HEM ÇİZER HEM YAZAR KADIOĞLU

UĞUR CANBOLAT

DEMİRHAN da diyebilirdim başlığa Kadıoğlu yerine.

Köyümde sülaleme Kadıoğlu / Kadılar denildiğinden bunu tercih ettim.

O, hem çizer, hem yazar.

Tam isim ve soyadı: Demirhan Kadıoğlu.

Yıllardır çizdiği gibi yazılar da yazar.

İkisinden de kopmadı.

Bir ismi daha var daha ziyade televizyon eleştiri yazıları yazdığı: Davut Şahin.

Müstear isimleri bundan ibaret değil. Biyografisinde şu bilgileri buluyoruz.

“Bazı çizgilerinde Süleyman Cem, okul öncesine yönelik yayınlarda Burak Doğan; aile, kadın ve çocuk konularında kaleme aldığı yazı ve şiirlerde İnci Karaman mahlaslarını kullanıyor.

ORTAK dostlarımız çokça. Sadece birini zikretmekle yetineyim.

O da hem çizer hem yazar: Muammer Erkul.

ÇOCUKLUĞU yetiştirme yurtlarında geçmiş duyarlı bir kalp…

Hisli.

Kendinden başkalarını düşünmeye ayarlanmış bir kişilik…

İşte bu sebeple bu vatanın çocuklarının inançlı olmalarını hesaba katıyor.

Kültürlü olmalarına ciddiyetle yaklaşıyor.

Doğru tarih bilgisi ve hemen ardından bilincine erişmeleri için çabalıyor.

MUHABİRLİKLE başladığı Can Kardeş Çocuk Dergisinin yayın yönetmenliğini yapıyor uzun zamandır.

Ve çizgilerini eksik etmiyor.

Kaleminin kıvrımlarıyla çocuklarımızın yüreklerine sevgiden ve bilgiden haleler çiziyor.

BUNU hep yapıyor üstelik…

Kurslar düzenliyor ve minik ellerin çizgilerle buluşmasını sağlıyor.

Belediyelerin davetlerini kabul ediyor ve çocuklara çiziyor.

Onları çiziyor. Onlara kendilerini çizdiriyor.

Karikatür ve çizgi roman eğitimleri veriyor.

TELEVİZYON programları yapıyor çizgi üzerine.

Geniş bir muhayyilenin maharetli bir elle buluşmasıyla nelerin ortaya çıkabileceğini gösteriyor.

Benim gibi iki çizgiyi bir araya getiremeyenler için bu yetenekleri ortaya çıkarmanın önemi izahtan vareste…

ONDAN bahsederken şu dört husus söylenmeden geçilemez.

Yazar, çizer, karikatürist, radyo ve TV Programcısı.

Söyleyecek sözü olanlardan.

O da bu sözünü toplumla buluşturmanın gayretinde…

GÜZELLİĞİN peşi sıra gidenlerden. Estetik yanlısı.

Çizgilerinde bu cana yakınlık, sıcaklık sizi derhal tebessümle karşılar.

Bu ilk merhabasıdır. Selamlamasıdır.

Sonrası dostluktur zaten.

İÇİNDEKİ çocuk sürekli gülümser durur.

Yaşayamadığı çocukluk yıllarına inat her çocuğu tebessüm ettirebilmeyi bir nevi hayat ilkesi hâline getirmiştir.

Kitap fuarlarından imza için önüne gelen çocukların karikatürlerini çizer imzalamadan önce.

Üşenmez. Yorulmaz. Büyük bir zevkle yapar bunu.

Unutulmaz bir hâtıra olur çocuklar için…

ÇOCUKLAR için mi sadece, hayır.

Bizler içinde aynıyla vakidir.

Kendisini Üsküdar Üniversitesi Televizyonu İstasyon Programında konuk etmiştim.

Muhabbetimiz tüm hararetiyle devam ederken karikatürümü çizmeyi ihmal etmemişti.

O günün tatlı bir hediyesi olarak kütüphanemde muhafaza ediyorum.

SİYER Çocuk Yayınları arasında çıkan “İnanıyorum” kitaplarının hem kapakları hem de temiz Türkçesi ile anlatımının ne kadar sevimli olduğunu çocuklarınız varsa ihmal etmemelisiniz.

Ben Allah’a inanıyorum, Ben Meleklere İnanıyorum, Ben Peygamberlere İnanıyorum, Ben Kitaplara İnanıyorum, Ben Kadere İnanıyorum.

Fakir’in Hakkı Zekât, Keloğlan Yunusun Kalbinde, Küçük Beylere Masal Keyfi, Karıncanın Haccı, 24 Altın Namaz, Sarah’ın İmanı, Ramazan’ın Orucu, Küçük Hanımlara Masal Keyfi, Vız Vız Arı ve Arkadaşları ile değerler eğitimini esas alan Cem’in Macera Günlüğü kitapları da unutulmamalı.

KENDİSİNİN hem yazı hem çizgi açısından bir feyz silsilesi var elbette.

Yolunu sürdüğü, izini takip ettiği değerler, kişiler…

Maksim Gorki, Mihail Şolohov, Charles Dickens.

Kemalettin Tuğcu, Abdullah Ziya Kozanoğlu, Yavuz Bahadıroğlu, Reşat Ekrem Koçu, Bekir Büyükarkın.

Bediüzzaman Said Nursi, Cemil Meriç, Gürbüz Azak, Vehip Sinan.

ÖNCELERİ uzaktan tanır severdim.

Sebebini bilmiyorum. Nedensiz bir muhabbet bu.

Yani olması gerektiği gibi.

İlkin kendisiyle ÜLKE TV fotoğraf çekimleri için gittiğim Kanal 7 binasında karşılaştım.

Yılların tanışıklığı varmış gibi oturmuş üç beş lafın belini kırmıştık.

DEVAMI geldi tabi.

Üsküdar Mai Cafe’de her hafta dostlarla birlikte yaptığımız ilahiler, deyişler ve türkülerin nağmeleri arasında gezindiğimiz “Muhabbet Bağı”na dâvet ettim.

Teşrif etti. Harika bir gece geçirdik.

Yakın dostlarım Ayhan Öz ve Esra Öz Hocanın küçük evlatları Ali Eren’in, Bendirzen’lerin bir kısmını ve başka bazı dostlarımızın çizimlerinin yapıldığını da söylemeye bilmem gerek var mı?

HAYIR demeyi kolay kolay beceremiyor.

Benden tüyo almış gibi olmayın ama bir kenara not edin.

Bir gün bu bilgiye ihtiyaç duyabilirsiniz.

HALUK Nurbaki hocam âlem-i cemale yansıdığında hakkında Davut Şahin imzasıyla bir yazı kaleme almıştı. Arşivimde duruyor.

Vefayı kendisine prensip edindiğinden geçmişin güzellikleri onun kalbinde hiç buğulanmamış gibi görünüyor.

Bunu muhakkak okumanızı salık verebileceğim “Yetiştirilmiş Hayatlar” kitabında da görüyoruz.

Şöyle diyor kendisi:

Beklemek sıkıcıdır…

‘Bir gün mutlaka gelecek!’ umuduyla annenizi veya babanızı yıllarca beklediniz mi?

Oysa biz bekledik!

Yetiştirme yurduna terk edilen kardeşlerim ve ben, her an, anne ve babamızın kapıdan girip bizleri evimize götürmesini bekledik.

Zorlu bir süreç… Yalnızlık girdabında atılan kulaçlar… Ufukta liman özlemi…

Peki, yetiştirme yurduna terk edilmiş çocuklarla kardeş gibi bir arada büyüyüp, sonrasında yapayalnız  kalmanın ne demek olduğunu bilir misiniz?

Bir düşünün…

Yalnızlık insana hep kızdığı anne ve babasını buldurabilir. Evet, belki de hiçbir terk edilmiş çocuğun yapmayacağı bir şeyi yaptım. Annemi ve babamı buldum.

Üstelik onlara ‘Beni neden terk ettiniz?’ sorusunu sormadım.

Yetiştirilmiş Hayatlar, yetiştirme yurdunda yaşamış çocukların gerçek hikâyesini anlatıyor…”

Bu ahlaka vefanın zirvesi demekten başka elimizden bir şey gelir mi?

Hayatımızda bu güzellere yer açalım.

Ömür gelip geçiyor.

Kendisini, onu hiç yalnız bırakmayan eşini ve üç evladını selamlıyorum.

Ya Selam!

26.03.2021

https://www.istiklal.com.tr/kose-yazisi/hem-cizer-hem-yazar-kadioglu/615751

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir