GECENİN GEBE SESSİZLİKLERİ

ISSIZ biri olduğunu bilirdim ama bu kadarını tahmin edemezdim.

Onunla sessiz sokak yolculuklarımız olurdu.

Mahallenin hatta zaman zaman semtin tüm cadde ve sokaklarını büyük bir itina ile arşınladığımız çok olmuştu. Hariçten bakan biri olsa onu “Yitiğini arayan adam” olarak rahatlıkla tanımlayabilirdi.

Bu gezintilerin kuralları vardı.

İlki ve en önemlisi sessizliği bozmamaktı.

Diğeri ise bu yürüyüşler sırasında soru sormamak.

Tamamıyla başarabildiğimi elbette söyleyemeyeceğim ama onun bir kaşını yukarıya kaldırıp diğerini sertçe aşağıya indirmesi her türlü sözlü veya yazılı ihtardan daha keskin ve sonuç alıcı olduğunu ikrar edebilirim.

Sokaklarda ne aradığını inanın bilmiyorum.

Bir de neden bir öncekine göre tersinden başlayıp hiç şaşırmadan nasıl sonuçlandırabildiğini de.

Bu sırada öğrendiğim şu oldu: Sessizlik kolay değildir.

Çoğu insan konuşmanın güç, susmanın ise kolay olduğunu sanır.

Tecrübelerimle sabittir ki, tamamen yanlıştır.

Sessizlik en zor olanıdır.

Zira sormanız icap eden onca şey olur ama hiç birini dile getiremezsiniz.

Yorumlama gereği duyduğunuz onca husus olur lakin bir kelime bile edemezsiniz.

Hazreti Musa ile kendisine hikmet verilen o Hakk kulunu getirin hatırınıza tam bir benzetme olmasa da. Sahih bir sonuca varamasam da bu âyetleri eve döndüğümde okuyup anlamaya çalışıyordum.

GÜNDÜZ yürüyüşleri yerini daha sonraları gece seyahatlerine bırakmıştı.

Ayaklarımızda derman tükenene kadar gezer sonra adım atamayacak raddeye vardığımızda bulduğumuz bir tümseğe çöker uzun sessizlikler yaşardık.

Yine öyle olmuştu.

Kendimizi gecenin sessizliğine bırakmış sokak sokak yürümüştük.

O, önden gidiyor bense sanki onun ayak izlerine basar gibi yaparak takip ediyordum.

İçimden “Sanırım artık kuşlar yuvalarından çıkıp semayı selamlama hazırlığına başlamışlardır” diye düşünürken sahili bulduk ve kırılmış bir ağacın gövdesine oturup dalgaların söyleşisine kendimizi bırakmıştık.

Bu yürüyüş sırasında dilimin ucuna kadar gelen pek çok soruyu yutkunarak sessizliğe gömmüştüm.

Ne var ki, daha fazla sabredememiş ve “Efendim” diyerek bir sorunun peçesini açmaya cüret etmiştim.

“Nazarım” deyip elini dudaklarına götürerek “Sus” işareti yaptı ve “Gecenin gebe sessizliğini bozmayalım” uyarısında bulundu. Gözlerimde biriken onlarca soru işaretini görmüş olmalı ki, “Sadece Kur’an’da geçen ‘Gece yürüttü’ âyetini düşün” dedi.

UYGULAMALI tefekkür çalışması da diyebileceğimiz bu yürüyüşlere yıllarca anlam veremedim.

Elbette birebir bağlantısı olmamakla beraber gündüz yürüyüşlerini zihnim Sevgili Efendimizin Taif sokaklarındaki hâlini düşündürdü. O konuda ne bulduysam okumaya sevk etti.

“Gece yürüttü” konusu ise hepimizin malumu olan İsra Sûresinin ilk âyetine götürdü beni.

GECENİN gebe sessizliklerinde neler vardı?

Yıldızların söyleşileri vardı.

Ay’ın mütebessim çehresini bulutların bir açıp bir kapaması yer alıyordu.

Gündüz hissedemediğimiz rüzgârın muhteşem tatlılıkla serinletmesi yer buluyordu.

Arada bir çıkıp kaybolan sokak kedilerinin halleri gözümüzün önüne seriliyordu.

Evsizlerin bir o yana bir bu yana düşerken verdikleri ya da gayret ettikleri halde başaramadıkları selamlamaları vardı.

Bir duvar dibini mesken tutup gündüz temin ettiği karton kutuların üzerinde dizlerini karnına çekerek uyumaya çalışan karnı aç garibanları gündeme getiriyordu.

Arada bir uykusu şu veya bu nedenle kaçmış çiftlerin tartışma seslerini…

Henüz ayılmadığı halde mesaiye gidenleri, işten yorgun argın dönenleri…

Sokak konuşuyordu yani.

Gecenin gebe sessizlikleri ses veriyordu.

Galiba biz duymuyorduk.

Ya da duymak istemiyorduk, bilmiyorum.

Ya Selâm!

15.12.2021

https://www.istiklal.com.tr/kose-yazisi/gecenin-gebe-sessizlikleri/660619?fbclid=IwAR1fBAjtWL5LiQJN5U4QASfDnAS-_xa1xmtNjYCKw74gCyL2ifVRXpcS2zI

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.