DÂHİRÛN

Ramazaniye – 16

UMARIM alınmıyorsunuzdur.

Son bir iki gündür sizinle konuşurken yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’den kavramlar kullanmaya çalışıyorum.

Sizi alıştırıyorum.

Aslından on altı gündür oruçla ve vahiyle iç içesiniz.

Zaten alışmış olmanız gerek ama ben yine de bunların aklınızda ve kalbinizde karar kılması için bu şekilde mükâleme etmekten lezzet alıyorum.

Vahyin kavramlarına bu ay yeterince âşina olmazsak ne vakit bunu yapacağız?

Ramazan bitince zaten tespih taneleri gibi her biriniz bir yerlere dağılıyorsunuz.

Sizi bulmak, bir araya getirip derlemek, toplamak ne mümkün…

İşte bende bu sebeple fırsatı kaçırmıyorum.

DÂHİRÛN…

Kaçınmamız gereken bir husus.

Yılandan çıyandan kaçar gibi bir cümle kurarsam bile bu yetersiz kalır.

Daha da fazlası daha da ötesi olması gerekir.

Korkmanız gereken bir mesele…

En çok kaygısını gütmeniz icap eden esaslı bir konu.

Geçiştiremezsiniz.

Dava bu kadar mühim olmasa bende bu denli üzerinde durmazdım. Zira sizinle geçirdiğim zaman sınırlı.

Sene de sadece bir ay beraber olabildiğimiz için bu vaktin her anını sonuna kadar doğru bir biçimde değerlendirmek istiyorum.

Bu bakımdan kırılmayın bana.

Gücenmeyin.

Tüm bunları sizlerin hayrına olsun, yararına sonuçlansın diye yapıyorum.

DÂHİRÛN aşağılanmış demek.

Onun bunun tarafından değil bizzat Yüce Rabbimiz tarafından aşağılanmak göze alınabilecek bir şey midir?

Bu yükü hangi omuz çekebilir?

Bu kahrı hangi gönül taşıyabilir?

Bu azaba hangi ruh dayanabilir?

Allah’a hakkıyla kulluk etmeyi kaldıramayanlar, gururlananlar, kibre kapılanlar, bunu İblis gibi kendine yediremeyenler aşağılanmış bir şekilde cehenneme gireceklerdir.

Vaktiyle tam bir kulluk şuuruna bürünerek, Fahr-i Kâinat Efendimizin tevazu kaftanının altına girerek ibadet yapılmadığında, itaat edilmediğinden beklenen acı son bu.

Dâhirûn…

Başını dünya yaşamında secde için öne eğmeyenler, üstünlük kavgasına düşenler, benlik savaşları çıkaranlar, egosu için üstüne basılmadık insan, yıkılmadık kale bırakmayanlar, o gün başları utançla öne eğilmiş olarak ateşe sürülecekler.

Değer mi hiç?

Hakkın huzurunda hor ve hakir görülmeye götürecek şeyler hayatın bu yakasında ne kadar tantanalı olsa da, cazibedâr bulunsa da değer mi hiç?

Kur’an’ın bize kazandırdığı bilinç uyanıklığı bunu kabul edebilir mi?

Ramazanın bizi ilettiği akıl aydınlığı buna razı olur mu?

Öte tarafta alçaltılmamak için burada kendinizi alçaltıcı iş ve eylemlerden uzak tutmalısınız.

Şirk pisliğine asla bulaşmamalısınız.

İkiyüzlü olma kepazeliğine asla yüz vermemelisiniz.

Onurundan, haysiyetinden, ferdiyetinden, insanlık erdemlerinden soyutlanmış bir biçimde huzura çıkmamak için içinde bulunduğunuz şu günleri daha iyi değerlendirme konusunu tekrar gözden geçirmelisiniz.

Zilletle boyun bükmemek için ileride şimdi izzetle eğilmelisiniz.

Kulluğa bürünmelisiniz.

Şükürle donanmalısınız.

Kur’an-ı Kerimin aydınlığı altına girmeli ve onun size sunduğu kesin bilgiye uygunluk göstermeyen hiçbir bilgiye itibar etmemelisiniz.

Sizi pohpohlamalarına kanmamalısınız.

Orada size karşı sorumluluk yüklenmeyeceklerini zaten Yüce Allah kitabında ne kadar çok vurguluyor.

Ben yanınızdayım.

Bu sene de size şükürler olsun ki, eşlik ediyorum.

Ve hiç birinizin “Dâhirûn” olmasını istemiyorum.

Siz de kendiniz için bunu istemeyin, lütfen.

17.04.2022

https://www.istiklal.com.tr/kose-yazisi/dahirun/685439?fbclid=IwAR3ukUlw27dlvaggvWIQPBmkyd4YG4C7FDJ_zkTTzWHjXHgZZiTxJb-5LEk

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.