DENGEYE GEL DENGEYE

SIKLIKLA duyduğumuz bir sesleniş…

Hoşumuza gitmeyen tutum ve davranışlar karşısında muhatabımızı makûl olana dâvet için kurduğumuz bir cümle.

Çağrı doğrudur.

İfade biçimi biraz arıza barındırmış, buyurgan olmuş olsa bile işaret edilen nokta isabetlidir.

Yalnız burada dikkat etmemiz gereken esas mesele şudur ki; dengeye dâvet edenin kendisi dengede midir?

O sebeple insan “Ben bu çağrıyı yaparken dengede miyim?” sorusunu da cevaplamalıdır.

Dâvet ettiğim kişinin istenmeyen bu noktaya gelmiş olmasında acaba benim de payım var mı?

Yani ben kendimi terazilediğim zaman nasıl bir neticeye ulaşıyorum? Mesela şu anda sözel olarak yaptığım dengeye gel çağrısını o vakitlerde fiilen yerine getirebilmiş olsaydım bu aşırılıklar yaşanır mıydı?

SINIR ihlalleri sıkça meydana geliyor.

Her birimiz farklı konularda, olması gerekenden uzak davranışlar sergileyebiliyoruz.

Bu nedenle birilerine “Dengeye gel dengeye” diyebilme hakkını elde edebilmek için evvela benim doğru noktaya gelebilmiş olmam lazım gelir.

Çoğu defa işin lafını yapıyoruz, bu da meselelerimizi çözmüyor.

Planlanmış doğru bir eylem olmadığı sürece bilmek bu açıdan yetmiyor.

SÛRE-İ RAHMAN’DA geçen “Tağâ” kelimesi bizi düşünmeye sevk etmeli.

“Taği” ve “Tağut” şeklinde de kullanılıyor.

Sınır aşmak, haddini aşmak, hududunu taşmak, zulmetmek gibi vurguları içeriyor.

Meseleyi ciddi şekilde etüd edebildiğimizde ulaşacağımız sonuç canımızı acıtabilir.

Ama buna değeceğinden kuşkum yok.

KÂİNAT denge üzerinde yaratılmış. Allah’ın yaratma kanunları bunları içeriyor.

Evrende görünen görünmeyen, canlı cansız, bilinen ve bilinmeyen, aklımıza gelen gelmeyen ne varsa hepsi âhenkli… Tümünde bir düzen var. Denge hâkim…

Buna Cenab-ı Hakkın Rububiyetiyle varlıkların terbiye edilmişlik hâli de diyebiliriz.

Bir kozmik denge görüyoruz çünkü.

Kur’an-ı Kerim kâinatta şahit olduğumuz bu muhteşem fiziki dengeyi nasıl anlatıyor diye baktığımızda karşımıza mîzân, kadr, adl ve qıst kelimeleri çıkıyor.

Mîzân kelimesi yüce kitabımızda dokuz yerde tekil, yedi yerde çoğul olarak yer buluyor.

Rabbimiz bu muhteşem uçsuz bucaksız evrende var olan dengeyi görmemizi istiyor.

Ki, bizlerde yaşamımızı buna göre kurgulayabilelim.

Ekolojik denge nedir, düşünelim. Sosyal denge nedir, buna kafa yoralım.

Ekonomik dengenin neden önemli olduğuna dair bir fikre sahip olalım.

DENGEDE olan dengeyi kurabilir. Dengede olan dengeyi sürdürebilir.

Bu sebeple biz ölçülü olmayı bilip kendimizi buna uyarlamalıyız ki, sonrasında bunu başkalarından beklemeyi hak edelim.

Hayatı diğer yaratılmış olanlar ve insanlarla ortak bir yaşam alanı şeklinde düşündüğümüz vakit ne şekilde davranmamız gerektiğine ait sahih bir ölçü çıkarabiliriz kendimize.

Zira insanın bulaşık eli karıştığında her şeyi karıştırıyor.

Hırsımız, bitmeyen kazanma ve büyüme arzularımız var. En zengin ben olacağım gibi dizginleyemediğimiz olumsuz duygularımızın sonucu olarak dünya birileri için yaşanamaz hâle geliyor.

Evren dengede. Bunu bozan ise imar ile yükümlü olan biz insanlar.

İşte bu sebeplerle öncelikle kendimizi itidal noktasına çekmemiz gerekiyor.

YÜCE KİTABIMIZDA ısrarla “Sırât-ı Müstakîm” vurgusunun yapılmasının özel bir anlamı olmalıdır bizler için.

Dengede olmamak anormal sonuçlar getirir. Başarısızlık sebebidir. Mutsuzluğun kaynağıdır.

Hırsların azdırılması ve hakkaniyet prensiplerinin tamamen yok sayılması insanın ilişkilerini de bozmaktadır. Aile hayatını da aynı şekilde olumsuz etkilemektedir.

Kantarın topuzunun kaçtığında işin ucunun nerelere kadar varabildiğini hepimiz dikkat ettiğimiz seviyede gözlemliyoruz.

YÖNELİMİNİ şaşırıp ölçüyü kaybeden insanlığın kaostan kurtarılıp dengeye çağrılması üzerinde düşündüğümüzde Nübüvvet kurumunun önemini kavrıyoruz. Geçmiş toplulukların dengeyi bozarak aşırılık ve taşkınlıklar göstermeleri, haddi aşarak şirke düşmeleri, cemiyette adalet ilkesinden uzaklaşıp zulmü nasıl meşrulaştırdıklarını uzak durmamız için Allah Kur’an’da misallendirmektedir.

Hadîd Sûresinin 25 ci âyetinde Rabbimiz şöyle buyuruyor.

 “Andolsun biz elçilerimizi açık mucizelerle gönderdik ve beraberlerinde kitap ve mizanı indirdik ki, insanlar adaleti yerine getirsinler…”

Yine Kamer Sûresinin 49 cu âyetini bu açıdan tefekkür edebiliriz.

“Gerçekten biz, her şeyi bir ölçü ve denge ile yarattık.”

Râgıb el- İsfahâni’ye göre mizan; bir şeyin ağırlığının bilinmesi için doğru tartılması, insanın her türlü söz ve davranışında ölçülü olmaya dikkat etmesi ve her şeyi Allah’ın bir ölçüye göre yaratması anlamına gelmektedir.

HAYATIN özü dengedir. Bu giderse can gider. Anlamsızlık sarar her yanımızı.

Zaten anlam denge ile elde edilir. Onun olmadığı yerde hiçbir inşâ edici duygu gelişemez.

Şifa ilişkileri söz konusu olamaz. Dostluk halkaları kurulamaz. Aile, iş ve sosyal yaşam hayat enerjisini yitirir.

Her yer kupkuru hâle gelir.

KIVAM denge ile bulunur.

Kıvamını yani demini bulmayan çay lezzet vermez.

Kıvamını bulmayan arkadaşlık dostluğa dönüşmez.

Kıvamını bulmayan sevgi kanatlanıp uçamaz.

YARAR denge ile mümkündür. Bir şeyin faydalı olması onun aşırılıktan uzak olmasına yani dengede olmasına bağlıdır.

Hoşluklar dengenin olduğu yerlerde görülürler.

Güzellik denge ile kendini gösterir.

FAZLALIK yönünde meydana gelen sapmaya ifrat, eksiklik ve zayıflık yönünde oluşan sapmaya ise tefrit denilmektedir.

Denge hâline de itidal deniliyor. Adl kökünden geliyor. Ölçülülük demektir.

Adaletin bir anlamı da zaten itidal ve istikâmettir.

Vahyin ahlâkî eğilimler ile tutum ve davranışlarımızda meydana gelebilen ifrat ve tefrit yönündeki sapmaları bizlere anlatmasının sebebi bunlara düşmememiz içindir.

Bu sebeple dünya âhiret dengesini gözetmek zorundayız.

Sevgi nefret dengesini tutturmak mecburiyetindeyiz.

Tefekkür ve ibadetlerimiz arasında bir ölçülülük olmalıdır.

Ümit ve korku dengesini asla atlamamalıyız.

Kazanma ve harcama noktasındaki sapma aileye ciddi borç yükü getirebilir.

Yine aynı şekilde ilim ve amel dengelenmelidir. İlimsiz ameli tercih edemeyeceğimiz gibi amelsiz ilmin de bir mizan barındırmadığını da bilmeliyiz.

Çalışma ve dinlenme dengesi de yine iş hayatının başarısı açısından önemlidir.

BAŞKALARINA “Dengeye gel dengeye” derken bizi dengeye çağıran, aşırılığı yasaklayan ilahî mesajlara kulak verelim.

Birkaç örnek sadece.

Harcamalardaki itidal konusu için İsrâ Sûresi 29, Furkan Sûresi 67 ci âyetler.

Dünya ve ahiret işlerine yönelmede itidal konusu için Bakara Sûresi âyet 201.

Dostluk ve düşmanlıkta itidal konusu için Bakara Sûresi 193-194, Mâide Sûresi 8 ci âyetler.

Cezalandırma konusunda itidal konusu için Bakara Sûresi 178, Nahl Sûresi 126 cı âyetler.

MAKÛL olalım, makûl olanı tercih edelim ve hep böyle kalalım.

Aşırılık ve zayıflıktan uzak durmak ve orta yolu tercih etmek anlamında Sevgili Peygamberimizin ümmeti olan bizleri Rabbimiz “Vasat Ümmet” şeklinde tanımlamaktadır.

Hayır, adalet, iyilik, yücelik, insaf ve yüksek makam gibi anlamlara gelen bu “Vasat Ümmet” prensibinin hasletlerini elde ederek dengeyi bulmuş insanlardan oluruz inşallah.

“Dengeye gel dengeye” cümlesini en evvel kendimize kurabilmek duasıyla.

Ya Selam!

29.04.2021

https://www.istiklal.com.tr/kose-yazisi/dengeye-gel-dengeye/623286

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir