Ramazan Çocuk Masumiyetine Dönüştür!

RAMAZAN PEDAGOJİSİ

Yüce Rabbimize sonsuz hamd ve senalar olsun ki, bu sene yine bizi Ramazanla müşerref kıldı.

Ve artık sona doğru iniş yolunda hızla ilerliyoruz.

Ramazanın ilk günlerinde yapmam gereken bir vazifeyi son hafta ancak ifa edebildim.

Yine de şükürler olsun.

“Din Eğitimi ve Birey Oluşun İmkânı” kitabında çok önemli meseleleri gündemimize getirip tartışan Doç. Dr. Ayhan Öz ile konuşacağımız çok konu var.

İrdelenmesi gereken nice hususlar var.

Gelin görün ki, ülkemizde yaşadığımız Ramazanlar yine aynı.

Ekranlar benzer insanlara hem iftar hem de sahur programlarında defalarca sunulurken bildiklerimizden farklı ve özgün ciddi konuları gündeme getirenleri ne yazık ki, göremiyoruz.

Biz bu eksikliği siz İstiklal Gazetesi okuyucusu için telafi etmek istedik.

“Doğal iklimleme, değerlerin mayalanması, duygusal yönden beslenme, hazırbulunuşluk, güven ve değer, hazzın ertelenmesi, sadaka kumbarası” gibi hususları sizler için konuştuk.

______

– Ramazan pedagojisi deyince en anlamalıyız?

Pedagoji çocuk eğitimini farklı açılardan ele alan ilmi disiplinin adı. Dolayısıyla Ramazan pedagojisi dediğimizde Ramazan ile çocuğun eğitimi arasındaki ilişki üzerine konuşmuş oluyoruz. Hiç şüphesiz Ramazan ayı sunduğu manevi atmosfer ve zengin dinî pratikler açısından çocuk eğitimine dair önemli fırsatlar sunuyor. Burada anne-babalar başta olmak üzere tüm eğitimcilere önemli görevler düşüyor. Bu sohbetin içinde zannediyorum bunu detaylandırma fırsatımız olacak. Ramazan pedagojisi deyince ikinci bir anlam daha aklımıza gelmeli bana kalırsa. Ramazan, aslında bir yönüyle yetişkinlerin yeniden çocuklaşmasını, çocuktaki saflığı aramasını, yani fıtrata dönüş çabasını ifade ediyor. İslam geleneğinde çocuk saftır, masumdur ve bir yönüyle fıtratı temsil eder. Bazı özellikleri itibariyle terbiye edilmeye ihtiyaç duysalar da birçok yönden yetişkinlerden daha ak-pak bir haldeler diyebiliriz. Henüz üzerlerinde günah kiri yok; kin, nefret ve samimiyetsizlik gibi olumsuz hasletler onlarda tutunamıyor. Ramazan bizler için bir arınma dönemi. Bu açıdan bakıldığında Ramazan pedagojisi biz yetişkinlerin çocuklardan öğreneceğimiz şeyleri de ihtiva eden bir kavrama dönüşüyor. Yani Ramazan’da çocuklara öğreteceklerimiz kadar onlardan öğreneceklerimiz de var.  

Çocuklar için Ramazan nasıl bir eğitim ayıdır?

Ramazan aslında hepimiz için bir eğitim ayı ve tabi ki çocuklar da bundan nasibin düşeni alıyorlar. Aslında büyüklerin kendilerini terbiye etmeye dönük çabaları, söylediklerini davranışa dönüştürmedeki gayretleri kendilerinin eğitimi kadar çocukların eğitimine de doğal yoldan katkı sağlamış oluyor. Çocuklarımıza bir şeyi yap dediğimizde bu yapılacak işin birlikte tecrübesi bazen mümkün olmuyor. Ramazanda çocuklarımızdan yapmalarını istediğimiz şeyi aslında biz de yapıyoruz ve bu sayede çocuklarımızla ortak bir tecrübe üretiyor, geride hoş hatıralar bırakıyoruz. Ali Bardakoğlu hocanın güzel bir sözü var: “Büyüklerimiz bize değerleri çaydaki şeker gibi verdiler.” Çayı içerken şekeri de almış oluyoruz. Çocuklar Ramazanın manevi ikliminde birçok değeri dışarıdan zorlama olmaksızın doğal bir süreç içinde alıyorlar. Manevi değerlerin tohumları çocuklarımızın kalbine atılmış oluyor Ramazan sayesinde. Öğretilenler, anlatınlar mayalanıyor.

Ramazan yaşayarak öğrenilen bir ay anlattıklarınıza göre…

Evet. Sahur, iftar, imsak gibi kavramları çocuklar Ramazanda yaşayarak öğreniyorlar. Yaparak, yaşayarak öğrenme modern pedagojinin öne çıkan yöntemlerinden biri ve Ramazan bu anlamda eğitici bir ay.  İftar sofralarının bu süreçte çok önemli bir yeri var diye düşünüyorum.

-Neler öğrettiğini düşünüyorsunuz?

Birbirinden uzaklaşmış, odalarına, telefon ve bilgisayarlarına kapanmış aile bireylerini manevi bir neşveyle bir araya getiriyor iftar sofraları. Bu sebeple olsa gerek hepimizin zihninde çocukluğumuzdaki bu sofralar hep ayrı bir yerde duruyor. Halbuki sunulan yemekler açısından bugünkü gibi zengin değildir o sofralar. Oradaki aşı lezzetlendiren şey; gönülleri birbirine değen, kalpleri aynı heyecanla atan aynı sofrada birleşmiş insanlardır.

– Bu süreçte anne-babaya düşen rolü nasıl açıklayabiliriz?

Anne-babanın en önemli görevi temsil. Temsil, tebliği önceleyen bir kavram. Çocuklarımız söylediklerimizden ziyade hal dilimizi okuyorlar. Şayet Ramazanı çocuklarımızın eğitiminde etkili bir zaman dilimine dönüştürmek istiyorsak dilimizden dökülenlerden önce çocuğumuzun gözüne yansıyanlara bakmak durumundayız. Bazen bu konuda tutarsız davranabiliyoruz.

-Örnekleyebilir misiniz?

Elbette. Ramazanın sabır ayı, rahmet ayı, hoşgörü ve paylaşım ayı olduğundan bahsediyoruz; orucun feyzini, bereket ve güzelliklerini anlatıyoruz uzun uzun. Ancak orucun sabrımızı zorladığı anlarda yanımıza gelip bizden bir talepte bulunan ya da bize bir şey anlatmaya çalışan çocuğumuza “Oruçluyum, başım ağrıyor, şu an seni hiç çekemem” diyebiliyoruz. Buna muhatap olan çocuk orucu bir rahmet ve hoşluk olarak değil stres, gerilim ve baş ağrısı olarak görmeye başlayabiliyor. Yani Ramazanın ve orucun güzellikleri önce bizde tecelli etmeli ki çocukta bunların yansımalarını görebilelim.

– Zorlayıcı olmadan çocuklara dini öğretmeyi ve yaşatmayı nasıl başarabiliriz?

– Bu, kritik ve zor bir soru. Burada Hz. Peygamberin örnekliği akla gelmeli. Çocuklarla ve gençlerle kurduğu iletişim iyi irdelenmeli. Önce insanı fark etmeliyiz ki din onda hayat bulabilsin. Hz. Peygamberin tavrını ben böyle okuyorum. Hz. Peygamber çocuklara ve gençlere iki şeyi öncelikle veriyor: Güven ve değer. Bu, onlara önce insan olarak bakmak demek. Bu zeminde onlarla ilişki tesis ediyor ve çocuklar da onun yanında olmaktan, onunla vakit geçirmekten mutlu oluyorlar. Çocukları dini öğreteceğim diye etrafına toplamıyor. Onların dünyasına girerek bunu yapıyor. Tabiri caizse bir kuyumcu hassasiyetiyle işliyor onları. Bazen onlarla oyun oynuyor, bazen onların arkasında namaz kılıyor. Hayatın doğal akışı içinde dinle tanışıyor çocuklar. Biz dini çok ciddiye alıyoruz. Burada ciddiye almaktan kastım çok resmî ve formel bir şekle sokmak. Çocuklarla ortak ürettiğimiz ve üleştiğimiz tecrübeler ürkütmeden, korkutmadan dini onlara anlatmaya ve sevdirmeye imkân sağlayacaktır diye düşünüyorum. Mesele öğretmek değil yaşamak ve yaşatmak.

– Ramazan gelirken yapılan hazırlıkların sürece ve sonuca etkisi nedir?

Öğrenme psikolojisinde hazırbulunuşluk diye bir kavram var. Bu kavramı, bir şeyi öğrenmeye ya da yapmaya kendimizi zihinsel ve psikolojik olarak hazırlamak olarak tarif edebiliriz. İbadetler de hazırbulunuşluk gerektiren pratiklerdir. Namaz öncesinde abdest almamızın bu tarafa bakan bir yönü var.  Abdest, kişiyi namaza hazırlıyor. Abdest alan kişi bu sayede kendini hem maddi hem de manevi olarak arındırıyor ve namaza öyle başlıyor. Arife günleri de benzer bir işlev görüyor kanaatimce. Bizi bayramlara hazırlıyor. Cuma gününün hazırlığının Perşembe ikindi namazından sonra okunan aşırla başlaması, hac için kutsal topraklara gidecek hacı adaylarının ihrama girmesi de aynı çerçevede değerlendirilebilir. 

– Şu halde Ramazan da bir hazırlık gerektiriyor…

Evet, Ramazan da bu yönüyle bir hazırlık gerektiriyor. Esasında üç aylar diye ifade ettiğimiz zaman diliminin ilk iki ayındaki tecrübelerimiz Ramazan’ın manevi iklimine hazırlıyor bizleri. Evde Ramazan için yapılan diğer hazırlıklar da bu anlamda çok kıymetli. Bir şeye ne kadar hazırsak ondan alacaklarımız da o kadar fazla oluyor haliyle. Tabi ki burada aşırı alışveriş yapmak, gösterişe kaçmak gibi abartılı davranışlardan uzak durmak gerektiğini de hatırlatmakta fayda var. Yapılacak hazırlıkların Ramazan’ın manevi iklimine ve anlamına uygun olması gerekir.  

– Çocukluk Ramazanlarımız neden pek çoğumuzun hatıralarının silinmez önemli bir nesnesi?

Çocukluğumuzda duygusal izler bırakan yaşantılar bizlere hayat boyu arkadaşlık eder. Bu hem olumlu hem de olumsuz duygular için geçerlidir. Ancak Ramazan çoğumuz için hoş hatıralar ve hatıralara eşlik eden hoş duygular barındırır. Çocukların duyuları ve duyguları çok kuvvetlidir. Yaşam pratikleri duyusal ve duygusal tatmin üzerine oturur. Ramazanlar bu anlamda çocukların ihtiyaçlarına tatminkâr cevaplar sunar. Ramazanda bol duyusal uyaranlar çıkar çocukların karşılarına: Mahyalar, top atışları, hurmalar, iftar sofrasında buluşan insanlar, ezanlar, salalar, salavatlar vb. Bunlara ilaveten Ramazanlar hem çocukların hem de yetişkinlerin duygusal ihtiyaçlarını karşılayacak imkânlar ve ortamlar sunar. Kalabalık iftar sofralarında birlikte açılan oruçlar, heyecanla koşarak gidilen teravihler, iftarda heyecanla ve umutla beklenen ezanlar, mazlum ve mahsunları sevindirmek için verilen fitreler. Ramazanda yaşadıklarımız hem duyusal hem de duygusal hafızamıza kazınır adeta. Bu yaşantılar çocukluğun saflığıyla buluştuğunda insan için hep özlem duyulan bir zaman dilimine dönüşüverir.

– Ramazan bağlamında eylemlerimize duygu katmanın değeri bir kere daha düşünülmeli o zaman…

Tüm eylemlerimizin esasında iki boyutu bulunur: Bilgi ve duygu. Yapıp ettiklerimizin, doğruluğu teyid edilmiş ve üzerine kafa yorulmuş bir bilgiye dayanması gerekir. Aksi takdirde kolayca yanlışa düşebiliriz. Ancak bilgi, eylemi sahiplenmek için yeterli değildir. Ona duygu da katmamız gerekir. Duygu olmadan davranışlarımızı samimiyet rengine boyayamayız. Yaptığımız işten lezzet alamayız. Bilgiyi yemeğin ana malzemeleri olarak düşünürsek duygu da onun tuzu ve baharatıdır. Tuzsuz ve baharatsız bir yemek hiçbirimize lezzet sunmaz.

-Çocuklarda duygu yöne daha baskın değil mi?

Evet. Çocuklarda duygusal yön yetişkinlere göre daha güçlüdür. O nedenle çocuklara bir davranışı kazandırmak istiyorsak öncelikle o davranışı ona sevdirmeliyiz. Yani çocuklarda duygunun bilgiyi öncelediğini söyleyebiliriz. Bu yönüyle bakıldığında hepimiz için ama özellikle de çocuklar için Ramazan ayının duygusal yönden besleyici olması gerekir. Ramazan deyince toplumda bir heyecan ve sahiplenme görüyoruz. Çocuklarda da Ramazan ayına ve oruç ibadetine yönelik ilgi ve istek dikkat çekiyor. Bu durum, Ramazanla ilişkili yeterli duygusal beslemenin yapıldığını gösteriyor kanaatimce.   

– Sabır, sebat, direnme, akşama kadar dayanma çocuğun dünyasında nasıl yerleşir?

Şunu biliyor ve görüyoruz ki sabır, saygı, adalet, merhamet gibi değerler söz ile değil hal ile öğreniliyor. Çocuğun bu değerleri sahiplenmesi ve davranışlarına yansıtması için bunu aile ortamında ya da yakın çevresinde pratik şekliyle görmesi gerekir. Buna değerlerin mayalanması diyebiliriz. Sütün mayalanmak için nasıl ki bir uygun ortam ve sıcaklığa ihtiyacı varsa değerlerin de mayalanmak için uygun bir ortama, destekleyici bir kültüre ihtiyacı vardır. Sabır gibi zor bir değeri bize ancak zengin bir yaşantı ve uygun bir kültürel çevre kazandırabilir. İşte Ramazan bu açıdan bize çok uygun bir fırsat sunar. Sabrı hep beraber tecrübe ederiz, çocuk bu toplu tecrübenin içinde kendiliğinden, doğal iklimleme ile öğrenir sabrı. Çünkü çocuk yaşayan bir değer olarak karşılaşır sabırla. Ramazanın sunduğu zengin kültürel ortam, sabrı çocuk için çok cazip hale getirir. Hatta çoğu zaman oruç tutacak yaşa gelmeyi beklemek onlar için zorlu bir sabır eğitimine dönüşüverir. Zira oruç tutacak olgunluğa ulaşmaları için sabretmeleri gerekir. Sabır eğitimi özellikle her istediklerini kolayca elde eden ve bu nedenle doyumsuzluk yaşayan günümüz çocukları için çok daha elzem bana kalırsa. Çocuklar hazzı ertelemeyi bilmiyorlar. Ramazan, bu eğitimi verebileceğimiz en güzel zaman dilimlerinden biri. Elinde imkân olduğu halde yemekten içmekten, kötü davranıştan kendini koruyan bir çocuğun yarın nefsani arzularıyla mücadelede daha başarılı olacağını söyleyebiliriz. 

-Empati ve fakiri anlama gibi yaklaşımları çocuklar açısından doğru buluyor musunuz?

Empati eğitimine okul öncesi dönemde başlanıyor. Çocuk kendisini arkadaşının ya da bir hikâyedeki kahramanın yerine koymayı öğreniyor. Birçok değer gibi empatinin de temelleri erken yaşlarda atılıyor. Bu nedenle çocuklara empati becerisi kazandırmanın mahzurlu bir tarafı yok. Tabi burada sunulan örneklere ve kullanılan dile dikkat etmek gerekir. Örneğin savaş ve ölüm gibi travmatik tecrübeler üzerinden bir empati eğitimi verilmesini uygun bulmuyorum doğrusu. Zira bu, çocuğun taşıyabileceği bir yük değil. Örneğin savaşta anne babasını kaybetmiş bir çocuğun yerine kendisini koymasını istemek bana kalırsa çocuk için mahzurlu. Fakiri anlamak noktasında ise genel anlamda bir sorun olmadığını düşünüyorum. Ancak burada da abartılı bir tavır bazı mahzurlar doğurabilir tabi ki. Söz gelimi “Onlar orada açken biz burada nasıl yemek yer su içeriz!” gibi bir söylem problemli gözüküyor. Zira bu, çocukta duygusal çöküntü, yemek yemeye karşı isteksizlik gibi olumsuz sonuçlar doğurabilir.

-Yardımlaşmayı pratik bir uygulama şekline nasıl getirebiliriz? Ramazan Kumbarası önerir misiniz?

Eylemlerimiz; bilgi, bilinç ve tekrarla pratiklik kazanıyor malum. Çocuk için ise önce gözlem geliyor. Bu nedenle yardımlaşmayı önce aile içi ilişkilerde gözlenebilir kılmak durumundayız. Ailede birbirinden yardımı esirgeyen insanların uzaktakilere yaptıkları yardımın çocuk için tesiri oldukça düşük olacaktır. O nedenle olsa gerek Peygamber Efendimiz anne-babadan başlayarak önce yakın çevre, sonra da uzaktakilere uzanan bir çizgide iyilik ve ihsanı tavsiye etmiştir. Yakınına hayrı dokunmayanın uzaktakine hayır getirmesi de pek mümkün olmasa gerek.

-Bu uzaktakilere yardım yapılmayacak anlamına gelmiyor değil mi?

Tabi ki öyle. Yardımlaşmaya dönük tüm pratiklerde mümkünse çocuklarımızın da bu sürecin bir parçası kılınması onlarda bu hasletin yerleşmesi açısından önemli. Bir erzak dağıtacaksak çocuğumuz da bizim yanımızda bu ana şahitlik etmeli, hatta katkı sunmalı. Çocuklar için “Sadaka Kumbarası” türünde bir uygulama kanaatimce oldukça etkili. Azar azar o kumbarada kendi biriktirdikleri parayı tasadduk etmeleri onlarda iyilik ve yardımlaşmaya dönük güçlü bir motivasyon oluşturacaktır. Burada kumbaradaki paranın çocuk tarafından ilgili kişi ya da kuruma ulaştırılması noktasında özenli davranılması gerekir. Nereye, kime gittiğini bilmediği bir yardım istenilen etkiyi doğurmayabilir.

-Hocam ibadet bilinci mi, ibadet alışkanlığı mı diye sorsam ne dersiniz?

Her ikisi de diyebiliriz. Aslında önemli olan ibadet bilinciyle bütünleşmiş pratiklerdir. Özellikle yetişkinlerin, ibadetlerini alışkanlık seviyesinden bilinç düzeyine çıkarmaları beklenir. Ancak söz konusu çocuklar olduğunda önceliğin ibadet alışkanlığı olduğunu söyleyebiliriz. Çocuklara küçük yaştan itibaren davranış kalıpları kazandırmak gibi bir görevimiz var. Zira onlar henüz bilinç geliştirecek zihinsel olgunluk düzeyinden uzaklar. Bununla birlikte alışkanlık düzeyindeki uygulamaların zaman içinde kof pratiklere dönüşme riski olduğunu unutmamak gerekir. O nedenle çocuklar zihinsel olarak olgunlaştıkça onlara ibadet konusunda bilinç kazandırmak gibi bir sorumluluğumuz da var. Temyiz yaşı olarak bilinen yedi yaşından başlayarak yavaş yavaş çocukların bu anlamda eğitilmesi gerekir. Tabi bunu yapabilmek için ibadete yönelik bilinç halinin önce bizde gelişmiş olması beklenir.

– Biraz geri dönerek iftar ve sahurun Ramazanın son diliminde olduğumuz şu günlerde çocukların eğitimi için sağladığı imkânların neler olduğunun bir defa daha altını çizmenizi istesem…

Elbette. Zamanın ve mekânın ruhu var derler. Gerçekten de öyledir. Kandiller, bayramlar, üç aylar; manevi ritmimizin arttığı, hayat belirtisi verdiğimiz dönemler. Ramazan bir ay olarak manevi havayı teneffüs ettiğimiz kutlu bir zaman dilimi. Ama Ramazanın da içinde daha hususi vakitler var; örneğin iftar ve sahur gibi.  Bu iki vakit Ramazanda çocukların en çok ilgi gösterdikleri anlar. Yani hazırbulunuşlukları çok yüksek. O sebeple bu anları bir eğitim fırsatı olarak görmek gerekir. Burada kastettiğim uzun dini sohbetler değil. İftar sofrasındaki muhabbetin arasına serpiştirilmiş, iftarın genel havasını bozmayacak, çocukları sıkmayacak birkaç hoş kelam. Bu, kimi zaman bir dua olabilir, kimi zaman bir âyet, kimi zaman kelam-ı kibardan bir alıntı, kimi zaman kıssadan hisse kabilinden bir paylaşım. Yemek üzerine tatlı kabilinden. 

– Evde ailece Kur’an ve meal okuma saatleri nasıl olmalı?

Ramazan Kur’an’ın indirilmeye başlandığı ay. Bu nedenle “Kur’an ayı” olarak da isimlendiriliyor. Kur’an ve meal okumak müminin tüm zamanlara dair bir görevi. Lakin Ramazan ayında bu konuda biraz daha fazla çaba ve zaman harcamak gerekiyor. İftar sofrası gibi bir de Kur’an sofrası kurmalıyız. Çocuklarımız da bu sofradan istifade etmeli. Ancak çocuklar söz konusu olduğunda bu sofraya ne getireceğimiz konusunda dikkatli olunmalı. Nasıl iftar sofrasında çocuklarımızın sevdiği, lezzet aldığı, onlar için faydalı olan şeyleri önlerine koymaya özen gösteriyorsak Kur’an sofrasında da onların dünyasına uygun olan, gönüllerinde manevi lezzet bırakacak bölümleri seçmek konusunda da hassas davranmalıyız. Kur’an mealini çocuklarla baştan sona okumak değil de önceden belirlenmiş ayetler üzerinden bu sofrayı donatmak yerinde olacaktır.  

-Ayhan hocam sohbetimizi tamamlayacak olursak son sorum şu olacak. Ramazan bizde ne bırakmalı?

– Ramazan özellikle çocuklarımız için hoş hatıralar bırakmalı geride. Geriye dönüp baktıklarında güzel şeyler canlanmalı zihinlerinde. Ramazanın yolu hasretle özlemle beklenmeli günler aylar öncesinden. Bu heyecanı çocuklarımıza kazandırabildiysek onlar üzerinde güzel bir etki bırakmışız demektir. Biz yetişkinlere gelince her Ramazandan bir güzellik koymalıyız gönlümüze ve onu Ramazan sonrasında da sıkı sıkıya sahiplenmeliyiz. Ramazandaki manevi heyecanı diğer aylara taşıyamıyoruz maalesef. Belki de taşımamız da gerekmiyor, bir sonraki yıl Ramazan heyecanını yeninden yaşayabilmek için. Ramazanları; ayıplarımızdan, kusurlarımızdan, fazlalıklarımızdan tek tek arındığımız kutlu bir zaman olarak görmek gerekiyor bence. İdrak ettiğimiz her Ramazanı bir eksiğimizi kapattığımız bir fazlalığımızdan kurtulduğumuz zaman dilimi olarak görmeliyiz. Örneğin elimizdekini paylaşamıyorsak geçirdiğimiz bir Ramazan bize bunu öğretmeli. Öfkeye yeni düşüyorsak, bir diğer Ramazanda öfkemize hâkim olmayı öğrenmeliyiz. Kısacası her Ramazanda biraz daha tamamlanmalıyız, her Ramazanda biraz da çocuk masumiyetine, yani fıtrata doğru yol almalıyız.

KUTU İÇİNDE:

AYHAN ÖZ KİMDİR?
2002 yılında Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden mezun oldu. Aynı Üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsünde 2004 yılında yüksek lisansını, 2012 yılında ise doktorasını tamamladım. 2003-2013 tarihleri arasında Milli Eğitim Bakanlığında öğretmen olarak görev yaptı. 2013-2020 yılları arasında Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde Din Eğitimi Bilim Dalında öğretim üyesi çalıştı. 2020 yılında doçent unvanı aldı. Halen İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde öğretim üyesi olarak görev yapan Öz’ün alana dair yayımlanmış makaleleri ve “Din Eğitimi ve Birey Oluşu İmkânı” isimli bir kitabı bulunmaktadır.
27.04.2022

https://www.istiklal.com.tr/haber/ramazan-cocuk-masumiyetine-donustur/687431

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.