KARATEKİN ZİYA BEY

TARİHİ bir şahsiyetten bahsediyor değilim.

Ama bu sizi yanıltmasın zira tarih kadar değerli bir kişilikten söz açmak istiyorum bugün.

Tarih kadar ciddi…

Tarih kadar vakur…

Tarih kadar dolu…

Tarih kadar kapsayıcı…

Bir o kadar bilge ve aydınlatıcı…

Ziyalı…

Şair ve yazar Ziya Karatekin dostumu sizlere takdim ederim.

ŞAİR şiiriyle tanınır, kuşkusuz.

Onun kimliği dizeleridir.

Cümlelere üflediği nefesidir onu bizlerden farklı kılan.

Kalbinin titreşimleri kelimelerin içinden geçer ve raksa kalkarlar.

Bunu duyacak bir rikkatiniz varsa bigâne kalamazsınız.

Direnemezsiniz.

Yok sayamazsınız.

İçinizden görülmez iplerle şiire çekilirsiniz.

Ve şairle buluşursunuz.

Bilişirsiniz.

Ve tek konuda iki hayret birleşip cem ederler.

Eskimeyen eski zamanların içinden çıkıp gelmiş ve burada hasretin kıskacında vuslat etmiş olursunuz.

Evveli yoktur ancak var gibidir.

Vardan daha çok var gibidir.

Kelimeleriniz uyuşur.

Cümleleriniz sarmaşık gibi döndükçe dönerler birbirinin ardı sıra…

Söz harmanlanır sohbetlerinizde.

Gözler aşinadır sanki ezelden.

Muhabbet dem tutar.

İçtikçe koyulaşır, kıvamını bulur.

Sadece dal ve yapraklarıyla bir bütünlük içinde meyve veren ağaca benzemez bu dostluk…

Köklerini toprağın derinliklerine de aynı anda salar…

O toprak medeniyetimizdir.

Türkçemizdir.

Ülkümüzdür.

Rüyalarımızdır.

Geçmişimizden almış olduğumuz geleceğe bakışımızdır.

Vatanın birliği, bayrağın hürlüğüdür.

Ezanın nağmelerle gönlümüzde yer bulup yankılanmasıdır.

Çağıldamasıdır.

KİMİ zaman başka bir şair üzerinden tanışırsınız şair ile.

Bizim öyle oldu Karatekin Ziya Bey ile olan tanışıklığımız.

Şair ve yazar Şakir Kurtulmuş köprümüz olmuştu.

Bir Üsküdar Yedi İklim Dergisi akşam toplantısından sonra Ziya Karatekin Hoca ile Mai Cafe’deki “Muhabbet Bağı” sohbet dostluk halkasına dâhil olmuştu.

İlahiler…

Deyişler…

Türküler…

Ve bunların eşliğinde gönlümüzü hop oturtup hop kaldıran hikâyelere eşlik etmeye başlamıştı.

MEKÂNLAR değişti, buluşma noktaları farklılaştı…

Bizler değişmedik.

Muhabbet yumağımız açıldıkça açıldı.

Kazan harlandıkça harlandı.

Kaynadıkça kaynadı.

Ve hâlâ devam ediyor pandemi şartlarının zorlaştırıcı şartlarına rağmen…

TATYANCI Ziya Hoca diyor içim ona…

Ama siz buna aldanmayın yine de.

O en zor deyişleri otantikliğini zerre miktar bozmadan okur çünkü.

Türküleri ilk havalanış heyecanındaki kanat çırpışıyla aynı tazelikte avucundan güvercin bırakır gibi salar kulaklarımıza…

Yüreklerimize…

İşte bu sebeple bir araya gelişlerimizde gözler onu arar.

Bulduğunda nasıl da muştulanır.

GELİŞİNDEN bellidir Ziya Karatekin.

Kendisine mahsus bir rüzgârı vardır.

Yanınızdan geçmişse anlarsınız.

Hissedilir…

Bilinir çünkü.

Yiğittir.

Heybetlidir.

Ama bu vatan ve evlatları için çarpan yüreği her daim bedeninden heybetlidir.

BAYBURT’TA doğmuştur ama iyi bir Yalovalıdır.

Bir o kadar da İstanbullu…

Ve Üsküdarlı.

Annesi sebebiyle hafta sonu Yalovalı olsa da haftanın diğer beş günüyle İstanbulludur.

Üsküdar’ın martıları tanır onu.

Camileri, şadırvanları tanır.

BİRKAÇ yıl önce dâvetleri üzerine dostlarımızla beraber misafirleri olmuştuk.

Kendisi ve dostları harika bir mihmandarlık örneği göstermişlerdi.

Şehri hep birlikte adımlamıştık.

Ağaçlarıyla, kaldırımlarıyla tanıştık.

Gölgesiyle, güneşiyle hemdem olmuştuk Yalova’nın.

“Mesafesiz dostlar” şeklinde tanımladığımız bir muhabbet halkası oluşmuştu yazarı, çizeri, sanatçısı, fotoğrafçısı ve eğitimcileriyle.

Türküler, muhabbetler ve tarih sohbetleri eşliğinde feneri sahildeki “Segah Cafe”de söndürmüştük.

Kaybolan tarihin peşinden giden ve bizleri de götüren yazar Mehmet Dilbaz ile de ilk kez burada tanışıp kaynaşmıştık.

 …

ZİYA Karatekin destan şairidir.

O edebiyatımızın efsane, destan ve şiir kategorilerinde eserler yazmış güçlü bir kalemidir.

Allame-i Cihan Yayınları tarafından neşredilen “15 Temmuz Ordu Millet Destanı” kitabının yazarıdır.

Her Türk vatandaşının başucu eseri yapıp yarınlara taşıyacağı bu destan onun gönlünden doğmuş ve kaleminden dökülerek bizlere ulaşmıştır.

Bize düşen bu destanı yüreğimizde bereketlendirmektir.

Dilimizden çiçekler açtırmaktır.

Aynı zamanda öğrencilik dönemlerinin ev arkadaşı olan Erol OLÇAK ve oğlunun şehadeti üzerine yazılan bu şiir, Ümraniye Belediyesi 13. Geleneksel Şiir Yarışması birincilik ödülünün sahibidir.

Şairinin sesinden dinlemek isterseniz linki şuracıkta:

ŞAİRİ, şair olmayan nasıl anlatsın?

Buna nasıl güç getirsin?

O sebeple çırpınmak nafile olsa da bir iki muhabbet cümlesiyle onu selamlayarak bitirelim.

Kızı ve oğlunu da elbette.

Eğitimci ve sanatçı Cevdet Gilan’ın sazının nağmesi bizim ise avazımızdır. Birlikte yaptıkları ınstagram programları İGTV’den seyredilmelidir.

Kültür ve sanatın şiirle muhteşem bir buluşmasıdır görülecek olan.

Ziya Karatekin Hoca İstanbul Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nde İl Müdür Yardımcısıdır ama bizim için daha ötesidir.

Benim ve dostlarımın zenginliğidir.

Vicdanımızdır.

Tereddüde düştüğümüzde başvurduğumuz terazimizdir.

Ve iyi ki, öyledir.

Ya Selam!

02.04.2021

https://www.istiklal.com.tr/kose-yazisi/karatekin-ziya-bey/617400

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir