Dileme Önceliğine Sahip Olmak

UĞUR CANBOLAT

MÜBAREK Ramazan’ı idrak ederek yaşamaya devam ediyoruz, şükürler olsun.

İdrak; çekip çıkarmak demektir. Bu elbette bir şuurun neticesidir. Yani aklın, kalbin, iradenin ve özgürlüğün bileşimiyle ulaşılabilen bir seviyedir.

Derinlik böyle kazanılır. İstikamet bu şekilde elde edilerek sürdürülür.

İÇİNDE bulunduğumuz ay sürekli muhasebe imkanları sunduğundan kalbimiz daha rikkatli.

Aklımız da aynı şekilde azami dikkati gösteriyor.

Kendini vahiyle tazeleyen her Kur’an talebesi özgürlük ve iradenin kullanımına bağlı olan talep ve sonuç arasındaki doğrusal ilişkiyi çözümlemeyi önemser.

İmanın değerini bilip onun nöbetini tutanlar kulun şerefinin irade ve tercih sebebiyle olduğunun idrakindedirler. Zira bu yolları zahmetle geçmişlerdir. Zor kazanılanı kolay kaybetmek istemezler.

ÖZGÜRLÜK ve irade kişiye hayatının her anında belirleme imkânı sunmaktadır. Bu çok mühim bir imtiyazdır. Kişinin kendisinden başkasına asla devredilemez, devredilmesi dahi düşünülemez.

Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’in bizlere kazandırdığı şuur ile bakıldığında Nebi’lerin bile ümmetleri üzerinde muhafız ve onlara vekil olmadığı gerçeği meselenin önemini bir kere daha hatırlatır.

Allah’ın elçileri bizlere İlahi vahyi tebliğ ederler. Sorularımızı cevaplandırırlar. Ama asla ve asla özgürlüğümüzü kısıtlamazlar, irademize ipotek koymazlar ve kararlarımızı baskı ile etkilemezler.

HER şey nettir. Apaçıktır.

Allah’ımız biz insanlara güvenmektedir.

Allah Ebu Cehil’in de aklını vehme değil ilme dayalı olarak kullanmasını istemiştir. Zaten başka alanlarda sonuna kadar kullandığı ve çözümler geliştirdiği için halk arasında Ebu’l Hakem şeklinde anılmaktadır.

Kişinin iman talebi evvela kendisinden olmalıdır. Bu da bir gayretin, ilmin, özgür iradenin sonunda gerçekleşmelidir. Kalbine imanın yazılması yani Allah’ın dilemesi kulun talebine bağlıdır. Kul kalbine imanın yazılmasını dilemedikçe Hak da dilemez. Çünkü hak etmez. Hakkaniyete muhalif davranış Rabbimiz için muhal üstü muhal yani imkansızdır.

ALLAH Firavun’un da aklını kullanmasını, muhakeme etmesini, bilgiyle eldeki verileri değerlendirmesini arzu etmiştir. Hatta malum olduğu üzere Firavun’a Hz. Musa’yı, Ebu Cehil’e Fahr-i Kâinat Efendimizi göndermiştir. Mesajını elçileriyle açık ve büyük sarahat içinde iletmiştir.

Yüce Rabbimiz Firavun ve Ebu Cehil’den istediğini bizden esirgemez. Esirgemiyor.

Gönderdiği vahiy nimetini, yine verdiği en büyük nimetlerinden akıl ile muhakeme etmemizi, değerlendirmemizi ve ölçüp biçmemizi istemektedir.

Yani Rabbimiz doğruyu anlama aracı olan ilk elçisi akıl ile ikinci elçisi olan peygamberleri dinlememizi, anlamamızı beklemektedir.

Yani vahye ciddi şekilde muhatap olmamızı istemektedir. Zihni çabaya, entelektüel gayrete davet etmektedir. Aklımızı kullanmamızı hatırlatmaktadır. Düşünüp taşınmamızı, sebep ve sonuçlar üzerine eğilmemizi arzu etmektedir. Hayat ve hadisattan ders ve doğru neticeler çıkarmamızı beklemektedir.

Rü’yet olarak ifade edilen bakış ve gözlem üzere olmak hedef olarak önümüze konmaktadır.

BELİRLEMEMİZ, belirleyici olmamız umulmaktadır.

Bu sebeple fıtratımıza vurgu yapılmakta, kâinat ve olaylar okunacak diğer bir kitap olarak önümüze sayfa sayfa serilmektedir.

Meymenetsiz değil meymenetli yani hayırlılardan olmamız istenmektedir.

Sabır ehli ve merhameti kuşanmış olarak sarp yokuşu aşarak iman nimetine ulaşmamız dilenmektedir.

Ancak asla irademize tahakküm etmemektedir. Elimizden almamaktadır.

Rabbimiz kulunun dilemesinden sonra Kendisi dilemektedir.

Hidayet, iman, şükür, küfür ve dalalet ne varsa önce bizim dilememiz, talep etmemiz, irademizi o yönde koymamızdan sonra gerçekleştirmektedir.

Hidayeti isteyen onu, dalaleti isteyen yine onu bulmaktadır. Yani ilk dileme hakkını ve sorumluluğunu Rabbimiz bize vermiştir.

Aklını çalıştırıp kalbini işlettiren hakikati sezmiş olan mü’min kendine bu bilinçle şöyle seslenir:

  • Belirleyen sensin. İsteyen, talep eden sensin.
  • İçinde bulunduğun her ne ise o senin talebinin bir sonucudur.
  • Allah’ın dilemesi onaylamak anlamındadır ve senin dilemen sonrasında gerçekleşir.
  • Eğer imanını taklitten kurtarmak istiyorsan özgürlüğünün kıymetini bil, iradenin önemini kavra, talebini netleştir ve bunun için gayretini çoğalt.
  • Bulduğun her netice senin istediğindir. Talebindir. Allah’ı suçlama.
  • Sende erdemlilerle birlikte güzel ahlak üzere yürüyüşünü devam ettirmek istiyorsan aklının ve iradenin kimseye teslim edilemeyecek kadar mühim hazineler olduğu bilgisini gönlünden hiç çıkarma.
  • Kendi arzularının sonrasında Rabbini suçlamak gibi bir ayıbın içine düşmek istemiyorsan yapman gereken şey senin belirleyici olduğunun idrakinde olman ve sorumluluğunu alarak bunu sürdürmendir.

DİLEME önceliğine sahip olmak hem sorumluk hem de şerefimizdir.

Sorumluluğumuzu alarak iman ve ikrar dilemeliyiz. Verilerle aklımızı çalıştırarak bu talebimizi bir esasa oturtmalıyız. “Allah dileseydi ben de iyilerden, ebrardan, iman ehlinden olurdum” diyerek sorumluluktan kaçmak kulun Rabbini suçlama aymazlığıdır. Sınırı çiğnemektir.

İçinde bulunduğumuz şu verimli günler bu temel paradigmayı yeniden düşünme zamanıdır, zira çok hayatidir.

Ya Selam.

04.03.2026

https://www.istiklal.com.tr/yazarlar/dileme-onceligine-sahip-olmak-1086404h

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir