KALEMİN UCUNDAN GÖNÜL BURCUNA

YOLCUYUZ.

Sonsuzluk yolcusuyuz her birimiz.

Ayağımızda prangalar, bizi çeken, ketleyen, durduran…

Ama duramayız.

Zira “Durmak yıkılmanın bir öncesidir.”

Susuzluktan kırıldığımız derelere yuvarlansak da çıkmalıyız.

Bitmeyen zihnî işkencelerine tabi olsak da dünyeviliğin, bu çemberi kırmalıyız.

Yol, yürümemizi, menzil, vuslatımızı beklemekte…

TUTUNAMAYANLARA inat, tutunmalıyız.

Sağlam tutamaklarımız olmalı.

Değerlerimiz, sâbitelerimiz…

Canımızdan vazgeçsek bile vazgeçemediklerimiz olmalı.

Bizi biz yapan…

Hayata değer katan duygular, fikirler, eylemler.

BİZİ hakikatin yüksek burcuna çıkaracak bilgiler var.

Yaşamın külünü eleyip özünü sunan reçeteler mevcut.

Hastalıklarımıza şifa sunacak cümlelerimiz fışkırıyor yüreğimizden.

Yapmamız gereken ise dikkatimizi bu yöne çevirmek ve onlara tâlip olmaktır.

İşte bu tutamaklardan, iplerden birisi de şiirdir.

ŞİİR ki, cümlelerin damıtılmış hâlidir.

Özün özüdür.

Kışırsız, kılçıksız lüb duygulardır.

“Kalemin ucundan gönül burcuna” yükselen buhurdur.

Ruhumuzu saran hakikatin çekirdeğini içinde barındıran dizeler nefesimiz olmalı.

Kulakla duyulmayan feryatlarımızın kalbimizde yankılanmasına izin vermeliyiz.

Yoksa nasıl çekilir dünya kahrı?

ÇARESİZLİKLERDEN bir çâre doğar kalemin ucunda…

Nokta, nokta…

Nakış, nakış…

İlmek, ilmek…

Gergefinde dokur bizi.

Kelimeler renklerini bize bağışlar…

Ve…

Kokularını.

Yetmeyen kelamlara inat imdadımıza yetişirler ve bizi gönül burcuna taşırlar.

KENDİMİZİN efendisi oluruz Efendimizi bilince.

Bulunca…

Hemdem olunca.

Hû yağmurları yağar üzerimize, serinletir bizi.

Kendimizi perdelediğimiz her şey çekilip gider ve biz ışırız.

Aydınlanırız.

Gökkuşağı doğar üstümüze.

Ve…

Tefekkür denizlerinde kulaç atmanın hazzına varırız.

MEHTAP mı?

İlkin kendi gönül göğümüzde seyre dalarız.

Yıldızlar ışıltılı cümleler salar bize…

Şiirden.

Güneşli söyleşilerin yakmayan serinliğinde rüzgâr oynaşır saçlarımızla…

Gönlümüzün elçileri olur kelimeler, harfler şiirin şirin kaftanına bürünerek.

Hasretin kıskacında yanmışlığımız sona erer.

Vuslat kollarını açar sonuna kadar enginlik denizlerinin maviliğinde.

“Kalemin ucundan gönül burcuna” çıkarız.

Tevhid yurdumuz olur.

Ve…

Sadece aşka münhasır olur kalbimiz.

Kalemin ucunu görelim, mürekkebini tanıyalım ama onu tutan elden de bigâne kalmayalım.

Yoksa gönül burcuna çıkmış sayılmayız değil mi?

Ya Selâm!

20.08.2021

https://www.istiklal.com.tr/kose-yazisi/kalemin-ucundan-gonul-burcuna/642938

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir