BEN SOFRA

Ramazaniye – 18

GELENEK benim etrafımda şekillenir.

Kültür benim çevremde oluşup yerleşir.

Nezaket benimle en görünür hâline ulaşır.

Kendimi tanıtayım evvela, ben sofra.

Merhabalar efendim.

ÖLÇÜ oldum yıllar boyu.

Toprak ağaları ve kahyalar alacağı işçinin işe yarayıp yaramayacağının testini bende yaparlardı. Kişinin sofradaki oturuşu, kalkışı, yemeği yeme biçimi ve hızı gibi hususlar o günlerin işe alım ölçüleriydi.

Sadece bununla mı sınırlıydı, hayır, dahası da var.

Oğluna gelin arayan heyecanlı analar aynı şekilde sofrayı bir kişilik analiz noktası olarak kullanırlardı.

Damat seçmek isteyen öngürülü babalar da kimselerden habersiz bu yönteme başvururdu.

Şimdilerde de öyle değil mi zaten?

Kendisine tâlip olan bir beyi tanımak için modern zamanın insanı onunla yemeğe çıkmayı ve orada notunu vermek istemiyor mu?

Ben sofra, dediğim gibi hassas insanlar için bir ölçme, tartma birimiyim.

AİLE anlamına da gelirim ben.

Bir evin yuva olup olamadığını bana bakarak rahatlıkla anlayabilirsin.

Çevresinde oturulan bir sofra, büyüklere hürmet edilen, küçüklere çıkarsız sevginin gösterildiği, yaş ne olursa olsun aynı yuvarlak sofra etrafında gerçekleşen sohbet dünyanın düzenini değiştirir.

Hayatı kurgular.

Korkuları öteler.

Güveni perçinler.

Akşam eve döndüğünde kendisini koşulsuz kabul eden aile fertlerini aynı sofranın etrafında ışıyan gözleriyle bulan kişi güçlü kişidir.

Dünyaya meydan okuyabilir.

Gün içi biriktirip getirdiği tüm stresler, sıkıntılar, gerginlikler, duygusal dalgalanmaların hepsi benim etrafımdaki buluşma ile son bulur.

Benim başımda besmeleler çekilir.

Üzerimde olan nimetler tefekkür edilir.

Sonunda şükür ile eller yüzlere sürülür.

Bu sofrayı bulamayanlar için dua edilir ve onlarında buna sahip olması için faaliyetlere girişilir.

Ben sofrayım. Hayatın merkeziyim.

TERTİP ve düzen benimle açığa çıkar.

Hâne halkının neye ne kadar özendiğinin tüm özellikleri benden görünür.

Yerleşim planı bu bakımdan önemlidir.

Gelen misafirlerin ne şekilde sıralanacağı ile başlar mesele.

Ardından çatal, kaçık, peçete, sürahi ve bardakların dizilişinde kusur olmamalı.

Hem kullanım kolaylığı sunmalı hem de göze şık, gönle çekici gelmeli.

FARKLI şekillerim vardır ve hepsi kendisine göre mühimdir.

Ben önüme ve ardıma kelimeler alırım. Buna göre bambaşka anlamlar yüklenirim.

Arkama aldıklarım şunlar: Sofra donatmak, sofra kurmak, sofrayı kaldırmak, sofra başı, sofra bezi, sofra duası, sofra örtüsü, sofra tahtası, sofra tuzu, sofrası açık.

Önüme sıraladıklarımsa şöyle: İftar sofrası, sahur sofrası, bayram sofrası, misafir sofrası, ziyafet sofrası, düğün sofrası, yer sofrası, mükellef sofra, fakirin sofrası, padişah sofrası, cenaze sofrası, sünnet sofrası.

Hazreti İsa’nın akşam sofrası benimle hatırlanır. İbrahim Peygamberin misafirsiz sofraya oturmayışı yine benimle simgelenir.

Ben sosyolojik bir durumum esasen.

Sadece aileleri değil milletleri, kültürleri benimle tanımlamak mümkün.

Medeniyet yolunda aşılan mesafeleri de benimle görüp tanımlayabilirsen, kaybedilen değerleri de yine benimle tespit edebilirsin.

Görgü kuralları, kişilerarası saygı ve nezaket en çok bende görünür hâle gelir.

Bana gösterilen özen misafire gösterilen itina demektir.

Bana gösterilen dikkat hâne halkına verilen değerin belirtisidir.

Beni tanımlarlarken masa, sini, yaygı gibi şeylerin yemek yemek üzere hazırlanmış durumu derler ama gördüğün gibi bundan ibaret değilim.

Yolcu yemeği, azık, sefer gibi kavramlarda yeterli olmaz.

Daha fazlasıyım, daha da ötesiyim.

Ramazanın on sekizinci gününe geldik beraber Ramazanda.

Bu günlerin içinde yaşadığımız akşam ve sahur sofrasını zihninden bile olsa çıkarabilir misin?

Ne kalır geriye?

İşte ben oyum, sofra.

Ve seni ağırlamaktan memnunum.

19.04.2022

https://www.istiklal.com.tr/kose-yazisi/ben-sofra/685895

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.