GÖNÜL TOPRAĞIMIN SÜSÜ VE MERHAMET

EN BEREKETLİ toprak gönüldür.

Duygular orada yeşerip, büyürler.

Toprağın ise sağlam olması, korunmuş olması mühimdir.

Beslenmesi de bir o kadar ehemmiyetlidir.

Eğer toprağınız güçlüyse, hisleriniz ışıltılıysa, suyunuz besleyici, güneşiniz enerji vericiyse toprağınızda ellerini açıp büyüyen çiğdeminiz de o kadar yürek alıcıdır.

Şuleniz olur sizin.

Aydınlanırsınız o ışıktan.

Sessizliğiniz bile ses olur da seslenip durur kulağınıza.

Geceleri size göz kırpan ay hâline gelir kimi vakitlerde.

Söyleşmeye doyamazsınız.

Sevilmek ister siz onu sevdikçe.

Sahiplenilmeyi arzu eder.

Kararlılık bekler.

İnanç bekler.

Bunlar olduğunda siz onun artık yiğidi olmuşsunuzdur.

Kahramanısınız.

Çünkü o çiğdem artık sadece Ağustos- Eylül aylarında açmaz.

Tüm mevsimler için açmıştır.

Rengârenktir.

Pembe giyinir.

Beyaza bürünür.

Mordur bazen.

Kimi vakitte leylaklar gibi açar kalbinizde.

Gönül toprağınızın en güzel meyvesidir.

Yediverenidir.

O açtıkça sizin iç pınarınız coştukça coşar.

Aktıkça akar.

Bir güneş gibi doğar ışıtır.

Öncü savaşçılar gibi sizden önce gider hep.

Ön açar.

Bir akıncı cengâver gibidir.

Tehlikelerden koruyup kollar sizi.

Özünü özünüze katar. 

Tüm iç ağrılarınızı giderir.

Soyludur.

O sizin gönül toprağınızın soylu ve en sahici güzelliğidir.


ONU ağlarken buldum.

Çoğu defa ağlarken bulurdum.

Tartıya koyacak olsam ağlaması ile gülmelerini kesinlikle ağlaması daha ağır gelirdi.
Önceleri tam anlayamadım.

Ağlamalarına üzülerek eşlik ediyordum.
Ağlaşıyorduk karşılıklı.

Mukabeleli bir ağlamaydı bu. Düet yapar gibiydik.
İçinde dindiremediği bir ağrısının olduğunu düşünüyordum.

Gizli kalmış ve kimselere göstermediği bir yanı vardı sanırım.
Zamanla doğrusunu öğrendim. 
Bildiğim ağlamalar değildi bu ağlamalar.
Kaynağı acılar değildi, yaralar değildi.

İncinmişlikler, travmalar değildi…
Hayranlık ağlamalarıydı.
Hayata hayret, hayranlık ve haşyet pencerelerinden bakıyordu.
Ve ağlıyordu.
Sübhanallah diyor, ağlıyordu. 
Barekallah diyor, ağlıyordu.
Maşallah diyor, ağlıyordu.
Yaradılışın hikmetlerine meftun olmuştu.

Hakk tecellilerine âşinaydı.

Bunlara bakar ağlıyordu.
Ben de onu takdir ediyordum. Ne zaman görsem tekrar ediyordum.
“Sen ne kadar da güzel ağlıyorsun” diyordum.

MERHAMET Kİ; insanın en büyük zenginliğidir. 

Tüm insani davranışları neredeyse altında toplayan kuşatıcı bir şemsiye gibidir.

Ya kaybı, yokluğu ne anlama gelir?

Kaybı, kaybedişlerin en büyüğüdür.

Fukaralığın en dibidir.

Merhametin yoksunu olan kişi de hangi güzellik çiçekleri açabilir ki?

Ne gibi iyi davranışlar zuhura gelebilir ki?

Ne yazık ki, en küçük bir yararlı iş görülemez.

İhsandan, ikramdan bahis açılamaz.

Kupkuru kalmaktır, tamtakır olmaktır.

Çöle dönmektir.

Merhametini yitirmiş birinden sevgi beklenebilir mi?

Onun gönlünden güneşe, aya iyilik kementleri atıp yürek salıncakları kurulabilir mi?

Merhamet fukarasından faydalılık pınarları akar mı?

“Bunların hiç birisi olmaz nazarım” dedi sorduğumda.

“En küçük bir kırıntısına dahi rastlanmaz.

O sebeple en çok saklamanız gereken, koruyup kollamanız gereken, yeşertip büyütmeniz gereken duygunuz budur.

Başarabilirseniz diğer güzel duygular onun kanatları altında serpilip gelişecek, can bulacaktır.

Düşebilirsiniz yerlere, yara bere içinde kalabilirsiniz, yaralanabilirsiniz.

Aç ve susuz da kalabilirsiniz. Bunların tümü telafi edilebilir şeylerdir.”

“Ne zaman böyledir?” dedim.

“Sığınabileceğiniz, kendinizi onarabileceğiniz merhamet olduğu vakit böyledir.”

“Unutmayın” dedi devamında. “Hepimiz merhametin sığınmacısıyız.

Beşeriyetimizin gereği olarak uzak duramadığımız kabahatlerimizden sonra “Ben Senin merhametine sığındım” diyebilme zenginliğini kaybetmeyin.

Ve birbirinizin merhametli sinesinde Hakkın merhametine sığındığınızı da aklınızdan çıkarmayın.”

Ne diyelim?

Söz dinlemek gerek.

Ya Selam!

24.04.2021

https://www.istiklal.com.tr/kose-yazisi/gonul-topragimin-susu-ve-merhamet/622233

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir