PAPATYA YOLCUSU

MAYIS sonlarıydı. Yılını tam olarak hatırlayamıyorum. Bir “Yâren” ile alelade bir kağıda yazdığı “Gel artık papatya yolcusu” yazan pusulayı ulaştırmıştı.

Şaşırmadım desem yanlış olur. Çağrıyı aldım ama bu “Papatya yolcusu” ne demekti?

Bana nasıl bir mesaj vermek istiyordu?

Günlerce düşündüm ama işin içinden çıkamadım. Dâvete icabet etmekten başka çare kalmamıştı.

Haziran ortalarını gösteriyordu takvimin yaprakları.

Aldım başımı gittim.

Beni yol ayrımında ayakta karşıladı. Kolları sonuna kadar açıktı. İçimden koşasım geldi ama doğru olur mu diye ilkin bir tereddüt yaşasam da sonunda bu da bir çağrı diyerek kendi kendime koşmaya başladım.

Sımsıkı sarıldık.

İçimiz kabardıkça kabardı. İkimizin de tek kelime sarf edecek mecali yoktu. Sessizliğin sarmalında hasretimiz dinmeye başlayınca “Beni bekletiyorsun ama Nazarım papatyalar bekletilmez” dedi.

“Doğrudur efendim” dedim. Elimi bırakmıyordu.

Beni uçsuz bucaksız bir papatya tarlasına götürdü. Bir baştan bir başa kaç tur attığımızı bilmiyorum. Sonunda dizlerimiz “Oturun artık” sinyalini vermeye başlayınca bulduğumuz bir taşın üzerine oturduk ve seyre koyulduk.

Konuşmuyorduk. Buna ihtiyaç duymamıştık.

Papatyalar gözümüzden gönlümüze o kadar çok ileti gönderiyorlardı ki, kelimeler dile gelmeye lüzum hissetmediler.

İkindi serinliğine kadar böyle devam etti bu iç muhabbetimiz.

“VAKTİ kaçırmamak lazım evlat” dedi bitkin bir sesle.

“Vaktinde yaşanmayan her duygu yüktür kalbe.

Zamanında söylenmeyen söz dile külfettir.

Deminde kaynamayan gözenin suyu insanın hasretini dindirmez.

Vaktinde açılmayan kollar yâri değil ancak boşluğu kucaklar.”

Bunlar papatyaların ifadeleriymiş. Zira İlkbahar aylarının Mayıs ayında merhabasını sımsıcak salarken Haziran sonunda vedalaşırmış.

İşte bu sebeple “Vaktin eri” olmak gerektiği düşüncesiyle göndermiş o pusulayı.

“PAPATYA mürşidin olsun” dedi. Bende “Efendim siz varsınız” dedim.

“Ben feyzimi ondan almaktayım İmanım” diye cevapladı.

Şimdi durum değişmişti. Aklımın biraz karışır gibi olduğunu fark edince o muhabbetli merhamet bakışlarını kuşanıp “Hatırlasana o Türkmen Kocası Yunus Emre Hazretlerini” dedi.

“Sarıçiçekle nasıl konuşmuştu?

Ne tarzda halleşmişti?

Nasıl bir ilişki kurmuştu da sohbetlerinde anneden, babadan, kardeşten, evlattan, hayattan, topraktan, ölümden, ölümsüzlükten bahisler gündeme gelmişti.

Yunus Emre’y’i tanıyan ve konuşan çiçek seni tanımaz mı, beni tanımaz mı, bilmez mi?

Bilir elbet, bilir…

Papatya yolcusu olabilirsen sende onun dilinden bilirsin.

Anlarsın.”

PAPATYALAR bize aslında en ateşîn bir hatip gibi seslenmekteymiş.

Sözler düzmekteymiş.

Yapraklarının içe olması ile “Yolun içeriyedir” demekteymiş. “Taşrada yorma kendini, heder etme” nasihatinde bulunmaktaymış.

Yine yapraklarının parçalı oluşu “Kesretten vahdete yol bulmalısın” demekteymiş.

Saplarının olmayışı sertlikten, öfkeden, kızgınlıktan ırak olmanın remziymiş.

Çiçeğin ortasındaki sarı yuvarlağın mânâsı ise “Hayat bir döngüdür. Daireseldir. Başlangıç bitiş noktasıdır aynı zamanda” demekmiş. Sarı renk ise “Hayatın zevale mahkûm oluşu, vaktin hitama ermesi yani solgunluğumuza” işaret etmekteymiş.

Bileşiminde uçucu yağların, acı maddelerin bulunması ise “Bunlardan arınmalısın” hitabıymış.

Bitkisel bir tedavi için kullanılmasını sordum ustaya.

“İnsan, insansa eğer diğer yaratılmışlara şifa olmalıdır” dedi.

Balçıklı toprakta yetişmesi bize yine yaratılış hamurumuzu hatırlatması, ormanlık alanlarda ve kırlarda görülmesi ise “Her şartta güzel ve iyi kalmak” demekmiş.

Yol kenarlarında bizi selamlaması ise “Doğru yolun yolcusu hakikat erlerince selamlanır. Selam dairesine alınır” müjdesi barındırırmış.

Bize saflığı öğütlermiş.

Zarafeti öğretirmiş.

Temiz bir kalbin temsilcisi olabilmeyi bir hedef olarak önümüze koyarmış.

Mis gibi kokması ise “Şirk pisliğinden” azâde oluşuymuş.

Sade olan güzelliği ise her türlü sahteliğin hayata yük oluşunu simgelermiş.

İştah açıcı özelliğe sahip oluşu etrafında insanlar toplaması, “Aziz” oluşuyla alakalıymış.

Enfeksiyonları giderici etkisi “Münafıklık alametlerinden kurtulmak” demekmiş.

Daha neler anlattı neler.

Bir defa daha anladım ki Yunus Emre’nin o şiirini tekrar tekrar okumalıyım ve tefekkür etmeliyim.

Çocuksu bir şiir muamelesi yaparak çocukluk etmişim meğer.

GECEYİ yarılamıştık.

Yelek cebinden katlanmış bir sayfa çıkardı ve açmadan önce “Papatyanın seviyor, sevmiyor hikâyesini biliyor musun?” dedi.

“Hayır” diye cevapladığımda oku o halde diyerek elinde tuttuğu şu yazıyı uzattı:

“Bir gün küçük bir tırtıl dünyaya gelmiş ve kozasını öreceği zamana kadar rengârenk çiçeklerden beslenmiş.  Sonrasında kozasını örüp kelebek olacağı anı beklemiş.

Kelebek olup kozasından çıkan tırtıl (artık kelebek diyelim) uçabiliyor olmanın mutluluğu ile kırları gezmeye başlamış. Derken çok güzel bir çiçek görmüş ve hemen yanına gitmiş.

Papatya ile kelebek tanışmışlar.

Kelebek, papatyaya gördüğü güzel manzaraları ve oraya gelene kadar başından geçenleri bir bir anlatmış.

Gece olduğunda kelebek, papatyanın yanından ayrılmak istememiş; papatya da kelebeğin gitmesini hiç istemiyormuş, birbirlerine âşık oluvermişler.

Ne kelebek papatyaya onu sevdiğini söyleyebilmiş ne papatya kelebeğe…

Eğer söylerlerse ve diğeri onu sevmiyorsa birbirlerini kaybedeceklerinden korkmuşlar.

Üç günün sonunda kelebeğin artık vakti kalmamış ve papatyaya artık ayrılması gerektiğini söylemiş. Buna çok üzülen papatya üzülerek neden gitmek istediğini sormuş.

Kelebek ömürlerinin üç gün olduğunu ve artık sonsuzluğa uçması gerektiğini ama gitmeden önce onu sevdiğini söylemesi gerektiğini söylemiş.

Kelebek hayata gözlerini yummadan önce papatya onun da kelebeği sevdiğini söyleyememiş. Kelebeğin ölümünden sonra papatya kelebeği sevdiğini söyleyemediği için kahrolmuş ve günden güne solmaya başlamış, her bir yaprağını “Seviyor” diyerek dökmüş.

O günden sonra taze âşıklar papatya yaprakları ile seviyor-sevmiyor oyununu oynamaya başlamışlar, çünkü sevdiğine zamanında duygularını söyleyemeyen papatya her zaman doğruyu söylermiş.”

Bu hikâyeden nasıl bir anlam çıkaracağımı bilmiyorum.

Ama Yunus Emre’nin o dizlerini anlamadan “Papatya yolcusu” olamayacağımı çok iyi biliyorum.

06.11.2021

https://www.istiklal.com.tr/kose-yazisi/papatya-yolcusu/654509

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir