Şair Duyarlılığı ve 15 Temmuz Ordu Millet Destanı

UĞUR CANBOLAT

Milleti millet yapan ortak mefkûresidir.

Kalplerin aynı ülkü etrafında bir olarak atması ve birlikte aynı hedefe yürümesidir.

İmanıdır, inancıdır, kararlığıdır, cesaretidir.

Acıların ve sevinçlerin ortaklaşmasıdır.

Şairleri ise o milletlerin atan kalbidir.

Şair Ziya Karatekin işte onlardan birisi…

Bugünkü söyleşimizde bu hissedişe sahip olan bir kültür sanat insanının, bir şairin gönlünden nelerin coşkuyla dolup taştığını, millet olma bilincinin nasıl gerçekleştiğini siz değerli okuyucularımızla paylaşmak istiyoruz.

Allah böylesi kara günleri bir daha yaşatmasın.

___
– Destan nedir?
Destanlar milletlerin kolektif hafızasının oluşturduğu milli metinleridir. Esası, yaşanmış bir hâdiseye dayanmakla birlikte, millet onu anlata anlata, özlemleri idealleri doğrultusunda farklı bir metne dönüştürür. Daha sonra bir ozan, bu anlatıyı manzum biçimde yazmak suretiyle destan metnine dönüştürür. Bütün bu süreçlerden geçtikten sonra oluşan metinlere doğal destan adı veriliyor, ancak anlatının halk arasında yaygınlaşma süreci gerçekleşmeden, bir ozan tarafından resen oluşturulan metinler de vardır ki bu metinlere de ‘Yapma destanı’ deniliyor. Ama genel olarak şunu söyleyebiliriz, bu metinler, kolektif veya milli metinlerdir.

– Türk destan geleneğinde durum nedir?
Türkler tarihsel süreç içinde çok geniş coğrafyada hareket halinde var oldukları için yaşanılan farklı coğrafya ve dönemlerde, birçok Türk kavmi tarafından oluşturulmuş çok sayıda destanın konusu günümüze kadar gelmiştir. Ancak yaşanılan hayat konar göçer bir hüviyet taşıması nedeniyle bu destanların yazılı olarak muhafaza edilmesi pek mümkün olamamıştır. Bazı destanlardan bir takım yazılı bölümler günümüze aksetmiş olmakla birlikte, biz onlarca Türk destanının daha çok konusuna vakıfız.

-Yapma destanlar dediniz. Birkaç örnek verebilir misiniz?

Tabi. Yapma destanlar birçok milletin edebiyatında olduğu gibi bizim edebiyatımızda da çok sayıda yapma destan örneği vardır. Bunlardan Mehmet Akif’in Asım şiiri içinde yer alan Çanakkale şehitlerine yönelik yazılan destan, Nazım Hikmet‘in Kuvva-yı Milliye Destanı, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın üç şehitler destanı, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nun Salur Kazan Destanı gibi birçok örneği sayabiliriz.

– Destan milletler için bir zorunluluktur denebilir mi?
Toplumu millet haline getiren birçok unsur vardır. Bunların başlıcaları dil, din, tarih, coğrafya ve amaç birliği olarak sayılabilir. Aynı dili konuşan topluluklar belli bir coğrafi alanda belli tarihi evrelerde, aynı amaca doğru yürürken bir takım zorluklarla sınanırlar. Bu zorluklar onların daha bir kenetlenmesine sebep olur. Bu tarih birliğini oluşturur. İşte toplumlar yaşadıkları bu ortak macerayı kendi aralarında anlatarak çoğaltırlar bu da onların ortak öykülerini oluşturur. Şunu unutmamak lazım ki ortak yönler toplulukları bir araya getirir farklı yönlerse onları birbirinden uzaklaştırır.

-Millet olma süreci sanki buradan başlıyor.

Evet. Milleti millet yapan süreç, bu ortak yönlerin çoğaltmasından geçer. Tarih birliği, yani ortak maceralar ve ortak hafıza toplumun çimentosunu teşkil eden hususlardandır. İşte destanlar bu ortak maceranın ortak bir anlatıya dönüşmüş somut örnekleridir ve toplumun millet kimliğine ulaşmasının temel yapı taşlarından birini oluşturur, bu yönüyle tartışmasız önem arz ettirir.

– Millet kavramını nasıl anlayabiliriz şu halde, biraz daha açmak mümkün mü?
Elbette. Milleti inşa olunmuş bir mimari yapıya yahut ipliğe dizilmiş boncuk tanelerinin oluşturduğu bir tespihe benzetebiliriz. Bu zaman içinde görünür görünmez bağlarla oluşan bir organizmadır. Tarihin veya zamanın imbiğinden geçerken, ortak dil, din ve tarih etrafında meydana gelen kültürel birliktelik, onu dinamik bir organizma haline dönüştürür. Toplum veya topluluklar için dağınık bireyler yani güruh ifadesini kullanacak olursak, millet için bir bütün etrafında organize olmuş dinamik yapı ifadesini kullanabiliriz. Bu da onu özel ve kritik durumlarda ortak hareket etmeye sevk eden bir şuur sahibi kılar ve milli şuur bu gibi durumlarda görünür hâle gelir.

– “Ordu Millet Destanı” adıyla bir kitabınız var. Türk Milleti ve Ordu hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Toplumlar tarih içinde, can ve mal emniyetleri açısından kendilerine olabildiğince korunaklı mekânlar kurmuşlardır, geçmişten kalan kaleler bunun en somut örneğini oluşturur, yani kaleler kurmuş ve emniyetleri uğruna bir bakıma kendilerini onun içine hapsetmişlerdir. Bu bir konfor alanıdır, bu konfora sahip olduğunuz zaman daha ılımlı bir sosyal hayatı mümkün kılabilirsiniz ancak bu da zaman içinde mücadele ruhunuzu kaybetmeniz sonucunu doğurur.
İşte Türk milletinin macerası bu rutinden farklı bir mahiyet arz ettirir. Bozkırda değişkenlik arz ettiren alabildiğine geniş mekânlarda, doğal insani ve hayvani her türlü dış tehdide açık bir hayat biçimi içinde olmak, onu bu tehlikelere karşı sürekli uyanık ve donanımlı olmaya itmiş. Bu da ondaki mücadele ruhunu canlı tutma şeklinde tezahür etmiştir. Yani toplumun her ferdi, her an her türlü tehdit ve tehlikeye karşı koyabilecek mücadele azmi ve silahıyla donanımlı olmak durumundadır. Bunun asırlarca böyle yaşanmış olması genler yoluyla sonraki kuşaklara aktarılmasını sağlamış ve bir kolektif bilinçaltı oluşturmuştur. Asker millet yahut Ordu millet tabiri işte budur. En zor durumlarda bu ruh, bu bilinçaltı miras bilinç üstüne çıkarak toplumun çok hızlı bir şekilde organize olmasını sağlıyor, onu tehlike ve tehdide karşı bir yumruk gibi topyekün mücadeleye sevk ediyor. İşte milli mücadele ve 2016 15 Temmuz gecesi yaşanan hâdise budur. Buna “Ordu Millet Ruhu” diyoruz. 15 Temmuz Ordu Millet Destanı’nda biz tarih içinde bu ruhu anlattık, “Ordu Millet Ruhu”nu!..

– Destanlar millet olmanın nesidir? Yani bir ulusun destanı alınırsa ne kalır geriye?
Aileler, milletler, bütün tüzel yapılar kendi sırlarıyla birbirine kenetlenir ve var olurlar. Bu onların ortak öyküsü anlamına geliyor. İşte milletlerin ortak öyküleri, ortak maceraları destanlarıdır. Destan bir milletin sadece başından geçen hadiselerin nakledilmesinden ibaret bir hazine değil. Onun yine kendi hayal gücü, varlık algısı, mücadele ruhu, inancı ve idealizasyonu doğrultusunda anlatılan çok özgün bir hazinedir.
Bu yönüyle destanlar milletin karakterini gösteren ve onu birleştiren çimento hüviyeti taşır, onu alırsanız birlik ruhunu oluşturan unsurlardan birine kıymış olursunuz, oysa ortak yönleri ne kadar çoğaltırsanız, birliği o oranda pekiştirirsiniz. Destanlar milletlerin marka kimliğinin alt öyküleridir.

– Türk Destanları hangi özelliklerle öne çıkar?
Türk destanları “var olma azmi, zorluklar karşısında mücadele, adalet ve fütühat ruhu” etrafında oluşan Türk milletinin insani, vicdani kolektif hikayeleri olarak karşımıza çıkar.

– 15 Temmuz bir destanın içinden geçmek midir?
Destanlar, malum yaşanmış ve toplumu derinden sarsan bir hâdisenin ardından anlatıla anlatıla yayılan ve yayıldıkça farklılaşan metinlerdir. Dolayısıyla gerçekte yaşanmış olanı yalın anlatan metinler değildir, orada milletin kolektif hafızası, korkuları, heyecanları, coşkuları, idealleri, inançları hep birlikte hayat bulur. Dolayısıyla bu farklı bir boyuttur yani âdeta masalsı bir evrendendir sözü edilen. Gerçeklik boyutunun üzerinde bir başarı öyküsüyle karşı karşıyayızdır destanlarda.
15 Temmuz gecesi biz âdeta gerçeğin efsanevi ve düşsel bir zeminde yeniden hayat bulduğuna şahit olduk. Minarelerden yükselen salaların diriltici soluğuyla âdeta farklı bir boyutta geçtik. Kısa ama yoğunluklu yaşanan bu başarı hikâyesi, bu olağanüstü durum bize âdeta bir destanın içinden geçiyormuşuz hissi verdi.

– 15 Temmuz Şiir-Destan çalışmanız nasıl doğdu peki?
O gece ben Yalova’nın Çiftlikköy ilçesinde gribal enfeksiyon sonrası hasta yatağımda istirahat ediyordum. Olaydan haberdar olunca ve Cumhurbaşkanı’nın halkı meydanlara dâveti üzerine kalktım, duşumu aldım ve araç bulamayınca da Yalova’ya doğru yürümeye başladım. Yalova’da halkın nümayişleri dışında asayiş berkemaldi, ancak tabii kulaklarımız radyo, televizyon ve internet kanallarında İstanbul, Ankara gibi olayın en yoğun yaşadığı yerlerden gelen haberleri takip etmeye çalıştık.
O esnada Boğaziçi Köprüsü’nde yakın arkadaşım rahmetli Erol Olçok’un oğlu ile birlikte şehit düştüğü haberini aldım. Her ne kadar o gece 250 vatan evladını ihanet kurşununa kurban vermenin acısıyla içiniz yansa da, yakınınızda birini kaybetmeniz o acıyı daha derinden hissetmenize neden oluyor.
Rahmetli Erol’un haberini aldığım an tabii arkadaşımı kaybetmenin acısını içimde hissettim, ama gerek ülkenin içinden geçmekte olduğu trajik durumun sarsıntısı, gerekse tazeyken çok anlaşılmayan bu acı, ertesi gün her şey sükûn bulup hâdisenin bilançosu ortaya serildikten sonra bütün kayıp ve yıkıntılar arasından âdeta sivrilip ruhuma saplandı ve orada tortulaştı.

-Ya sonrası?
Bu tortuyu içimden atma çaresizliği, şairane güdüyle bir takım dizelere dönüştü, “Baba ve Oğul” şiiri böyle doğdu. Ancak âdeta kapı aralanmıştı ve o aralıktan yeni bir takım dizeler dışarıya saçılmaya başladı. Bu gittikçe bir yumak hâlini aldı ve bir forma dökülme ihtiyacına dönüştü. Yaşanılan bu hâdise beni Türk tarihinin derinliklerine dalmaya ve oradan günümüze bir takım çıkarımlar yapmaya zorladı. Şuna kanaat getirmiştim, o gece ortaya çıkan Türk milletinin benzer durumlarda temayüz eden ruhuydu. Bağımsızlık ve özgürlük uğruna mücadele ruhu…
Dolayısıyla Oğuz Kağan’dan bugüne, zamanla mukayyet olmayan bu ruhun mücadelesini anlatmaya koyuldum.
Bu, “Ordu Millet” ruhuydu ve destan da son örneğinin 15 Temmuz 2016 gecesi yaşandığı “15 Temmuz Ordu Millet Destanı”…

– Ne kadar çalıştınız üzerinde?
15 Temmuz Ordu Millet Destanı’nın yazılması, yaklaşık bir buçuk yıllık zaman içinde mümkün oldu, ancak üzerinde çalışmalar ve düzeltmeler sonucu tamamlanıp kitap halinde yayınlanması 2 yıllık bir zamanı aldı. 15 Temmuz’un ikinci sene-i devriyesinde bir program dâhilinde tanıtımı yapılarak okuyucuyla buluşturuldu.

– Sala ve gecenin karnından geçen bir aydınlık diyebilir miyiz 15 Temmuz için?
– Gayet tabii . O, yaklaşık 100 yıl önce maddi planda verdiğimiz milli mücadelenin, 100 yıl sonra bu sefer ruh planında verilişinin muştusuydu ve âdeta Sûr-i İsrafil misali bizi diriltip, ruh köklerimize bağlı biçimde milletler arenasında yeniden görünmemize milat oluşturdu. O, gecenin içinden umut gibi yükselen, bizi salaha çıkaran aydınlık bir ses ve diriliş muştusuydu, biz onunla yeniden kendimizi bildik.

– Destanlar bir bakıma milletin kendine uyanması mıdır?
Kesinlikle öyle. Bizim köklerimizdir destanlar, dallarına su yürüyen bir ağaç gibi yeniden diriliriz oradan aldığımız ilhamla. Köklerimiz ne kadar derindeyse dallarımız o kadar gökyüzünü tutar. Köksüzlük hazin bir öyküdür.

– Destansızlık kavruk bir ağaç olmak şeklinde yorumlanabilir mi?
Destanları olmayan milletlerin gelecekleri de yoktur diyebiliriz. Biz 1. Dünya harbi sonrası yok edilmeyle burun buruna getirildik. Cedlerimiz o gün tarihte benzerini yaşadıkları bir macerayla, içinde bulundukları durum arasında paralellik kurdular ve bunu milletin varoluş mücadelesinin anlatıldığı Ergenekon’a benzettiler. Bu onlara ilham oldu ve Ergenekon Destanı’ndakine benzer bir mücadele verdiler. Biz bugün bu topraklarda, verilen bu mücadele sayesinde varlığımızı sürdürüyoruz. İmkânsızlıklar içinde verilen bu mücadele bize destanın yaşama ve yaşatma gücünü gösteriyor.

– Şiir gücü destanda kendisini nasıl ortaya koyar?
Şiir yoğun sözdür, özgül ağırlığı yüksek bir dildir. Sözlerin en rafine ve en tesirlisidir, girdiği her yeri özgün ve özel kılar. Sözün sihridir o, etkisi silinmez.
Her şeyi anlatabilir o, aşkı, doğa güzelliğini, gurbeti, hüznü, coşkuyu, en yüce hisleri ve milli duyguları en iyi biçimde şiirin soluğundan dinleyebilirsiniz. Bu yüzden Milletler en etkili sözlerini şiirin dili ile ortaya koymuşlardır. Destanın dili de şiirdir o düz yazıyla konuşmaz, gerilmiş yay gibidir onun dili, gönüllere ruhlara işler.
Milletler yüce hislerini kalıcı kılmak için şiirin gücüne yaslanmayı seçmişlerdir, çünkü en değerli olanın yine en yüce biçimde ifade edilmesi elzemdir. Şiir girdiği her yeri şiire dönüştürür.

– Şair gibi destanın da beslenme kaynakları var mıdır?
Destanlar milli metinlerdir ve milletin sahip olduğu her türlü zenginlik de, onun beslendiği kaynaklar olarak ifade edilebilir. Bunlar; milletin tarihi, kültürü, inancı, ideali, iş tutma biçimi, karakteri, başarıları, mücadele azmi şeklinde sıralanabilir.

– Şairin acılara olan duyarlılığı ile destanın bağı nedir?
Şairin duyarlılığı aslında insani bir duyarlılıktır, belki insanın potansiyel olarak göstereceği duyarlılığı en ileri düzeye taşıyan, onu en yüksek düzeyde yaşayan kişidir o. Bu, acılar için de böyledir, mutluluk veya insani diğer değerler için de… Dolayısıyla milli temalar için de böyledir, o ruhunun derinlerinde hissettiğini, insan ruhunun derinlerine nüfuz edecek şekilde söylemeyi amaçlar, şiirin gücü buradan gelir.

– Her şair milleti duyar mı, yoksa bu farklı bir hissediş mi gerektirir?
Bu insan tabiatıyla ilgili bir husustur her insanın aynı konularda duyarlı olması beklenemez, bu bir bakış ve hissediş meselesidir. Biri milli bir kavganın tam göbeğinde vazife almışken yaşadığı o atmosfere ilişkin tek bir cümle tek bir dize söylemezken, bir diğeri o coğrafyanın çok uzağında orada yaşananları ruhunun derinliklerinde hissederek edebiyatın en mutena dizelerini ortaya koyabilir. Bunun örneğini biz Haşim ve Akif’te görürüz. İkisi de çok önemli, ikisi de çok büyük şair ama duyarlılık alanları birbirinden oldukça farklı. Akif bütün şiirlerinde milli temaları ve milletin dertlerini konu alan, dahası İstiklal Marşı’mızı yazan milli şairimizdir.

– Bir destan şairi olarak şairin börkü ve pusatı nedir diye sorsam ne dersiniz?
Ben bu soruya, şairin börkü gökyüzü, pusatı da kalbidir, yüreğidir diye cevap veririm.

– Birincilik almış olmasına rağmen “Ordu Millet Destanı” çalışmanızın gerekli ilgiyi gördüğünü söyleyebilir misiniz?
15 Temmuz hâdisesi ile ilgili birçok şairimiz eser kaleme aldı ve bunlar çeşitli kanallardan okuyucuyla buluşma imkânına kavuştu. Ancak bütün bu yazılan metinlerden farklı olarak biz 15 Temmuz Ordu Millet Destanı’nda o gece yaşanılan trajik duruma odaklanmak ve salt onu anlatmaktan ziyade o geceyi de zapt eden ve tarih içerisinde gerektiği durumlarda ortaya çıkan Türk milletinin mücadele ruhunu anlatmayı tercih ettik ve buna Ordu millet kavramıyla adlandırdık.
Yayın dünyasında ilgi görme hususu kanaatimce göreli bir durum, tabii çok satan kitaplar arasında yer almadığı muhakkak, ancak konuya duyarlı çevrelerin 15 Temmuz Ordu Millet Destanı’na, zaman aralandıkça daha çok ilgi gösteriyor olmaları ve eser hakkında olumlu kanaatlerini dile getirmeleri beni mutlu ediyor diyebilirim.

KUTU İÇİNDE

ŞAİR ZİYA KARATEKİN KİMDİR?
Bayburt’ta doğdu. İlkokulu Bayburt’ta, ortaokulu ve liseyi İzmit’te okudu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü 1986 yılında bitirdikten sonra, Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi’nde “Kemalettin Kamu’nun Şiirleri, Derleme-İnceleme” adlı teziyle Yüksek lisansını tamamladı.
1985 ve 1986 yıllarında ulusal düzeyde, “İstanbul Şiir Günleri” organizasyonunun tertip heyetinde yer aldı.  Amatör tiyatro faaliyetlerinde bulundu, bazı yerel gazetelerin kültür sanat sayfalarını yönetti ve köşe yazıları yazdı.

1990-2001 Yılları arasında özel sektör ve sivil toplum kuruluşları bünyesinde faaliyet gösterdi, 2001 yılnda Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde öğretmenlik görevine döndü, çeşitli okullarda Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği ve okul idareciliği, Yalova İl Milli Eğitim Müdür Yardımcılığı görevlerinde bulundu.
2015 yılında Yalova İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü görevine atandı, ardından İstanbul İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi Müdürlüğü’ne görevlendirildi ve halen İstanbul Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nde uzman kadrosunda görevini sürdürüyor. “ESKADER” yönetim kurulu üyesi,
iki çocuk babası ve Yalova’da yaşıyor.
Şiirleri Türk Edebiyatı, Yedi İklim, Ay Vakti, Aydos, Mola, İkindi Yazıları, Bengisu Sanat, Nüktedan gibi dergilerde yayınlandı.
2017 yılında Ümraniye Belediyesi 13. Geleneksel Şiir Yarışması’nda ‘Baba ve Oğul’ şiiriyle birincilik ödülü aldı.
2018 yılında, “15 Temmuz ORDU MİLLET DESTANI” adlı eseri yayımlandı.
2019 yılında tez çalışması ‘Kemalettin Kamu’, ‘Gurbet Benim İçimde’ ismiyle ve 40 yılın birikiminden oluşan şiirlerini ise, 2021 yılında “Uzak Liman” ismiyle yayımladı.

13.07.2022

https://www.istiklal.com.tr/haber/sair-duyarliligi-ve-15-temmuz-ordu-millet-destani/701587

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.