KENDİNE SÂDIK DOSTLAR…

BÖYLESİNİ bulmak kolay değil…

Bu bir ihsan. Lütuf. Nasip.

Yani iç arayışlarımızın karşılığında hayatımıza düşecek paydır.

O sebeple sâdık ve güvenilir dostlar edinmek hayatımızı sarpa uğratmadan saadet limanına götürecek yegâne unsurlardan birisidir.

Çok mühimdir.

Yaşadığımız çağ yalanların yaldızlanarak doğru olarak pazarlanıp satıldığı bir devir…

Çoğu defa bilmeden yalanı sadakat diye satın alabiliyoruz. Yanlışı doğru belleyebiliyoruz.

Kizb’in gerçek temsilcileri hakikat yolcularının yoluna türlü tuzaklar kurarak “Âşık-ı Sâdıklar” biziz diyebiliyor ve buna inandırabiliyorlar.

Üzerinde dikkatle düşündüğümüzde yolumuzu kendilerinden ayırıp gerisin geriye döndüğümüz sâdık dost bilip kâzib çıkanlar hiç az değildir.

KENDİNE sâdık dostlar edinmeliyiz.

Önceliğimiz budur.

Kendine sâdık olmak demek kişinin gerçek kendisiyle olan bağıdır yani hemdem oluşudur.

Kendi özünden kaçmamasıdır.

Yüzleşme cesareti gösterebilmesidir.

Kendine karşı dürüst yani gerçekçi olabilmesi ve bunu sürdürebilmesidir.

Kendine sâdık olanlar kendilik bilinci bakımından yüksek bir şuur seviyesine ulaşmışlardır.

Bunu başaramayanlar gerçek ihtiyaçlarını bilemez, belirleyemezler.

Kendi ihtiyaçlarını görüp zor bile olsa bunlara ulaşmak için mücadele etmeyi seçmek yerine başkalarını memnun ederek mutlu olma yolunu tercih ederler.

Bu ise kendi öz cevherini çamura bulamaktır.

KENDİNE sâdık olan kişi doğrularını makûl bir dil ile savunur.

Arkasında durur.

Delillendirir.

Çünkü bunun bir sorumluluk olduğunun idrakindedir.

Bu kişiler, ne yaşadığı sorunlardaki rollerini inkâr ederler ne de sebep oldukları mutlulukları görmezden gelirler. Her iki konuda da dengede olmayı başarabilmişlerdir.

Kendine sâdık kalmak; yakîn bulmuş, gerçek bilgi ve kanıta dayanan inançlarına, kabullerine, sabitelerine, erdemlerine, prensiplerine, duygularına sahip çıkmaktır.

KENDİMİZİ her konuda nasıl yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim ile doğrulayıp yanlışta olup olmadığımızı onaylıyorsak bu konuda da aynı ilke ile hareket etmeliyiz.

Bu konunun hangi bağlamlarda ne şekilde Kur’an’da yer aldığını, inanmış kalplerin sahibi olan akıllı kişiler olarak bilmeliyiz.

Hayatın özüne ilişkin bir mesele zira bu.

Varlık, yokluk mesabesinde…

SIDK kelimesi sedaka’dan geliyor.

Yüce kitabımızda türevleriyle birlikte yüz elli beş yerde geçiyor.

Bir sözü veya haberi gerçek söylemek, doğru sözlü olmak, vadini yerine getirmek şeklinde anlayabiliriz.

Kizb yani yalanın zıddı.

İçin dışın aynı olmasıdır sıdk.

Alaca, bulaca olmamaktır. Biraz doğru, biraz yalan barındırmamaktır.

Dilin söylediğini kalbin onaylaması, tasdik etme hâlidir.

PEYGAMBERLERİN en belirgin özelliklerindendir.

Hatta sıdk Nebi’lerin zorunlu özelliklerinden biridir bile denilebilir.

Onlar doğruluğun temsilcisi olarak yeryüzüne sıdk ve sadakâtı yerleştirmek için görevlendirilmişlerdir.

Kur’an-ı Kerim okumalarımızda peygamberlere bu açıdan da dikkatle bakabilmek bize yeni düşünce kapıları aralayabilir.

KUR’AN’I doğrulamaya, onaylamaya tasdîk deniliyor.

Yalanlamak ise tekzîb etmek anlamına geliyor.

İman ile tasdîk arasındaki güçlü bağı gözden kaçırmayıp bunun üzerinde düşünmeliyiz.

İnsan eylemleriyle inandıklarını doğrulamalıdır. Sâdık olmak böyle mümkündür.

Bunu ise kendine sâdık olanlar kemâl şekliyle gerçekleştirebilir.

Sıdk kökünden gelen sıddîk, daha doğru, daha dürüst, daha özüne tâbi demektir.

Vahyi en küçük bir tereddüt bile geçirmeden kabul edenlerdir bunlardır.

HAZRET-İ EBUBEKİR Efendimiz gibi sıddîk olmak kolay bir mesele değildir.

Kur’an’daki vurgular da bize bunu düşündürüyor.

Sıddıklık hakikate teşne olmaktır.

Hakikat ile kişinin özünün bir birini tanıyıp kabul etmesidir.

Zümer Sûresi 33 cü âyet gözümüzden kaçmamalıdır.

“Gerçeği getiren kişiye ve onu tasdik edene gelince, işte takvâ sahipleri onlardır.”

Hazreti Ali Efendimize atfedilen şu söz konuya açıklık getiriyor.

“Doğru haber, hakikatle gelen Muhammed Aleyhisselâmdır. O’nu tasdîk eden Ebu Bekir’dir.

İLAHÎ vahyin önceki kitapların içeriklerini doğrulaması, aralarında bir tasdîk ilişkisinin bulunduğunu gösterir. Yani Kur’an musaddıktır.

Önceki kitabın ve onun hâmili olan Nebi’nin kendinden sonra gelecek olanı tasdîk etmesi yine bu anlama gelir.

Yani birbirini doğrulama ilkesi vardır. Bu da onların mucize oluşundan kaynaklanır.

Biraz daha ayrıntı isteyenler şu âyetlere bakabilirler.

Bakara Sûresi 41, 89, 91, 97 âyetler, Âli İmran Sûresi 3 cü âyet, Nisa Sûresi 47 ci âyet, En’am, Sûresi 2 ci âyet,  Fâtır Sûresi 31 ci âyet, Ahkaf Sûresi 12 ci âyet.

SADAKA yine aynı kelimeden türeyip gelir.

Sadaka vermek bir bakıma imanımıza gösterdiğimiz sadakatin bir tezahürüdür.

Mütesaddık ise Kur’an-ı Kerim’de sadaka veren, ikram ve ihsanda bulunan mânâsında kullanılır.

Beş yerde geçer.

İMANIMIZI sâlih ameller, güzel eylemler ile tasdîk etmeliyiz.

Sadece inandım demekle yetinmemeliyiz.

Düşüncede sadakat…

Fikirde sadakat…

İtikadî yönden sadakat…

Davranışlarda sadakat gibi maddeler haline getirip üzerinde daha çok düşünmeliyiz.

Ne kadar netleştirirsek pratik uygulaması o kadar kolaylaşır.

Örnek alınması bakımından yola çıkacaksak eğer yüce kitabımızda bu bağlamda isimleri zikredilen Hazreti Yusuf, Hazreti İbrahim, Hazreti İdris ve Hazreti Meryem’i incelemeye hiç zaman kaybetmeden başlayabiliriz.

BAKARA Sûresi 177 ci âyet bizleri sâdıkları şöyle tarif ediyor.

“Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz erdemlilik değildir. Asıl erdemli kişi Allah’a, âhiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman eden; sevdiği maldan yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, yardım isteyenlere ve özgürlüğünü kaybetmiş olanlara harcayan; namazı kılıp zekâtı verendir. Böyleleri anlaşma yaptıklarında sözlerini tutarlar; darlıkta, hastalıkta ve savaş zamanında sabrederler. İşte doğru olanlar bunlardır ve işte takvâ sahipleri bunlardır.”

Dilerseniz bir de Maide Sûresi 119 âyete bakalım.

“Allah şöyle buyurur: “Bugün doğrulara doğruluklarının fayda vereceği gündür. Onlar için, ebedî kalacakları ve altından ırmaklar akan cennetler vardır. Allah onlardan hoşnuttur, onlar da O’nun rızasını kazanmaktan ötürü mutludurlar. İşte büyük kurtuluş budur.”

Konuyu ayrıntılı ele almak artık size düşüyor.

SON olarak sâdıklarla beraber olmak konusunda Rabbimizin Tevbe Sûresi 119 âyetindeki uyarısına bakalım.

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının; özü sözü doğru, samimi ve dürüst insanlarla beraber olun!” 

Anlaşılıyor ki, mesele önce kendine sâdık olmaktan geçiyor.

İman ve ahdine sadakat gösteren gerçek sâdıkları bulmak ancak böyle mümkün çünkü.

Allah bizi sadakatten ayırmasın ve sâdıklarıyla yoldaş eylesin.

Ya Selam!

26.04.2021

https://www.istiklal.com.tr/kose-yazisi/kendine-sadik-dostlar/622553

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir