DÜŞMANI KENDİN İÇİN TANIMAK

UĞUR CANBOLAT

SAĞA sola saydırdığım bir dönemdi.

Hiçbir ayrım yapmazdım.

Hoşuma gitmeyen, tavrını benimsemediğim, duruşunu beğenmediğim herkesi düşman kategorisine koyardım.

Ve nasıl başarabildiğime şimdi şaşırsam bile herkese söyleyecek bir sözüm vardı.

Üstelik bunda ısrarcıydım da…

İkna edilemiyordum.

Herkes kötü, ben iyiydim.

Herkes fikren zayıf, ben güçlüydüm.

Herkes yanlış, bense en doğrusuydum.

Onlar zararlıydı ben faydalı…

Kendimi iyiliğin, hayrın, doğrunun dahası hakikatin merkezinde görüyordum. Dışımda kalan herkes benim için mutlaka sakınılması hatta imha edilmesi gerekenlerdi.

Tüm algım güvenlik üzerine odaklanmış kendimi garantiye almaya çalışıyordum.

HAYAT bu şekilde çekilmez oluyordu.

Evvela bu, kendim için böyleydi ama bunun asla farkında değildim.

Şimdi geriye dönüp baktığımda en büyük kötülüğü kendime yaptığımı apaçık görüyorum.

ARKADAŞIM bir gün beni biriyle tanıştırmıştı.

Yine nefes almadan düşmanlarımı peş peşe sıralıyor, arkalarından gülle misali taşlar göndermeyi ihmal etmiyordum.

Beni sabırla dinledi.

Müdahale etmedi.

Ben artık yorulup konuşmama bir es verdiğimde bana şefkatle baktığını hissettim.

İlk defa kendimi düşman karşısında hissetmiyordum.

Alışık olduğum bir durum değildi.

Gerginliğim birden sona ermiş ve dışarıya yönelttiğim, ucunu sivrilttiğim oklarımı içeriye çekmiştim.

Bir sükûnet hâli hissettim.

“Düşmanı tanımlayabilir misin?” dedi sakince.

Ben yine kişilerden bahsedecek oldum ama bunu kabul etmedi.

Nereden tutmaya çalışsam mesele elimde kaldı.

Dört başı mamur bir tarif yapamadım.

Tüm teorim oracıkta çöktü.

Kendimi çok kötü hissettim.

“KENDİ iyiliğin için düşmanı tanımlayabilmelisin” dedi.

Bunun üzerinde çok düşündüm ve boşa geçen zamanıma cidden üzüldüm.

Düşmanı tanımlayamadığın zaman dostunu da esasen tanımlayamamış oluyorsun.

Oturmamış bir fikrin sahte savunucusu, kahramanı olmaktan öteye gidemiyorsun.

Bu aslında saklandığın yerden çıkmamak anlamına geliyor.

Düşmanını anlamadan ona düşmanlık yapmanın evvela kişinin kendine verdiği ziyan olduğuna karar verdim.

Muhalif olacağımız duyguyu, düşünceyi, fikri, eylemi önce anlamalıyız.

Tüm ayrıntıları ile konuya hâkim olmalıyız.

Dayandığı kaynakları bilebilmeliyiz.

Onu şu anda bulunduğu noktaya getiren sâiklerin neler olduğunu tahlil edebilmelisin.

Bu onların hakkı.

YOZLAŞMAYI her alanda alabildiğine yaşıyoruz.

Algılar üzerinde kurulu bu yaşamdan vazgeçmeliyiz.

Olgular ve bunların ayrıntılarına vakıf bir yaklaşımı benimsemeliyiz.

Yoksa bakış körlüğümüz devam eder.

Anlama problemlerimiz sürüp gider.

Düşman bellediğine neden düşman olduğunu bilememek, temellendirememek ne kadar acı.

ANLAŞILMAK bizim de hakkımız değil mi?

Bize düşman olanların bunu bizi tanımadan yapmalarından hoşnut muyuz?

Değiliz.

Dolayısıyla fikrimizi, zikrimizi, hareket noktamızı tüm ayrıntılarıyla bilmelerini istemez miyiz?

“Karşısın ama neye karşısın bilmiyorsun?” demez miyiz?

Deriz.

Aynı şey onlar için de geçerli.

Düşmanı tanımak ilk önce kendimiz için önem arz ediyor.

Bunu ayrıştırdığımız zaman şahsa değil fikre karşı duruş geliştireceğimiz için ortalık daha sakin olacak.

Muhatabın bazı yanlışları, yapacağımız müzakerelerde izale olacaktır.

Bizim de yanlışlarımız yerini doğrulara bırakacaktır aynı şekilde.

Yani çift yönlü yarar söz konusudur.

Düşmanı anlamak biraz da kendimizi anlamaktır.

Ya Selâm!

17.07.2022

https://www.istiklal.com.tr/kose-yazisi/dusmani-kendin-icin-tanimak/702146

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.