilir misiniz?

“Bir iyilik hareketi” sloganıyla çıktığımız yolda bizlerin bu projeden beklentisi dediğim gibi çok büyük. Barışın, kardeşliğin, dostluğun, sevmenin sadece şiirlerde ve şarkı sözlerinde, romanlarda, masallarda  yer alması maalesef insanlığın gelişiminde yeterli olmuyor. Hiçbir maddi beklentimiz olmadan devam ettirdiğimiz projemizde ileri ki yıllarda “ iyi ki yapmışız, iyi ki bu projeyi ortaya koymuşuz” diyebilmek çok kıymetli olacak. Biz çocuklarımızı güzel bir geleceğin beklediğine inanıyoruz. Hz. Mevlana’nın dediği gibi bizler iyilik ekmeye devam edeceğiz, biliyoruz ki ekmedikçe hiçbir şey biçemeyiz.

AV. ARB. SİNEM HACIEMİNOĞLU KİMDİR?

Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1994 yılında mezun oldu. Avukatlık stajını müteakip 1995 yılından itibaren İzmir Barosuna bağlı olarak avukatlık mesleğini icra etmektedir. 2014 yılından itibaren de Adalet Bakanlığı Arabuluculuk Daire Başkanlığı siciline kayıtlı arabulucudur. 2019 yılında Atatürk Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Ön Lisans Eğitimini tamamlamış halen İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde lisans eğitimine devam etmektedir.

İzmir Arabulucular Derneğinde iki dönem yönetim kurulu üyeliği, bir dönem de etik ve disiplin kurulu üyeliği görevinde bulunmuştur. AKRANDER kurucu üyelerindendir.

2017 yılından itibaren Türkiye Barolar Birliği Eğitim Merkezinde Yürütme Kurulu Üyesi olarak görev almıştır. Ulusal ve uluslararası birçok eğitim kuruluşlarından arabuluculuk alanında eğitimler almış olan Sinem Hacıeminoğlu Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesi bünyesinde Temel Arabuluculuk ve İş Hukukunda Uzman arabuluculuk alanında eğitimler vermektedir.

 Aile Hukuku ve arabuluculuk alanında yayınlanmış makale ve yazıları mevcuttur.

22.06.2022

https://www.istiklal.com.tr/haber/akran-zorbaliginda-arabuluculuk/698162

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.