AVUÇLARINDA O SICAKLIK…

“AH” derdi…

Bir süre nefeslenip tamamlardı iç yakan o cümlesini: “Avuçlarında o sıcaklığı hissettiğim ilk gün, ilk an…”

Kime söylerdi, bilmiyorum.

Neden söylerdi, bu hususta da bir malumatım yok.

Ama şunu itiraf edebilirim ki, duyduğum ilk saniyeden itibaren içimi dağladı.

Hâlen yakmaya devam eder.

Nasıl yandırmasın ki?

Öyle içten, öyle ciğerden söylerdi ki, o yanık kokusu uzak mesafelerden rahatlıkla alınabilirdi.

GEÇENLERDE muhabbet ettiğimiz bir arkadaşım benzer bir cümle kurduğunda zihnim kendini güncelledi.

Ve bir defa daha kendimi ateş hâlesinin içinde buldum.

Şunu söylemeliyim ki, bu ateş bildiklerimizden değil.

Alevin insan derisini yakmasına benzemiyor.

İçeriden körüklenen bir yangın.

Sanki nefesiniz kalaycıların önüne yığılmış onlarca bakırı kalaylarken ateşi canlandırdığı körüğüne dönüşmüş de siz nefes alıp verdikçe bu yangın tüm benliğinizi sarıyor.

Yakıyor.

Cayır cayır hem de…

Bir fark var ki, o da, siz bu alevden şikâyet etmiyorsunuz.

Bu yangından bîzar değilsiniz.

Yandıkça yenileniyorsunuz.

Tazeleniyorsunuz.

Ve…

Kendiniz oluyorsunuz.

ŞÜKÜR gerektirir bazı yanışlar…

Hamd etmeye taşır bazı kavruluşlar…

Gereksiz nefs kabuklarından sıyrılıp yeni oluşlara, taze doğuşlara taşır sizi.

Yepyeni fidanlar sürgün verir bağrınız.

Dal budak salar.

Tamurcuklanır.

Ve…

Sevda yemişleri verir ardından…

Bakışınız değişir, duyuşunuz başkalaşır, tepkileriniz yerini munisliğe bırakır.

Dilinizden dökülen sözler şifa kuşlarına dönüp kanatlanır sevdiklerinizin kalbine konmak için…

SICAK avuçlarımız olmalı bizim.

Kalbimizin habercisi olan…

Sıcak sözlerimiz olmalı bizim.

Göz aydınlığına sebep olan…

Sıcak bakışlarımız olmalı bizim.

Nazar ettiği yerleri bahar mevsimine dönüştüren…

Sıcak dokunuşlarımız olmalı bizim.

Cümle olumsuzlukları kovup yerine merhameti eken…

Sıcak merhabalarımız, sımsıcak selamlarımız olmalı eşe, dosta gelecek bayramları muştulayan…

VE sıcak avuçları olmalı sevdiklerimizin, dostlarımızın.

Tutmaktan hiç usanmayacağımız…

Sıcaklığıyla ısınıp tüm üşümelerimizi geride bırakacağımız.

“AH” derdi…

Bir süre nefeslenip tamamlardı iç yakan o cümlesini: “Avuçlarında o sıcaklığı hissettiğim ilk gün, ilk an…”

Kime söylerdi, bilmiyorum.

Belki bilmem de gerekmiyor.

Mesele bu değil çünkü…

Odaklanacağımız nokta bizim avuçlarımızın ne kadar sıcak olduğudur.

Kalbimizin enginliğidir.

Sözlerimizin onarıcılığıdır.

Bunu sağlayabildiğimiz vakit sevdiklerimizin avuçları da ısınacak zira…

İnanın.

Ya Selâm!

06.09.2021

https://www.istiklal.com.tr/kose-yazisi/avuclarinda-o-sicaklik/645295?fbclid=IwAR2XO0kwWJT3WiOAR9CyKbuGqH2L6A8srRcM6qRd4qHwHfAXARhe89IhlbY

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir