GÖZYAŞLARIM KİRPİKLERİME BATIYOR

“AĞLAMAYI yeni öğrendim.

Eskiden böyle değildim.

Kolay kolay ağlamazdım. Ağlanacak bir konunun içinde kendimi bulduğum vakitlerdeyse muhakkak bir nükte bulur ve işin içinden ustalıkla sıyrılırdım.

Bu hâl hem bana hem de çevreme iyi geliyordu.

Ben bir neşe motoru gibiydim.

Her zaman hizmet vermeye hazır ve yakıtı hiç bitmeyen, kendi enerjisini kendi üreten bir yapıdaydım.

Keder şemsiyesinin altına sığınanları güneşli gülücüklere taşırdım.

Bu sebeple cemiyetlerde aranırdım.

Yokluğum hissedilir çağrı üstüne çağrı gelirdi “Erenler ne zaman burada olacaksın” diye.

Yanlarında olacağımdan hiç kuşku duymazlardı. Merak ettikleri husus yanlarına ne zaman ulaşacağım olurdu.

Doğrusunu söylemek gerekirse giderdim.

Gitmek isterdim çünkü.

Onları mutlu ederken ben de sürur dolardım.

Kendimi yenilerdim.

Taze nükteler bulur, yeni espriler üretirdim.

Eski hikâyeleri bile fırından yeni çıkmış taze ekmek kıvamında anlatırdım.

Hiç usanmazlardı.

Hatta bazılarını tekrar anlatmam için yoğun talepler alırdım.

Kısacası biz, bize yeterdik.

Hemhal olurduk.

Hemdem olurduk.

Hatta bununla yetinmez hemdert olurduk.

Arkadaşlık buna denmez miydi zaten?

Dostluk, dostunla tazelenmek değil miydi?

Yeniden çiçeğe duran ağacın baharı kucaklaması gibi kucaklardık birbirimizi.

Sarardık.

Yaralarımız sağalırdı.

İyi de olurdu.

Güzel günlerdi vesselam.

GÖZYAŞIYLA tanış oldum şimdi.

Daha da ötesi var aslında ama bu kadarını söylemek kâfi kanaatimce.

“Ötesini ne sen sor, ne ben anlatayım” cümlesinde ifade edildiği gibi.

Esasen sorulmadan da anlaşılabilecek bir ruh hâli bu.

O vakit neden sorarak tekrar kanatasın ki?!

Değil mi?

İzlediğim filmler gözyaşına boğuyor artık.

Kavuşma sahneleri, ayrılık anları, kalkan tren, el sallayan anneler, pencereden bakan gurbete gidenlerin silüetleri…

Hepsi göz pınarlarımın ağlamaya bahanesi oluveriyor birden.

Ben de ne olduğunu tam anlamış değilim.

Sulu göz olup çıktım.

İnanılır gibi olmasa da durumumun hülasası bu.

O müthiş neşeli, şen ve şatır hâllerden hüznün derinliklerine doğru bitmeyen bu yolculuk nasıl başladı, henüz keşfedebilmiş değilim.

Sebebini bulmak çok mu önemli, bundan da emin değilim.

Muhayyerim.

Kendi akışına bıraktım.

Vardır bir hikmeti diyerek kurcalamamayı tercih ediyorum.”

“GÖZYAŞLARIN kirpiklerine batıyor, nedir bu hâl imanım?” dediğimde aldığım cevaplar bunlar olmuştu.

“Gözyaşı ruhun zemzemidir” demişti ustam. Bu söze sığındım ben de çar naçar.

Demek ki, yıkıyor bizi.

Arındırıyor.

Paklıyor.

Hazreti Mevlânâ’nın “Gözyaşı neredeyse rahmet oraya iner” sözünü de şuracıkta zikretmeliyim.

O zaman bizim de gözyaşlarımız kirpiklerimize batıversin, olmaz mı?

Yunup yıkanarak paklananlardan olmak niyazıyla.

Ya Selâm!

20.12.2021

https://www.istiklal.com.tr/kose-yazisi/gozyaslarim-kirpiklerime-batiyor/661422

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir