ŞÂKİLESİ BOZUK

TABURELERE çöküyor muhabbet kazanını harlayıp taşırmaya çalışıyorduk.

Bir nevi serbest uçuşlar halindeydik.

Fikirlerin çarpışmasından hakikat çekirdekleri ortaya çıkar ümidiyle yapıyorduk bunu.

Öyle de oluyordu.

Daha önce hiç aklımıza gelmeyen, zihnimize düşmeyen, kalbimizde mâkes bulmayan nice husus tefekkür masasına gelip yerini alıyordu.

Serbest mülahazalar birbirini kovalıyordu.

Bazen itirazların yükseldiği görülse bile bu münazarada mutabakatın sağlandığı ve ortak aklın sonuca götürdüğü pek çok konu oluyordu.

Defterimiz notlarla dolup taşıyor daha sonra üzerinde çalıştıkça bir forma bürünüyordu.

Hatta içimizden eli kalem tutanlar tarafından yazıya dönüştürüldüğü de oluyordu.

Geliştirici bir faaliyetti.

Verimliydi yani.

YİNE öyle bir gündü.

Kendimizin bile şaşırdığı fikirler serdetmiştik.

Farklı açılardan bakabilmenin verdiği tatmin olmuşluk hâli üzerimize sinmişti.

Bizler bu müzakerelerde bulunurken çevremizde öbeklenme olurdu.

İlgi duyanlar sessiz sedasız boş bulduğu bir yere ilişir zevkle takip eder kimi zaman bizden daha ilginç katılım gösterenler çıkar, doğru sorularla farklı bir mecraya taşırlardı sohbeti.

Bizler bu duruma çok memnun olurduk.

O gün kendini her hâliyle başkalarından farklı olduğunu gösterme gayretine girişmiş birisi dâhil olmuştu aramıza.

Her konuya itiraz ediyordu.

“Öyle değil böyle” diye tutturuyor fakat kanıta dayalı bir bilgi ileri süremiyordu. Muhatap olduğu bakışlar ve sorulan sorulara ikna edici bir cevap üretemeyince işi kavga noktasına getiriyor serseri mayın gibi bir o yana bir bu yana çarpıyordu.

Bu tavır hiç karşılaşmadığımız bir durum değildi ancak dozu bu kadar yüksek olanına ilk kez rastlıyorduk.

İçimizde heyecan dozu yüksek gençlerin müdahale etmemek için aldıkları terbiye gereği kendilerini zor tuttukları görülüyordu. Uzun zamandır bu muhabbetleri kenardan izleyen, sesini hiç duymadığımız, yaşı ilerlemiş, sîmasından iç berraklığı billur gibi aşikâr olan mütebessim zatın yüzü bulutlandı. Daha fazla dayanamadı ve yüksek sesle “ŞÂKİLE MESELESİ” diyerek kalkıp gitti.

ŞÂKİLE kelimesini o güne kadar cümle içinde kullanan birine rastlamamıştım.

Kendim de hiç kullanmamıştım doğal olarak.

Kafama takıldı bu cümle.

Peşine düştüm, araştırdım.

Eğilim demekmiş.

Zaaflar ve meziyetler…

İnsanın bir durum karşısında tuttuğu yol.

Gösterdiği tepki.

Tıyneti, seciyesi, mizacı olarak da ifade edebileceğimiz bir kişilik yapılanması.

İnsanın tabiatı, huyu, âdeti…

Kendini ortaya koyuş ya da meydana atış biçimi.

İnsanın başkalarıyla kurduğu ilişkinin parametresi.

Birini bir başkasından ayıran öznel davranış kodlarının dışarıya yansıma biçimi.

Hâdiselere bakış açısı, yorumlarının yönü.

Özellikle eleştiriye ve kendinde olmayan farklı bilgilere gösterdiği tepkileri…

Hislerimizin istikâmeti.

Sevgimizin yönü ve ortaya koyuş şeklimiz…

Ümitlerimizin açığa çıkışı…

Korkularımızın hortlaması.

Bilincimiz…

Pusulamızın doğruyu göstermesi ya da yanlışa odaklılık…

İsyanımız, şükrümüz, hayata bakışımız…

Kısaca fıtratımız.

Şeklimiz bozuk olabilir, kıyafetimiz dağınık bulunabilir, saçımız başımız modaya uymayabilir ama özümüz doğru olmalı.

Yani şâkilemiz bozuk olmamalı.

Yüce Rabbimiz İsra Sûresi 84.cü âyetinde buna işaret ediyormuş.

Onu da bu vesileyle öğrendim.

Biz hakikate aç ve onun arayışında olduğumuz müddetçe şâkilesi bozuk olanlara bakıp kendi şâkilemizi düzeltebiliriz.

Şeklimizi düzeltmeye verdiğimiz ehemmiyet kadar şâkilemizi de güzelleştirmeye başlarız inşallah.

Ya Selâm!

27.03.2022

https://www.istiklal.com.tr/kose-yazisi/sakilesi-bozuk/680698

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.