HEKİMOĞLU İSMAİL

GÖNLÜMÜN Minyeli Abdullah’ı idi.

Sanırım köyümde okumuş olduğum ilk kitap buydu. Muhtemelen okuduğum ilk romandı da aynı zamanda.

O sırada nasıl bir duygulanım içine girdiğimi anlatabilmem pek mümkün değil.

O kadar derin, o kadar sarsıcı…

Sonra yolum gurbete düştü. Ortaokul yılları. Sene 1980’ler…

İstanbul Ümraniye’de kaldığım öğrenci evinin müdavimlerinden yazar Nurettin Ünal ağabeyin evinde ayda bir sohbetler oluyor.

Duydum ki, Hekimoğlu İsmail oraya geliyormuş.

Ayaklarım yerden kesildi tabi.

Adamlık nasıl olur, mütevazı kişi kimdir, potansiyel sahibi olmak ne demektir, herkese eşit muamele nasıl sağlanır, ciddiyet ve samimiyet bir bünyede nasıl harmanlanır, dâvâ adamı olmak nedir sorularının zihnimde cevap bulduğu ilk kişi olmuştu.

Sonraki hayatımda uzaktan tanıyıp meftun olduğum kimi şanlı şöhretli kişilerin yakından tanıdığım zaman nasıl bir balon gibi patlayıp yok olduğuna şahit oldukça Hekimoğlu İsmail gönlümdeki yerini daha da perçinliyordu.

Bu durum sürekli artarak sürdü.

Cağaloğlu’nda çalışmaya başladığım yıllarda rastladığımda sokaktaki yürüyüşünü takip ederdim.

TÜRDAV’a uğradığımda kitap kolileriyle dolu birkaç küçük odadan oluşan ilim ve hâl merkezi olan bu mekânda ekmek ve peynirden oluşan öğle yemeklerine de tanıklık ettiğim çok olmuştu.

SUR dergisinin de idare merkezi olan bu yayınevinde kendisinin yanında sıklıkla gördüğüm üç isim vardı. Ali Erkan Kavaklı, Recep Şükrü Apuhan ve Sefa Saygılı.

İlk ikisinin birlikte oluşturdukları notlardan oluşan “Derdimi Seviyorum” kitabı benim için yıllarca elimden düşürmediğim bir kılavuz olmuştu.

Yine kendisine âşina olan pedagog yazar Ali Çankırılı’dan dinlediklerim kalbime yerleşen Hekimoğlu İsmail şatosunun duvarlarını sarsılmaz tuğlalarla sıkıca örmüştü.

Bir defasında kendisine ziyarete gelen misafirleri Zafer Dergisine de uğramak istemişler. Aynı sokağın bitiminden dönüldüğünde ikinci bina olan adresimizi tarif etmek veya biriyle gelmelerini temin etmek yerine kapıya kadar yanlarında eşlik etmiş ve konuklar büroya girene kadar beklemişti.

Kimi zaman küçük yanılgısına düştüğümüz şeyler asla küçük değildir.

Şahsın kimliğini ortaya koyar.

Gönlünü ortaya serer.

Hakikatini aşikâr eder.

Bu ince davranışından o gün aldığım ders insanın başka insanlara şifa olabildiği, dertliye derman sunabildiği, düşmüşe tutamak olabildiği idi.

ÇALIŞTIĞIM derginin daha yaygın hâle gelmesi, daha fazla duyulur olması, abone konusunda destek veren öğretmenlerinin ellerinin rahatlatılması adına reklamlarla finanse ederek ücretsiz dağıtmak için çıkardığımız bir yayın olmuştu. Bununla yetinmiyor yeni yayın hayatına başlayan radyolarla temas kuruyor, yayınlara destek oluyor, derginin bedelsiz reklamını sağlıyorduk. Yazar ve radyocu  Zekariya Yıldız ile birlikte “Deneme Yarışması” düzenledik. Katılım çok yüksek oldu. O günün şartlarında pek çoğumuzun ilk kez gittiği Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda ödül töreni organize ettik. Kültür, sanat ve edebiyat dünyasından pek çok kişiyi davet ettik ve kitaplarının imzasını program öncesinde üst fuayede gerçekleştirdik. Haluk Nurbaki, Ahmet Kabaklı, Korkut Özal, Cem Karaca, Abdurrahman Dilipak, Ahmet Akgündüz, Ali Nar, Muzaffer Doğan, Süheyla Kebapçıoğlu, Sibel Eraslan gibi pek çok ünlü yazar ve kültür insanının katıldığı bu törene Abdullah Gül milletvekili ve Recep Tayyip Erdoğan da belediye başkanı olarak iştirak etmişti. Erkan Mutlu’nun konseriyle son bulan bu büyük organizasyona derginin Sakarya’daki sahip ve yöneticileri ortasında katılıp alelacele bitmeden ayrılıp gitmişlerdi. Daha sonra Hayat Yayınları’nı kuran o dönem Hekimoğlu İsmail ile çalışan Hayati Bayrak yanıma yaklaşarak “Kardeş, Sakaryalılar sana muhtemelen problem çıkartacaklar. İstersen gel Ömer ağabeyle bir konuş” demişti.

Ben bunu yapmadım ama söylenen gerçekleşmişti.

Buradan da anladığım Hekimoğlu İsmail’in yapılan gayretleri görüp takdir ederek bu kişilere ön açması olmuştu.

Yapılan fazladan işleri bile ücretlendirdiği ve herkese hakkını verme konusunda çok hassas olduğunu o kadar çok kişiden duydum ki, buradan aktarmak bir yenilik olmaz.

İÇİMDE büyüyen bir çınardı o.

Çok yakın olmadım ama hep izlemeyi sürdürdüm.

Herkesi üzen hastalık kendisine misafir olduğunda beraber çalıştığımız Üsküdar Üniversitesi kurucu rektörü psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan hoca ile bulunduğu hastaneye ve daha sonraları evine ziyarete gidiyorduk.

TİMAŞ Yayınlarına uğradığımda evladı olan değerli ağabeyim Osman Okçu ile odasına iner kısa görüşmeler yapardık. Buradaki gözlemlerime göre de adamlığına, metanetine, çalışma azmine, üretme coşkusuna, faydalı olma prensibine, daimi şükür hâline, sarsılmaz imanına ve incelikli davranışlarına şahitlik ederim.

MÜSLÜMAN ve Para kitabı beni çok etkileyenlerdendi.

Ardından İlimler ve Yorumlar, Yokuş, Menan Cinleri, Düşünceler kitaplarını not etmeliyim.

Pek çok sahada yazan Hekimoğlu İsmail’in haftalık yazılarını gazetenin akşam baskını alıp takip ederdim.

Pazar günü kendisini hayatın öte yakasına büyük bir kalabalıkla uğurladık.

Ne çok insana dokunmuş, ne çok kişiye yol aşmış ve başarı yolunda desteklemişti.

Allah kendisinden güzelliği adedince razı olsun.

Bizim kendisinde hakkımız olmadığı için helal ediyoruz demek elbette abes olur.

İnşallah o bizlere hakkını helal eder.

Ya Selâm!

18.01.2022

https://www.istiklal.com.tr/kose-yazisi/hekimoglu-ismail/666654

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.