Elazığ’dan Havalanan Türküler ve Deyişler

UĞUR CANBOLAT

Birkaç yıl evvel bir kitabımın tahlili için Elazığ’a dâvet almıştım. Hiç tereddüt göstermeden kabul ederek gittim.

İyi ki gitmişim. Harika insanlar tanıdım. Çok önemli gayretlere tanıklık ettim.

Bu ziyaret sırasında yüksek enerjisine ve yorulmayan gayretine şâhitlik ettiğim kişilerden birisi de sanatçı Aygün Çam olmuştu.

Daha sonra bir dâvet daha aldım. Bunu da olumlu karşılayarak yine gittim.

Üniversite’de gerçekleşen yoğun katılımlı etkinlikte ben sunucu ve hikâye anlatıcısı olarak katılmış Elazığ’ın sevilen hocalarından psikiyatri uzmanı Prof. Dr. Murat Atmaca’ya sorular yöneltmiştim. Sanatçı Aygün Çam, Çiçek Tutuş ve Hasan Bilge ile Elazığ Şizofreni Dayanışma Derneği’nin ekibiyle birlikte organize ettiği bu faaliyette sanatçımız konuya uygun türküleri sahnede anında okumuştu.

O günden beri kendisini yakından takip ediyorum.

Bugün siz değerli İstiklal Gazetesi okuyucularının dikkatine Aygün Çam’ın derleyip havalandırdığı türkü ve deyişler konusunda kendisiyle yaptığım söyleşiyi arz ediyorum.

İyi okumalar.

___

-Kültür ürünü olan türküleri tespit edip derlemek neden önemlidir?

Türkü derleme olayı özellikle günümüzde çok büyük bir önem arz etmektedir. Nedenine gelince gün geçtikçe en önemli sözlü halk ürünlerimizden olan türkülerimiz kayıp olmaya başladı. Özellikle pandemi’nin etkisiyle yaşlı olan kaynak kişilerimizin vefatı bu durumu ne yazık ki daha da hızlandırdı. Türküler güzelim Anadolu’muzun en önemli manevî kimliklerindendir. Kendi özümüzü, geçmişimizi, acılarımızı bulduğumuz dayanağımızdır. Bu durumdan mütevellit, türkülerimiz yok olursa bir yönümüz hep eksik kalacaktır. Bu durum türkü derleme olayının önemini gözler önüne sermektedir.

-Bu işin zorlukları nelerdir?

Her işin bir zorluğu olduğu gibi türkü derlemenin de bir takım zorlukları vardır. Çok hassas bir konu olduğundan minimum hata yapmak zorundasınız. Hem iyi bir müzisyen hem de aynı zamanda iyi bir sosyolog olmalısınız. Türkü derleyeceğiniz kaynak kişi ile bağlantı oluşturamaz iseniz işiniz daha da zorlaşıyor. Yani temel zorlukların başında kaynak kişi ile ilgili olan bağlantı kurma çabaları geliyor. Bir diğer karşılaştığımız zorlu yanı ise derleme çalışmasını tamamlayıp ilgili kurum ve kuruluşlara aktardıktan sonra ilgili ve yetkili kişilerin doğal sözcükleri değiştirme çabaları. Bu yaklaşım yanlış zira türküleri yerellikten uzaklaştırıyor. Bu da başka bir sorun oluyor biz derlemeciler için.

-Derlemeciliğin bir tekniği var mıdır?

Evet, vardır. Derleme çalışmaları belli bir takım tekniklerden oluşmaktadır. Bunların en başında belirli bir plan dâhilinde çalışmalısınız. Sonrasında ise gerekli ekipmanlar belirlenmeli, alacağınız kayıtlar notaya alırken en net ses düzeyini verecek şekilde olmalıdır.

-Daha önce benzer derlemeler yapılmışsa karşılaştırma yapılıyor mu?

Evet. Özellikle TRT repertuarında yer alan ve MESAM’a kayıtlı eserlerde benzer şekilde var olan türküler ile ilgili olarak bir karşılaştırma söz konusu olabiliyor. Birebir aynısı mı yoksa o türkünün bir başka varyantı mı? Gerekli inceleme ve araştırmalar yapıldıktan sonra bir karar verdiğimiz çalışmalar olabiliyor.

-Türkü derleyeceğiniz yöreyi neye göre seçiyorsunuz?

Ben Yukarı Fırat ve bölgesindeki derleme çalışmaları içerisinde yer alıyorum.  Kendi doğup büyüdüğüm topraklar ile ilgili olarak çalışma gerçekleştirmeye özen gösteriyorum.

Çünkü bu topraklarda doğduğumuz günden beri var olan kulağımızdaki ninnilerden tutunda, ağıtlara türkülere, deyişlere, nefeslere kadar tüm ürünlere hâkim olduğumu düşünüyorum. Yani siz istemezseniz de kendiniz genetik olarak ve doğal bir akış içerisinde o halk ürünlerinin uzmanı olmuş oluyorsunuz. Örneğin bu bölgede yapmış olduğum bir derleme çalışması ile ilgili olarak bu yöreye mi ait yoksa varyant bir türkü mü bununla ilgili kesin kanıya rahat bir şekilde varabiliyorum. Ama aynı profesyonelliği bir Karadeniz türküsünde veya İç Anadolu ezgisinde göstereceğimi düşünmüyorum. Çünkü ben Fırat’a ve bu bölgeye aitim.

-Kaynak kişi seçme konusundaki yaklaşımınız nedir?

Kaynak kişiyi belirlerken ise doğru kaynak kişiyi bulmak zorundasınız. Var olan ezgileri mi tekrarlıyor yoksa geçmişteki ezgileri yerel ağızla mı aktarıyor bu önemli. Sözlerinde bir yenilik ve anlam bütünlüğü var mı gibi pek husus kaynak kişide aradığımız kriterlerden bazıları.

-Kimlerden derleme yaptınız?

Yaklaşık olarak 9 yıla yakın bir zamandır derleme çalışmaları içerisindeyim. Bugüne kadar 40’a yakın kaynak kişi ile çalıştım. Bunlar arasında Teslim Abdal torunu Mustafa Tosun Dede, Nimri Dede’nin kızı Suna Dehmen, Ağu İçen Ocağından Mithat Güler Dede, Elazığ merkez Sün köyünden Kemal Dede, Harput müziği üstadı Osman Bulut derleme yapmış olduğum kaynak kişilerden bazılarıdır.

-Derlemede yöre ağzının muhafaza edilmesi önemli midir?

Aslında en önemli konu budur bence. Çünkü bizim türkülerimizde ve Anadolu topraklarında bir yerellik söz konusudur. Her bölgenin kendine göre bir lehçe ağız ve şive yapısı var. Bu durum türküleri daha da nitelikli ve önemli hâle getiriyor. Yoksa yerel ağız ile derleme yapılmadığını düşünün, Karadeniz türküsü ile Doğu Anadolu türküleri arasında hiç bir fark kalmaz. Türküleri güzel kılan zaten bu yöre ağzıyla ve şivesiyle okunmuş olmalarıdır.

-Derlemelerde kadın erkek türküleri ayrımı nasıl yapılıyor?

Bizim bölgemizde var olan kadın türküleri genel anlamda kına gecelerinde okunan eserler olabiliyor. Bunun dışında kadınların yazmış olduğu özellikle savaş ve seferberlik dönemlerindeki ağıtlar ve türküler olabiliyor. Türkünün konu başlıkları bize bu ayrımı zaten rahat bir şekilde sunuyor.  Bu sebeple herhangi bir zorluk yaşamadım bugüne kadar.

-Siz deyiş de derliyorsunuz. Türkü ile deyiş derleme arasında bir fark var mı?

Evet, var. Derleme çalışmalarımın önemli bir kısmını ise Alevi Bektaşi deyişleri oluşturuyor. Aralarında fark var diyebiliriz. Çünkü deyiş derleyebilmek için o inanca da hâkim olmak zorundasınız. O kültürü iyi bilmek zorundasınız.

-Burada sanki daha farklı bir zorluktan bahsediyor gibisiniz…

Kesinlikle doğru, aynen öyle. Deyiş ve nefes derlemek türkü derlemekten daha zor. Çünkü inançsal bir durum söz konusu burada. Yapacağınız en ufak bir hata çok büyük yanlış anlaşılmalara sebebiyet verebilir. Bu sebeple oldukça hassas bir konu. 

-Başka zorluklarda söz konusu mu?

Evet. Deyiş ve semahların notaya alınması türkülerden daha da zor olabiliyor.

-Derlediğiniz türkünün kaynak kişisinin kimden dinlediği önemli mi?

Tabi. Benim yapmış olduğum derleme çalışmaları aslında çok bilinmeyen eserler. Yani çoğu zaman kaynak kişinin yazmış olduğu kendi eserleri oluyor. Zaten derlemeyi de önemli kılan durum budur. Var olan bir türküyü bilinen bir eseri daha önce okunmuş bir türküyü derleme çalışmasına pek de girmiyorum açıkçası. Ben kaybolma ihtimali olan ve şu an yaşayan nesli kaybettiğimizde tekrar ulaşabilme imkânı bulunmayan çalışmalara yöneldim. Bu bir kazı çalışması. Çokça dikkat, zaman ve özen gerektiriyor. Neticede geriye önemli bir kültür mirası bırakmış oluyorsunuz. O sebeple sıfır hatayı hedeflemekten başka çare yok. Zira biz derlemeciler aracılığı ile sonraki nesiller tarihe ve kültüre tanıklık edecekler.

-Derlediğiniz eseri birlikte meşk ediyor musunuz?

Evet. Şu an repertuarımdaki birçok eser derlemiş olduğum türkülerden oluşuyor. Bu çalışmalar bittikten sonra kaynak kişiyle oturup çoğu zaman muhabbet ve meşk ediyoruz. Bu tavrın daha iyi oturması için asla kaçınılmaması gereken bir husustur. Kayda aldım ben gidiyorum diyemezsiniz.

-Nasıl kayıt altına alıyorsunuz?

Derleme çalışması sırasında hem video hem de ses kaydı almaya özen gösteriyorum. Özellikle kullandığım cihazlar açısından net ve pürüzsüz olmasına dikkat ediyorum. Bununla beraber kayıt altına alırken belli kurallara uymak zorundasınız. Kaynak kişiye mikrofonu ve kamerayı hemen tuttuğunuz anda kaynak kişi bu durumdan çekinebiliyor ve bildikleri varsa da yanlış aktarabiliyor. Bu duruma sebebiyet vermemek için doğal akışında bir kayıt almaya özen gösteriyorum.

-Hassas bir durum yani bu, öyle mi?

Evet, çok hassas. Nezaket gerektiriyor. O insanların size olan güvenlerini boşa çıkarmamak kadar onlarla güvene dayalı, samimi bir ilişki önem arz ediyor. Kamera ve mikrofona alışık olmayan bu kişileri rencide etmemek ve bağrında taşıdığı emaneti sonraki nesillere en hatasız ve doğru şekilde aktarmasını temin etmek için ne gerekiyorsa yapmak durumundasınız. Bu bir kültürel ve insani sorumluluk diye düşünüyorum.

-Notayı alma süreci ne zaman başlıyor peki?

Derleme çalışmalarını tamamladıktan sonra notaya alma çalışmaları başlamış oluyor zaten. Araya çok vakit koymamaya çalışıyorum. Çünkü bazı ön bilgiler hafızamızdan silinebiliyor. Elimden geldiği kadar sıcağı sıcağına notaya almaya çalışıyorum. Bunu yine yaptığım işin bir gereği bir sorumluluğu olarak görüyorum.

-Derlenen eserin TRT’ye veya ilgili kuruma arz edilmesi nasıl oluyor?

Derleme çalışması bittikten sonra notaya alma süreci var az önce söylediğim gibi. Bunu da tamamlayıp gerekli evrakları düzenleyerek TRT’ye posta yoluyla gönderiyorum. Veya elden Türk Halk Müziği Dairesi Başkanlığı’na teslim ediyorum. Aynı yolu kullanarak MESAM’a da derlenen eserlerin teslimini sağlıyorum.

-Kaç türkü derlediğiniz bugüne kadar?

Bugüne kadar arşivimde derlemiş olduğum mevcut türkü sayısı 400’ü aşıyor. Ama ben şu ana kadar 64 türkü notaya alıp ilgili kuruma aktardım. Zaman içerisinde geri kalan eserlerimizi de birer birer notaya alacağım inşallah. Çalışmalarımı azimle sürdürüyorum.

-Derlediğiniz deyişler ve semahlar kaç eserden oluşuyor?

 Deyişler ve semahlar çok özel eserlerdir. Tabii doğal olarak bunların derlemesi de bir takım özel içeriklerden oluşuyor. Bir semahın derlemesi bir türkü derlemesi gibi olmuyor. Çünkü öyle semahlar var ki 14 sayfalık nota kümesinden oluşabiliyor. Bazen bir Anadolu semahı baştan sona icra edilmesi bir saati bulabiliyor. Tabii bu çok nadir görünen bir durum. Değiş ve semahlar benim için çok özel olduğundan bu soruda rakam belirtmeyeceğim.

-Kaynak kişinin size güvenmesini nasıl sağlıyorsunuz?

Bu aslında çok özel bir durum. İyi bir müzisyen olmanın yanında iyi bir sosyolog olmak zorunda olduğumuzu ifade etmiştim, onu tekrar ediyorum. Derleme yapacağınız kaynak kişinin kültürünü, töresini, örfünü, âdetini iyi bilmek zorundasınız. Bizler derlemeyi yapmaya gitmeden önce birkaç defa hatta onlarca kez o kaynak kişiyi gidip ziyaret ediyoruz. Onun çorbasını, suyunu, çayını içmeden asla derleme çalışması gerçekleştirmiyoruz. Bu gibi durumlar olunca zaten aranızda sıcak ve samimi bir bağ oluşuyor. Benim derleme yapmış olduğum kişileri artık ailemden biri gibi görüyorum. Böyle olunca da derleme çalışmaları daha samimi bir ortamda gerçekleşiyor.

-Ayrıca sizin kendi beste çalışmalarınız da var değil mi?

Evet. Kendi beste çalışmalarım da mevcut. Bugüne kadar 70’e yakın eser kaleme aldım. Eser yazma konusu da başka bir durum. Her an her istediğiniz saatte ve vakitte eser yazamıyorsunuz. İlhamın gelebileceği belli anlar vardır, belli durumlar vardır. O anda beste üretebiliyorsunuz. Sonrasında pek de kolay olmuyor.

-Bundan sonra planlarınızda neler var?

Bundan sonraki süreçte bir takım projelerim bulunmakta özellikle müzikle ilgili olarak derleme çalışmalarının devam ettireceğim. Onun dışında yurt dışında özellikle İran’da müzik projelerim var. Bunları bitirmeyi düşünüyorum. Kaleme almayı düşündüğüm iki akademik kitabı da en yakın süreçte bitirmeyi planlamaktayım.

-Sizin Elazığ’da bunlardan farklı sosyal çalışmalarınız da var. Onlara da koşturuyorsunuz değil mi?

Evet, bu bizim artık bir hayat tarzımız olmuş durumda. Toplumdan kopan sanatçı duyarsızlaşır. Üretemez. Üretse bile kalıcı olamaz. Bizim uzun yıllardır Elazığ Şizofreni Dayanışma Derneği’nde Çiçek Tutuş ve diğer dernek üyesi arkadaşlarla önemli hizmetlere imza atıyoruz. Üniversite ve başka kuruluşlarla sürekli iletişim halindeyiz. Bu konuda da bir duyarlılık oluşturmayı sürdürüyoruz. Okullara giderek bilgilendirmeler yapıyoruz. Bilim ve sanat dünyasından akademisyen ve yazarlarla her ay etkinlikler yapıyoruz. Okuma halkalarımız var. Bir yazarın kitabını okuduktan sonra kendisini dâvet ederek tahlilini yapıyoruz. Bilmediğimiz konularda seminerler gerçekleştirerek üyelerimizi ve katılan başka insanların bilinçlenmesi yolunda emek sarf ediyoruz. Hatta bunlardan birine sizde katılmıştınız.

Kutu içinde

SANATÇI AYGÜN ÇAM KİMDİR?

1990 yılında Elazığ’da doğdu, ilk orta ve lise öğrenimini Elazığ’da tamamladı. Ardından 2012 yılında Fırat Üniversitesi devlet konservatuvarı’na girdi. 2014 yılında TRT müzik programlarında yer almaya başladı. 2016 yılında kendi eserlerinden oluşan ilk albümü çıkarttı. Aynı yıl Elazığ’da ve Yukarı Fırat bölgesine derleme çalışmalarına başladı. 2019 yılında ise Elazığ Belediyesi Türk halk Müziği Koro Şefliği görevine başladı. Nefes ve semahlarla Baskil, tarihi ve kültürel varlıklar açısından Baskil, Elazığ Sün köyü nefesleri, Alaaddin Keykubat ve Baskil adlı 4 akademik çalışmaya imza attı. 2020 yılından itibaren Elazığ Kanal 23 ekranları bünyesinde tarihin izinde Elazığ adıyla bir belgesel çekmeye devam etmekte. Aynı zamanda Elazığ Baskililer Derneği başkanlığı görevini yürütüyor.

27.07.2022

https://www.istiklal.com.tr/haber/elazigdan-havalanan-turkuler-ve-deyisler/703674

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.