“Bana Hikâye Anlat-ma”

UĞUR CANBOLAT

Son zamanlarda ilgili mahfillerde konuşulan öykü ve hikâyenin farklılığı veya aynîliği konusundaki tartışmaları kiminle konuşabileceğimi düşünüyordum.

Elbette bu mevzu üzerinde düşünen, konu hakkında yazan ve konuşan bir yazar olmalıydı.

Kendisiyle daha önce televizyon programı yaptığım eğitimci yazar Recep Seyhan’dan başkasıyla olamayacağına karar verdim sonunda.

Recep Seyhan özgün bir öykücü.

Orijinal…

Popülerlik peşinde koşmayan, işin aslıyla esasıyla zihnini ve kalbini meşgul eden bir edip.

Şimdiki zamanın gönlü güzelliklerle dolu bir dervişi.

Mütevazı…

İçli…

Ürünlerini okurken isim seçimleri, kullandığı semboller, derinlemesine tahlilleriyle ve sahih bir dille konuyu çerçevelemesi sürekli dikkatimi çekiyordu.

Zihnimde modern bir menkıbe anlatıcısı şeklinde yer etmişti.

Bu sebeple siz İstiklal Gazetesi okuyucuları ve yazı dünyasında yer bulmak isteyen genç ve cevval zihinlere katkı sunabilmek için hocanın kapısını çaldık.

Sorularımızı sorduk, cevaplarımızı aldık.

Kendisine teşekkür ederek bu söyleşiyi dikkatinize arz ediyorum.

___

Öykü ile hikâye arasındaki temel fark nedir?

Temel fark formatlarındadır. Öncelikle belirtelim: Bu iki tahkiye, birbirinden ayrı türler değil aynı türün (ince bir ayırımla) farklı türevleridir. Öykü bir yanıyla geleneğe yaslı bir kurmaca iken öykü bilinçdışından ve arketiplerden yontulan, ihata alanı daha geniş, farklı türlerle içli dışlı bir türevdir. Her iki metin de bireyin bulunuşunu (presence) anlatır. Hikâyede bireyin bulunduğu yer, yaşadığı mekân ve çevresi iken öyküde ağırlıklı olarak içidir. Başka deyişle; öykü bireyin kişisel/öznel-iç tarihinden varoluşsal kesitler sunarken hikâye şahsın kurgulanan bir çevre içindeki varlığını anlatır. Hikâye bireyin bulunduğu yerde edindiği tecrübe alanlarında dolaşırken öykü deney alanlarını işaret etmekle kalmaz onun metafizik arka planını da kurcalar. Hikâye, bir yanıyla geleneğe yaslı bir kurmaca iken öykü bilinçdışından ve arketiplerden yontulan, ihata alanı daha geniş, farklı türlerle içli dışlı bir türevdir. Anlaşılacağı gibi, hikâyenin tarihî bir geçmişi ve bir geleneği vardır. Öykünün bir geleneği oluşmuş değildir ve bizdeki tarihi yaklaşık 80 yıldır. Hemen belirtelim; bu, öyküye bir nakîse teşkil etmediği gibi öykünün farklılık arz eden nitelikleri hikâye aleyhine bir durum da değildir. Demek ki biri diğerinin rakibi değildir. Bazı arkadaşlarımız “öykü” kullanımını yanlış buluyorlar. Sanki hikâye kıymetinden bir şey kaybedecekmiş gibi ya da öykü hikâyeyi yerinden edecekmiş gibi gereksiz bir kaygıyla (daha çok da dile titizlenme mülahazalarıyla) “hikâyenin nesi vardı,” diyorlar. Mesele öyle değil. Mesela Sabahattin Ali’nin veya Mustafa Kutlu’nun kurmaca metinleri için hikâye, Rasim Özdenören’in ve Bilge Karasu’nun metinleri için de öykü kodlaması uygun düşer. İlginç olan şudur ki sadece hikâye yazan ve alanında başarılı olan kimi hikâyeciler, yazdıkları hikâye olmadığı için aynı düzlemdeki başarılı öykücülere mesafeli dururlar. Bu durum, aynı konumdaki öykücüler tarafında da böyledir. Oysa bir hikâyeciden illa öykü yazması beklenemeyeceği gibi bir öykücüden de illa hikâye yazması beklenemez. İkisine de ihtiyaç vardır ve ikisi de gereklidir. O arada öykünün içinde kahramanın bir hikâyesini sezebiliriz; (bize göre) sezmeliyiz. İçinde kahramanın hikâyesini hissetmediğimiz öyküler de vardır ancak bunlar öyküden uzaklaşarak insansızlaştırılmış, fantastik anlatılara veya denemeye yaklaşmış metinlerdir. Bu yüzden, bu tür metinlerin öykü olup olmadığı tartışmalıdır. Öte yanda, bir yazar hem hikâye hem öykü yazabilir. Bu, yazarın konuyu/temayı hangi türevle daha iyi anlatabileceğine karar vermesiyle ilgilidir. Bu, tercih meselesidir. (Öykü hikâye farkıyla ilgili tanım ve ayırıcı nitelikler düzeyinde ve ayrıntılı açıklama için bk. Recep Seyhan, Buna Bana Hikâye Anlat-ma, kuramsal yazılar, ontolojik tahliller)

-Birbirinin yerine kullanılması doğru mu?

Öykü formatındaki bir metin için “hikâye” kullanımı doğru değildir; ancak uygulamada böyle değil, galatımeşhur olarak birbirinin yerine kullanılıyor.

Hikâye veya masalı ayıran özellik nedir?

Masalda masal anlatıldığını biliriz; yani bu metinlerde kişiler, olay, yer, mekânlar hayalidir. Zaman ise tümüyle belirsizdir. Bu ögeler hikâyede de hayali olabilir ancak gerçeklik/sahicilik duygusu uyandıracak şekilde anlatıldığı için masaldan kolayca ayrılır. Ayrıca masal ve hikâye kipleri de çok kere farklıdır.

Hikâye anlatıcıları vardı eskiden farklı mekânlarda…

Eskiden masalcılar ve destancılar vardı. Çocukluğumda çarşı camilerinin önünde yere serilmiş halde satılan hikâye kitapları satan ya da bir aracın üstünde yılan görselini kullanarak muhtelif kesiciler, mutfak aparatları vb zerzevat satan adamlar vardı. Hikâyeler de anlatırlardı bu adamlar. Yörede tabii bir afata maruz kalmış veya bir cinayete kurban gitmiş gençlerin, âşıkların ardından yazılmış bir veya birkaç sayfalık destancılar vardı (25 kuruş). Bu adamlar daha sonra teyp çıkınca çarşı pazar dolaşarak sırtlarında taşıdıkları teypten ilettiler destanları. Bir de köylere gelen çerçilerde hikâye kitapları bulunurdu. Bu adamlar, hikâye masal anlatıcıları idi aynı zamanda. Bunları son anda ben de görmüştüm. Bunlara “kıssahan” deniyordu (Kürtler Dengbej, Kazaklar Engimacı diyorlar).

Bu toprakların, bu örfün hikâyesinde olmazsa olmaz diyebileceğiniz özellik nedir?

Öncelikle ustalıklı bir dil, işlenmiş etkili bir anlatım; sonra sahicilik, inandırıcılık. Bunları, önümüzdeki metnin bu toprakların, bu iklimin, bu kültürün sesini duyurması izler. Kurgu ve konu sonra gelir.

Hikâyede bir mesaj kaygısı olmalı mı?

Cevap kısa ve kesin: Olmamalı. Hikâye sanatı tebliği ve nasihati kaldırmaz. Çaydaki şeker gibi görünmeyen fakat tadı olan örtülü mesaj olabilir; fakat bu bir şart da değildir.

Sizin için ne anlattığınız mı önemli, nasıl anlattığınız mı?

Nasıl anlattığım önemlidir. Bu, herkes için böyledir sanıyorum.

Her hikâye bir keşif midir size göre?

Öyledir. Yazdığım her öykü/hikâye metni bir yanıyla varlığı(mı) keşif sürecinin bir parçasıdır.

Hikâyeci hikâyeyi nasıl ve nereden toplar?

Bir hikâyeci hikâyeyi nasıl toplar sorusu yazara göre değişir. Bendeniz nasıl topladığımı HeceÖykü’nin “Hikâyenin Doğduğu An” konulu soruşturmasında ayrıntılı cevapladım. (Bk. HeceÖykü’ 80, 2017). Nerden topladığına gelince; yaşadıklarından, gözlemlerinden, duyduklarından, hayalinden, sezgilerinden, iç yaşantılarından, konuştuğu dilin yaratıcı kelimelerinden yani dil hazinelerinden, bilinçaltındaki arketiplerinden toplar. Bunun için okumak ve birikim kazanmış olmak olmazsa olmazlardandır.

Sanatın unutturmama özelliği hikâyeye nasıl siner?

Yaşatılarak, sezdirilerek, kelimelerin anlamlarını genişleterek, yeni anlamlara kapı aralayarak, ironilerle ve çok çağrışımlı imgelerle…

Hikâyede sizin poetik tavrınız nedir?

   Hikâye poetikamızı somutlaşmış bir cümle ile kendimiz belirlememiz şık olmaz. Konu, Bana Hikâye Anlat-ma adlı kuramsal çalışmamızda ve hikâyeciliğimizle ilgili yazılan yazılarda ete kemiğe bürünmüştür. Bununla ilgili iki farklı kaynak vereyim:

1- “Recep Seyhan kendisiyle yapılan söyleşilerde de öykü kuramı üzerinde çok önemli açıklamalar yapmaktadır. Şunu demek istiyoruz: Recep Seyhan’ın belirli bir hikâye / öykü poetikası (felsefesi de diyebilirim) vardır” (Prof. Şaban Sağlık, “Hikâyesi Bilinmeyen İnsanların Öyküleri: Zongo’nun Değirmeni“, Edebiyat Ortamı dergisi, Ocak Şubat 2020, sayı,72.)

2-  Zeynep Sati YALÇIN-Reyyan Yalçın; Kurgusal Metinlerde Anlatıcının Rolü Ve Geleneği Yansıtan Bir Örnek Olarak Zongo’nun Değirmeni Hikâyesi, Uluslararası Harran III. Göbeklitepe Sosyal Bilimler Kongresi, 4 Ekim 2021 tarihli bilimsel sunum.

Hikâyeyi bir psikolojik tahlil olarak görebilir miyiz?

Bu tam doğru olmaz. En azından her hikâye için doğru olmaz. Ona yakın bir şey söyleyebiliriz: Hikâye de öykü de, insanın varlığında kelimelerle, kalem ve kelam ile yapılan bir ‘seyrisulûk’tur.

İç içe anlatılan hikâyeler yazarın ustalığına mı işaret eder?

Bu bir yöntemdir. Kullanılması şart değildir. Yine de bendeniz de hikâye içinde hikâye anlattığım için, söze devam edersek “ maksadı kendimize evirme” şeklinde anlaşılabilir. Bu ihtimalin önünü almak için bu kısmı atlama izni isteyeyim.

 Hikâyelerde zaman zaman yerel dil tercihini nasıl değerlendirirsiniz?

Bu tercihi sıkça kullanan bir yazar olarak yerel kelimeler ile yerel ağzı birbirine karıştırmamak şartıyla ilkinin dilimize olumlu katkı sağlayacağını düşünüyorum. O kelimelerin çoğu Divanü Lügati’t-Türk’te var. 

Hikâyede isim seçimleri ve sembolizm nereye oturur?

Yazarın tercihine oturur. Bunu biraz da metnin/kitabın konusu ve kurgusu belirler.

Kafdağı, kuş, Zümrüdüanka, Hüma simgeleri hikâyelerinizde neden kullanıyorsunuz?

“Sanatsal değerler” diye bir kavram var mı bilmiyorum. Bunlar bu toprakların kadim sanat değerleri manzumesi cümlesindendir, geleneksel kültürümüzün evrenselliğe ulaşmış arketiplerindendir.

Hikâye yazıcısı idealizm ve gerçeklik arasında nerede durmalı size göre?

İdealizmi bir hedefi olma, bir dünya görüşü bulunma anlamına anlıyorum. Bu pencereden bakınca sanıyorum her yazarın kafasında bir ideal vardır ve olmalıdır da; ama sanat eserleri idealizmin sloganları ile anlaşamaz. Yazar, gerçekliğin tarafında, hedefleri olan bir duruşa sahip olmalı diyelim (Gerçekliği “gerçek” anlamına kullanmadığımızı işaret edelim.)

Hikâyelerinize modern menkıbe diyebilir miyiz?

Bunu bizim baştan tayin etmemiz ve hikâyelerimizi belirli bir şablona oturtmamız şık olmaz. Bunu okur tayin etmelidir.

Hikâyelerde sorgulama gücü ve eleştiri okuyucuya nasıl geçer?

Başarılı bir hikâye metninde (varsa) sorgulama ve eleştiri yetisi/gönderisi, bu sezgi yoluyla, ironi ve metaforlar eliyle geçer.

Hikâyelerde şiiriyet önemli mi?

Olmazsa olmaz değildir. Yazarın dil tercihine bağlıdır bu. Şu notu eklemeliyim: Bu alan mayınlıdır ve dikkat edilmezse hikâye metnini melodrama ya da mensur şiire kaydırabilir.

Bunca hikâyeden sonra “Osmanlı Kültür Etütleri” adlı çalışmayı yayınladınız. Bu hikâyeden vazgeçiş mi?

Böyle bir algı oluşmasını, Osmanlı Kültürü Etütleri (OKE) adlı inceleme çalışmamızın kurmaca metinlerimizin önüne geçmesini istemem. Gerçek de ilk algının tam tersi zaten. Şöyle ki: OKE 1917’de bitmişti. Yayıncısını bulma, demlenme vb. bakımlardan beklemeye alınmıştı. Bu kitabı yazdıktan sonra bir roman (Ebucehil Karpuzu, 2018) ve iki öykü kitabı yazdık (Zongo’nun Değirmeni, 2019 ve Bir Sepet Hayal. Sonuncusu yayıncıya yeni teslim edildi)  Kaldı ki Osmanlı Kültürü Etütleri, kurmaca (sinema, öykü, roman) ile meşgul olanların kadim kültürle temaslarına destek, bu kaynaklara ulaşmayı kolaylaştırma amaçlı yazıldı. Bunun “nasıllığını” Yazarlar Birliğindeki kitap tanıtımı oturumunda (21.5.022, yöneten Funda Ö. Erdoğan) açıkladım. Birliğin sitesinde ve bilahare youtube’de olmalı.

Yenilerini bekleyebiliriz o halde.

Aynen öyle.

___

KUTU İÇİNDE

RECEP SEYHAN KİMDİR?

Amasya/Taşova-Yeşilyurt köyü doğumlu. Marmara Üniversitesi lisans (Türk Dili Edebiyatı) mezunu. MEB’e bağlı okullarda Türk Dili Edebiyatı öğretmenliği yaptı. Bir süre Almanya’da, Bavyera Eyaleti’nde Ana Dili Tamamlama Dersleri öğretmeni olarak çalıştı. Buradaki gözlem ve izlenimlerini daha sonra Augsburg Notları başlığıyla yayımladı. (Bu çalışma sonradan Çöp Kovasındaki Resimler adıyla kitaplaştı.)

1979’da Türk Edebiyatı dergisi ile başlayan yazı hayatı, 1980’den sonra Mavera Dergisi ile düzenli olarak sürdü. 28 Şubat döneminde bir süre fetret dönemi geçirdi. Tekrar yazı hayatına döndü ve çalışmalarını kaldığı yerden sürdürdü. Bu süreçte peş peşe öykü kitapları ve öykü kuramına ilişkin çalışmalar yayımladı.

ESERLERİ:

Çiçekler Kesmişti Selâmı (öykü)

Güneşin Doğduğu Yerde (öykü)

Azazil’in Kapısında (öykü)

Metal Çubukların Dansı (öykü)

Zongo’nun Değirmeni (öykü)

Bir Sepet Hayal (öykü) yayıncıda…

Osmanlı Kültürü Etütleri (Eve Giden Yolda, kültür)

Ebucehil Karpuzu (roman)

Bana Hikâye Anlat-ma (Kuramsal yazılar, ontolojik-psikanalitik tahliller)

Çöp Kovasındaki Resimler (Augsburg Notları-Gezi gözlem)

Edebi Metinler (TTK onaylı ders kitabı, 1999)

______________________

Hatem Tayî Hikayeleri (Osmanlı Türkçesinden taş ve matbu baskılardan karşılaştırmalı yazı çeviri, 2017)

Kelile ve Dimne, Güzel Çocuklara Güzel Hikâyeler (Yayına hazırlama, 2017)

06.07.2022

https://www.istiklal.com.tr/haber/bana-hikaye-anlat-ma/700426

“Bana Hikâye Anlat-ma”

Son zamanlarda ilgili mahfillerde konuşulan öykü ve hikâyenin farklılığı veya aynîliği konusundaki tartışmaları kiminle konuşabileceğimi düşünüyordum.

Elbette bu mevzu üzerinde düşünen, konu hakkında yazan ve konuşan bir yazar olmalıydı.

Kendisiyle daha önce televizyon programı yaptığım eğitimci yazar Recep Seyhan’dan başkasıyla olamayacağına karar verdim sonunda.

Recep Seyhan özgün bir öykücü.

Orijinal…

Popülerlik peşinde koşmayan, işin aslıyla esasıyla zihnini ve kalbini meşgul eden bir edip.

Şimdiki zamanın gönlü güzelliklerle dolu bir dervişi.

Mütevazı…

İçli…

Ürünlerini okurken isim seçimleri, kullandığı semboller, derinlemesine tahlilleriyle ve sahih bir dille konuyu çerçevelemesi sürekli dikkatimi çekiyordu.

Zihnimde modern bir menkıbe anlatıcısı şeklinde yer etmişti.

Bu sebeple siz İstiklal Gazetesi okuyucuları ve yazı dünyasında yer bulmak isteyen genç ve cevval zihinlere katkı sunabilmek için hocanın kapısını çaldık.

Sorularımızı sorduk, cevaplarımızı aldık.

Kendisine teşekkür ederek bu söyleşiyi dikkatinize arz ediyorum.

___

Öykü ile hikâye arasındaki temel fark nedir?

Temel fark formatlarındadır. Öncelikle belirtelim: Bu iki tahkiye, birbirinden ayrı türler değil aynı türün (ince bir ayırımla) farklı türevleridir. Öykü bir yanıyla geleneğe yaslı bir kurmaca iken öykü bilinçdışından ve arketiplerden yontulan, ihata alanı daha geniş, farklı türlerle içli dışlı bir türevdir. Her iki metin de bireyin bulunuşunu (presence) anlatır. Hikâyede bireyin bulunduğu yer, yaşadığı mekân ve çevresi iken öyküde ağırlıklı olarak içidir. Başka deyişle; öykü bireyin kişisel/öznel-iç tarihinden varoluşsal kesitler sunarken hikâye şahsın kurgulanan bir çevre içindeki varlığını anlatır. Hikâye bireyin bulunduğu yerde edindiği tecrübe alanlarında dolaşırken öykü deney alanlarını işaret etmekle kalmaz onun metafizik arka planını da kurcalar. Hikâye, bir yanıyla geleneğe yaslı bir kurmaca iken öykü bilinçdışından ve arketiplerden yontulan, ihata alanı daha geniş, farklı türlerle içli dışlı bir türevdir. Anlaşılacağı gibi, hikâyenin tarihî bir geçmişi ve bir geleneği vardır. Öykünün bir geleneği oluşmuş değildir ve bizdeki tarihi yaklaşık 80 yıldır. Hemen belirtelim; bu, öyküye bir nakîse teşkil etmediği gibi öykünün farklılık arz eden nitelikleri hikâye aleyhine bir durum da değildir. Demek ki biri diğerinin rakibi değildir. Bazı arkadaşlarımız “öykü” kullanımını yanlış buluyorlar. Sanki hikâye kıymetinden bir şey kaybedecekmiş gibi ya da öykü hikâyeyi yerinden edecekmiş gibi gereksiz bir kaygıyla (daha çok da dile titizlenme mülahazalarıyla) “hikâyenin nesi vardı,” diyorlar. Mesele öyle değil. Mesela Sabahattin Ali’nin veya Mustafa Kutlu’nun kurmaca metinleri için hikâye, Rasim Özdenören’in ve Bilge Karasu’nun metinleri için de öykü kodlaması uygun düşer. İlginç olan şudur ki sadece hikâye yazan ve alanında başarılı olan kimi hikâyeciler, yazdıkları hikâye olmadığı için aynı düzlemdeki başarılı öykücülere mesafeli dururlar. Bu durum, aynı konumdaki öykücüler tarafında da böyledir. Oysa bir hikâyeciden illa öykü yazması beklenemeyeceği gibi bir öykücüden de illa hikâye yazması beklenemez. İkisine de ihtiyaç vardır ve ikisi de gereklidir. O arada öykünün içinde kahramanın bir hikâyesini sezebiliriz; (bize göre) sezmeliyiz. İçinde kahramanın hikâyesini hissetmediğimiz öyküler de vardır ancak bunlar öyküden uzaklaşarak insansızlaştırılmış, fantastik anlatılara veya denemeye yaklaşmış metinlerdir. Bu yüzden, bu tür metinlerin öykü olup olmadığı tartışmalıdır. Öte yanda, bir yazar hem hikâye hem öykü yazabilir. Bu, yazarın konuyu/temayı hangi türevle daha iyi anlatabileceğine karar vermesiyle ilgilidir. Bu, tercih meselesidir. (Öykü hikâye farkıyla ilgili tanım ve ayırıcı nitelikler düzeyinde ve ayrıntılı açıklama için bk. Recep Seyhan, Buna Bana Hikâye Anlat-ma, kuramsal yazılar, ontolojik tahliller)

-Birbirinin yerine kullanılması doğru mu?

Öykü formatındaki bir metin için “hikâye” kullanımı doğru değildir; ancak uygulamada böyle değil, galatımeşhur olarak birbirinin yerine kullanılıyor.

Hikâye veya masalı ayıran özellik nedir?

Masalda masal anlatıldığını biliriz; yani bu metinlerde kişiler, olay, yer, mekânlar hayalidir. Zaman ise tümüyle belirsizdir. Bu ögeler hikâyede de hayali olabilir ancak gerçeklik/sahicilik duygusu uyandıracak şekilde anlatıldığı için masaldan kolayca ayrılır. Ayrıca masal ve hikâye kipleri de çok kere farklıdır.

Hikâye anlatıcıları vardı eskiden farklı mekânlarda…

Eskiden masalcılar ve destancılar vardı. Çocukluğumda çarşı camilerinin önünde yere serilmiş halde satılan hikâye kitapları satan ya da bir aracın üstünde yılan görselini kullanarak muhtelif kesiciler, mutfak aparatları vb zerzevat satan adamlar vardı. Hikâyeler de anlatırlardı bu adamlar. Yörede tabii bir afata maruz kalmış veya bir cinayete kurban gitmiş gençlerin, âşıkların ardından yazılmış bir veya birkaç sayfalık destancılar vardı (25 kuruş). Bu adamlar daha sonra teyp çıkınca çarşı pazar dolaşarak sırtlarında taşıdıkları teypten ilettiler destanları. Bir de köylere gelen çerçilerde hikâye kitapları bulunurdu. Bu adamlar, hikâye masal anlatıcıları idi aynı zamanda. Bunları son anda ben de görmüştüm. Bunlara “kıssahan” deniyordu (Kürtler Dengbej, Kazaklar Engimacı diyorlar).

Bu toprakların, bu örfün hikâyesinde olmazsa olmaz diyebileceğiniz özellik nedir?

Öncelikle ustalıklı bir dil, işlenmiş etkili bir anlatım; sonra sahicilik, inandırıcılık. Bunları, önümüzdeki metnin bu toprakların, bu iklimin, bu kültürün sesini duyurması izler. Kurgu ve konu sonra gelir.

Hikâyede bir mesaj kaygısı olmalı mı?

Cevap kısa ve kesin: Olmamalı. Hikâye sanatı tebliği ve nasihati kaldırmaz. Çaydaki şeker gibi görünmeyen fakat tadı olan örtülü mesaj olabilir; fakat bu bir şart da değildir.

Sizin için ne anlattığınız mı önemli, nasıl anlattığınız mı?

Nasıl anlattığım önemlidir. Bu, herkes için böyledir sanıyorum.

Her hikâye bir keşif midir size göre?

Öyledir. Yazdığım her öykü/hikâye metni bir yanıyla varlığı(mı) keşif sürecinin bir parçasıdır.

Hikâyeci hikâyeyi nasıl ve nereden toplar?

Bir hikâyeci hikâyeyi nasıl toplar sorusu yazara göre değişir. Bendeniz nasıl topladığımı HeceÖykü’nin “Hikâyenin Doğduğu An” konulu soruşturmasında ayrıntılı cevapladım. (Bk. HeceÖykü’ 80, 2017). Nerden topladığına gelince; yaşadıklarından, gözlemlerinden, duyduklarından, hayalinden, sezgilerinden, iç yaşantılarından, konuştuğu dilin yaratıcı kelimelerinden yani dil hazinelerinden, bilinçaltındaki arketiplerinden toplar. Bunun için okumak ve birikim kazanmış olmak olmazsa olmazlardandır.

Sanatın unutturmama özelliği hikâyeye nasıl siner?

Yaşatılarak, sezdirilerek, kelimelerin anlamlarını genişleterek, yeni anlamlara kapı aralayarak, ironilerle ve çok çağrışımlı imgelerle…

Hikâyede sizin poetik tavrınız nedir?

   Hikâye poetikamızı somutlaşmış bir cümle ile kendimiz belirlememiz şık olmaz. Konu, Bana Hikâye Anlat-ma adlı kuramsal çalışmamızda ve hikâyeciliğimizle ilgili yazılan yazılarda ete kemiğe bürünmüştür. Bununla ilgili iki farklı kaynak vereyim:

1- “Recep Seyhan kendisiyle yapılan söyleşilerde de öykü kuramı üzerinde çok önemli açıklamalar yapmaktadır. Şunu demek istiyoruz: Recep Seyhan’ın belirli bir hikâye / öykü poetikası (felsefesi de diyebilirim) vardır” (Prof. Şaban Sağlık, “Hikâyesi Bilinmeyen İnsanların Öyküleri: Zongo’nun Değirmeni“, Edebiyat Ortamı dergisi, Ocak Şubat 2020, sayı,72.)

2-  Zeynep Sati YALÇIN-Reyyan Yalçın; Kurgusal Metinlerde Anlatıcının Rolü Ve Geleneği Yansıtan Bir Örnek Olarak Zongo’nun Değirmeni Hikâyesi, Uluslararası Harran III. Göbeklitepe Sosyal Bilimler Kongresi, 4 Ekim 2021 tarihli bilimsel sunum.

Hikâyeyi bir psikolojik tahlil olarak görebilir miyiz?

Bu tam doğru olmaz. En azından her hikâye için doğru olmaz. Ona yakın bir şey söyleyebiliriz: Hikâye de öykü de, insanın varlığında kelimelerle, kalem ve kelam ile yapılan bir ‘seyrisulûk’tur.

İç içe anlatılan hikâyeler yazarın ustalığına mı işaret eder?

Bu bir yöntemdir. Kullanılması şart değildir. Yine de bendeniz de hikâye içinde hikâye anlattığım için, söze devam edersek “ maksadı kendimize evirme” şeklinde anlaşılabilir. Bu ihtimalin önünü almak için bu kısmı atlama izni isteyeyim.

 Hikâyelerde zaman zaman yerel dil tercihini nasıl değerlendirirsiniz?

Bu tercihi sıkça kullanan bir yazar olarak yerel kelimeler ile yerel ağzı birbirine karıştırmamak şartıyla ilkinin dilimize olumlu katkı sağlayacağını düşünüyorum. O kelimelerin çoğu Divanü Lügati’t-Türk’te var. 

Hikâyede isim seçimleri ve sembolizm nereye oturur?

Yazarın tercihine oturur. Bunu biraz da metnin/kitabın konusu ve kurgusu belirler.

Kafdağı, kuş, Zümrüdüanka, Hüma simgeleri hikâyelerinizde neden kullanıyorsunuz?

“Sanatsal değerler” diye bir kavram var mı bilmiyorum. Bunlar bu toprakların kadim sanat değerleri manzumesi cümlesindendir, geleneksel kültürümüzün evrenselliğe ulaşmış arketiplerindendir.

Hikâye yazıcısı idealizm ve gerçeklik arasında nerede durmalı size göre?

İdealizmi bir hedefi olma, bir dünya görüşü bulunma anlamına anlıyorum. Bu pencereden bakınca sanıyorum her yazarın kafasında bir ideal vardır ve olmalıdır da; ama sanat eserleri idealizmin sloganları ile anlaşamaz. Yazar, gerçekliğin tarafında, hedefleri olan bir duruşa sahip olmalı diyelim (Gerçekliği “gerçek” anlamına kullanmadığımızı işaret edelim.)

Hikâyelerinize modern menkıbe diyebilir miyiz?

Bunu bizim baştan tayin etmemiz ve hikâyelerimizi belirli bir şablona oturtmamız şık olmaz. Bunu okur tayin etmelidir.

Hikâyelerde sorgulama gücü ve eleştiri okuyucuya nasıl geçer?

Başarılı bir hikâye metninde (varsa) sorgulama ve eleştiri yetisi/gönderisi, bu sezgi yoluyla, ironi ve metaforlar eliyle geçer.

Hikâyelerde şiiriyet önemli mi?

Olmazsa olmaz değildir. Yazarın dil tercihine bağlıdır bu. Şu notu eklemeliyim: Bu alan mayınlıdır ve dikkat edilmezse hikâye metnini melodrama ya da mensur şiire kaydırabilir.

Bunca hikâyeden sonra “Osmanlı Kültür Etütleri” adlı çalışmayı yayınladınız. Bu hikâyeden vazgeçiş mi?

Böyle bir algı oluşmasını, Osmanlı Kültürü Etütleri (OKE) adlı inceleme çalışmamızın kurmaca metinlerimizin önüne geçmesini istemem. Gerçek de ilk algının tam tersi zaten. Şöyle ki: OKE 1917’de bitmişti. Yayıncısını bulma, demlenme vb. bakımlardan beklemeye alınmıştı. Bu kitabı yazdıktan sonra bir roman (Ebucehil Karpuzu, 2018) ve iki öykü kitabı yazdık (Zongo’nun Değirmeni, 2019 ve Bir Sepet Hayal. Sonuncusu yayıncıya yeni teslim edildi)  Kaldı ki Osmanlı Kültürü Etütleri, kurmaca (sinema, öykü, roman) ile meşgul olanların kadim kültürle temaslarına destek, bu kaynaklara ulaşmayı kolaylaştırma amaçlı yazıldı. Bunun “nasıllığını” Yazarlar Birliğindeki kitap tanıtımı oturumunda (21.5.022, yöneten Funda Ö. Erdoğan) açıkladım. Birliğin sitesinde ve bilahare youtube’de olmalı.

Yenilerini bekleyebiliriz o halde.

Aynen öyle.

___

KUTU İÇİNDE

RECEP SEYHAN KİMDİR?

Amasya/Taşova-Yeşilyurt köyü doğumlu. Marmara Üniversitesi lisans (Türk Dili Edebiyatı) mezunu. MEB’e bağlı okullarda Türk Dili Edebiyatı öğretmenliği yaptı. Bir süre Almanya’da, Bavyera Eyaleti’nde Ana Dili Tamamlama Dersleri öğretmeni olarak çalıştı. Buradaki gözlem ve izlenimlerini daha sonra Augsburg Notları başlığıyla yayımladı. (Bu çalışma sonradan Çöp Kovasındaki Resimler adıyla kitaplaştı.)

1979’da Türk Edebiyatı dergisi ile başlayan yazı hayatı, 1980’den sonra Mavera Dergisi ile düzenli olarak sürdü. 28 Şubat döneminde bir süre fetret dönemi geçirdi. Tekrar yazı hayatına döndü ve çalışmalarını kaldığı yerden sürdürdü. Bu süreçte peş peşe öykü kitapları ve öykü kuramına ilişkin çalışmalar yayımladı.

ESERLERİ:

Çiçekler Kesmişti Selâmı (öykü)

Güneşin Doğduğu Yerde (öykü)

Azazil’in Kapısında (öykü)

Metal Çubukların Dansı (öykü)

Zongo’nun Değirmeni (öykü)

Bir Sepet Hayal (öykü) yayıncıda…

Osmanlı Kültürü Etütleri (Eve Giden Yolda, kültür)

Ebucehil Karpuzu (roman)

Bana Hikâye Anlat-ma (Kuramsal yazılar, ontolojik-psikanalitik tahliller)

Çöp Kovasındaki Resimler (Augsburg Notları-Gezi gözlem)

Edebi Metinler (TTK onaylı ders kitabı, 1999)

______________________

Hatem Tayî Hikayeleri (Osmanlı Türkçesinden taş ve matbu baskılardan karşılaştırmalı yazı çeviri, 2017)

Kelile ve Dimne, Güzel Çocuklara Güzel Hikâyeler (Yayına hazırlama, 2017)

06.07.2022

https://www.istiklal.com.tr/haber/bana-hikaye-anlat-ma/700426

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.