DUYGU İFFETİ

TASARRUF ile çerçeveleyerek başlayabiliriz konuyu anlamaya.

İlk elden itiraz etmeyelim, lütfen.

Tasarruf nedir?

Kaynakları doğru ve yerli yerinde ihtiyacımız kadar kullanmaktır. Bu hayatımızın hem her anında hem de tüm alanlarında geçerlidir.

Sağlıklı bir tasarruf için hedefimiz olmalıdır.

Yetmez, kararlı davranılmalıdır.

Yine de kâfi değildir bunlara inanmayı ve harekete geçmeyi de ilave etmeliyiz.

Sorgulayacağımız ilk husus ve asla vazgeçemeyeceğimiz prensip bellidir.

İstek mi, ihtiyaç mı?

Bu yargıyı doğru yapamadığımız her teşebbüs bizi sermayeden yemeye götürür.

Üzerinde düşünmemiz gereken başka yönleri de var elbette meselenin.

Tüketimi azaltmak değil doğru sarf etmek ama bununla beraber verimliliği arttırmanın imkânlarını bulmak.

İktisat konuşuyor değiliz.

Ama yaşamın hangi alanı bundan payını almaz ki!

DUYGU tasarrufu sınıfta kaldığımız bir konu.

Var olan duygumuzu kullanmamız gereken yerde kullanmamak “Duygusal Cimrilik” kategorisine girer ki, bundan da kaçınılması gerekir.

Sevgi sermayemizi sevdiklerimiz için sonuna kadar kullanmak adaletin gereğidir.

Ve üzerimizdeki bir haktır.

Borçtur.

Doğru yerde kullanmaktan sarfı nazar edip kaçınarak yersiz yerlerde saçıp savurmak tehlikelidir.

Bundan uzak kalamadığımız için genellikle burnumuz yerden kalkmıyor. Çamurlara bulanıyor ve yara bere içinde kalıyoruz.

Usta konumuz “Duygu İffeti” ya da siz buna “Duygu Tasarrufu” da diyebilirsiniz diye sohbetin perdesini aralayınca şaşırmadım diyemem.

Zihnimin bir köşesine yaptığım kayıtları deşifre etmenin zamanı geldi.

ÖLÇÜLÜ olmak, itidal üzere yaşamak, dengeyi gözetmek “Duygu İffeti”ni korumanın başlıca yolu.

İsrafın her türlüsü yasak değil mi zaten?

İsteklerimiz var, evet.

Arzularımız mevcut, tamam.

İştihalarımız neredeyse sonsuz, kabul.

Fakat bunları karşılamanın makul alanları da var.

Yolları da…

İşte burada bu kavramlar karşımıza çıkıyor.

AKLIN icabına göre davranmak “Duygu İffeti”nin ilk ve belirleyici şartı.

Yüce Rabbimizin bize bahşettiği en büyük âyetlerden biri olan aklımız, kalbimizle işbirliği geliştirdiğinde bunun üstesinden rahatlıkla gelebilir.

Önümüzde Sevgili Peygamberimiz ve Onun kutlu izinden yürüyen Kur’an-ı Kerim’in sahih talebelerinin örnekleri var.

İFFET bir diğer ifadeyle her duyguyu yaratıcımızın verdiği amaç uğrunda, o hedef doğrultusunda, istikâmetten ayrılmadan kullanmak anlamına da geliyor.

Fıtrata bağlı kalmak diğer mânâsıyla.

Anlaşılıyor ki, Allah’tan kopuk bir içimde izah ettiğimiz her şey kadük kalıyor.

İbreyi şaşırıyor.

GÖZÜN iffetini hepimiz biliriz ve sıklıkla ifade ederiz.

Dilin iffeti yok mudur peki?

Aklın iffeti ne yanda kaldı?

Kalbin iffeti nerelere gitti?

Düşüncenin, fikrin iffeti hangi yöne savruldu?

ZULÜM öldürür iffeti.

Çizginin aşıldığı, sınırın geçildiği, ölçünün şaştığı her nokta adalet tepelenmiş, zulüm ortaya çıkmış demektir.

Belki farkına varmadan en çok iffete zulmediyoruz.

Onun katilleri oluyoruz.

Başkalarını iffetin yokluğu ile suçlarken bilinçaltımızda kendimize atılan taşları savuşturmakla meşgulüz.

Namuslu olmak, sahip olmadığına el uzatmamak, hayâ sahibi olmak, utangaçlık, ihtiyacını yüzsuyu dökerek dile getirmemek gibi anlamları zaten hepimizin malûmu.

Ama bunlarla mı sınırlı?

His ahlâkı başlığı ile de ele alabileceğimiz bu konuyu bugün düşünce masamıza getirelim istedik.

Ya Selâm!

29.10.2021

https://www.istiklal.com.tr/kose-yazisi/duygu-iffeti/653486

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir