ALLAH’I SEVER GİBİ SEVMEK…

MEN edildiğimiz bir sevgi sapmasıdır bu.

Hayatın özü muhabbettir.

Muhabbetsiz bir hayat kesinlikle yaşanılası değildir.

Yüktür.

Paçayı muhabbete kaptırmadıkça şüphesiz yapıp ettiğimiz hiçbir şey bize lezzet vermeyecektir.

Tazelemeyecektir.

Motivasyon sebebi olmayacaktır.

Ancak burada ince bir ayar vardır ve bunu Yüce Rabbimiz bize Kur’an-ı Keriminde beyan buyurmuştur.

Bakara Sûresinin 165 ci âyetini hesaba katmadığımız zaman yolumuz sarpa uğrayacak demektir.

Bu sebeple sevgi üzerinde konuşacaksak bu âyet her an hatırımızda olmalıdır.

Sevme eyleminde bulunacaksak bu âyet hareket noktamızdır.

SEVGİSİZ bir yaşam sürmeyi kimse istemez.

Sevmek isteriz.

Sevilmek de…

Gıdamızdır.

Ama ölçüsü de vardır ve bu yaratıcımız tarafından belirlenmiştir.

KENDİMİZİ severiz, sevmeliyiz.

Annemizi, babamızı, ecdadımızı severiz, sevmeliyiz.

Eşimizi severiz, sevmeliyiz.

Çocuklarımızı severiz, sevmeliyiz.

Dostlarımızı, arkadaşlarımızı severiz, sevmeliyiz.

Sevgisizlik bir hastalıktır ve kötü sonuçları vardır.

Ama sevgi sapmasının vereceği hüsran da tariflere sığmayacak boyuttadır.

ÂLİMLERİMİZİ severiz, sevmeliyiz.

Ârifleri severiz, sevmeliyiz.

Bize bir harf öğreteni, yol, yordam belletenleri, darlıkta, bollukta yanımızda olanları severiz.

Bu bir insanlık borcudur üstelik…

Ama Allah’ı sever gibi sevemeyiz.

Yüce Rabbimiz ve Sevgili Peygamberimiz bizi bundan men etmiştir.

TÜM sevgilerin ölçüsü, biçimi vardır.

Onsuz yapamadığımız sevme duygumuzu kullanırken “Yerindelik Duygusu”ndan uzak düşemeyiz.

Bu bizi hasarete uğratır.

Yakıp bitirir.

Sevgi ile var olma mücadelesi verirken ölçüyü belirleyemediğimizde bizi imha eder.

İmanımızı sakatlayabilir.

Ahiretimizi kaybettirebilir.

SEVGİ bütünleyicidir.

Bütünleştiricidir.

Toplumu bir arada tutan mutluluk harcıdır.

Ancak iş totemciliğe, tapınma noktasına geldiğinde iş bütünüyle değişir.

Tersine döner.

Ve seveni imanından vurur.

ŞEYTAN yemler bizi.

Karayı ak gösterir.

Allah için sevdiğimize inandırabilir ve farkında olmadan bu muhabbeti Allah’ı sever gibi sevme seviyesine bizi uyuşturup çıkarabilir.

Peki, ölçümüz nedir?

Rehberimiz kimdir?

Şüphesiz Kur’an’dır ve o vahyi bizlere taşıyan Fahr-i Kâinat Efendimizdir.

Peygamberimizin “Allah beni resul edinmeden evvel kul edindi” sözü bizim şaşmaz tartımız olmalıdır.

Tüm varlıkları kendi ölçülerinde zaten sevmemiz gerekirken bizden daha fazlasını isteyenler olursa burada bir “Sevgi İstismarı”nın başlamış olabileceği gönül uyanıklığına kavuşmamız gerekir.

“Beni severek Allah’ı seversiniz” hokkabazlıkları bu ferasetin radarlarında yakalanmalı ve dışarı atılmalıdır.

AKIL Hakkın terazisidir.

Ve onu bize kullanmamız için bahşetmiştir.

Dengeyi onunla buluruz.

SEVGİDE boyut atlanmamalıdır.

Her şeye hakkını vermek zaten adaletin temel ilkesidir.

Burada adaleti sağlayamayan başka yerlerde bunu nasıl başarabilir ki?

SEVGİNİN putlaştırılması olgusu yeni değildir.

Tarih boyunca kimi eşini putlaştırmıştır, kimi çocuklarını…

Kimi menfaatini…

Kimi konumunu, pozisyonunu…

Yani bizi yücelten bu hassa ayarı kaçtığında yakamızı bırakmayan bir illet hâlini alabilmiştir.

Dikkat mecburidir.

SEVGİ yoluyla şirke düşmek mümkün müdür?

Mümkündür.

Yüce kitabımıza dikkatle baktığımız vakit şaşırabileceğimiz nice çarpıcı örnekle karşılaşırız.

Üstelik bunların çoğu iyi niyetle başlamıştır.

Kaynaklarda İdris Peygamberin müminleri olarak ifade edilen bazı salih kişilerin hâtıralarını saygı gösterip canlı tutmak arzusuyla başladıkları bu sevgi eylemi süreç içinde sûret değiştirip himmet dilemek maksadıyla heykelleri yapılmış ve daha sonra tapınmaya dönüştürülebildiği anlatılmaktadır.

Nuh Sûresi 23 cü âyeti bize ilah yerine geçirilen Ved’den, Suvâ’dan, Yegūs’tan, Yeûk’tan ve Nesr’den bahsetmektedir.

SEVGİDE aşırılığa gitmek hayat israfıdır.

İman israfıdır.

Ama bunlar ne yazık ki yaşanabilmektedir.

Tevhit ehli varsayarken kendimizi kitabımızı dikkatle inceleyerek anlayıp okumadığımız sürece bu azap verici durumlara düşmek içten bile değildir.

Hicran veren en çarpıcı yönü şu ki, Allah için sevdiğimizi düşünürken Allah’ı sever gibi sevmeye başlayabiliyor olmamız.

Eski toplumların düştüğü bu körlüğe bizim düşmeyeceğimizin garantisi var mıdır?

“Kalp kayması” yaşamayacağımızın kanıtı nedir?

Kur’an’ın bizlere sunduğu onca örnekler her an bu türlü tehlikelerle yüz yüze olacağımız gerçeğinin hatırlatılması ve dahası uyarısı değil midir?

Tüm bunlara rağmen “Aman ne olacak?” diyebilir miyiz?

Duymuş gibi yaparak geçip gidebilir miyiz?

İSEVİLERİN Hazreti İsa’ya yaptıklarına bakmayacak mıyız?

Yahudilerin Hazreti Üzeyir’e bakışlarını hesaba katmayacak mıyız?

Sevgili Peygamberimizin bazı şairlerin aşırı övgülerine karşı takındığı tutumu görmeyecek miyiz?

Onları bundan men etmesi üzerinde düşünmeyecek miyiz?

Daima kulluk çizgisinde yaşaması ve kendisinin beşer oluşunu her vesileyle vurgulaması ile bizi nelerden korumak istediğini ve onun bu konuda merkezleşen üzerimizdeki şefkatinin ne anlama geldiğini tefekkür etmeyecek miyiz?

Bizi şirkten sakındırmadaki bu muhteşem merhametine karşı ona itaat etme zorunluluğumuzu daha ne kadar unutacağız?

Allah’ı sevmenin resulüne baş eğmek ile mümkün olduğu vahiy bilgisini yok mu sayacağız?

Allah’tan başkalarını gerçek velî ve dost edindiğimizde hükmü altına girdiğimiz âyetlerin hangileri olduğuna açıp kitaba bakmayacak mıyız?

Yarın mübarek Ramazan ayına girişimizle birlikte kendimizi korumak maksadıyla şu âyetlere bakmaya ne dersiniz?

Araf 3 – 30, Rad 16, Kehf 50-102, Furkan 17-18, Casiye 10,

BUNLARLA sınırlı değil Rabbimizin uyarıları ama başlangıç olarak düşünebiliriz.

Bağlamında yer alan diğer uyarıcı âyetlere de bu vesileyle ulaşma imkânı bulacağımızı umuyorum.

Yarın Kur’an ayı olan Ramazan-ı Şerif başlıyor.

Bugün teravih ve imsâkımız var.

Tebrik ediyorum.

Ya Selam!

12.04.2021

https://www.istiklal.com.tr/kose-yazisi/allahi-sever-gibi-sevmek/619526

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir