TAMAMEN DOĞRU BÜTÜNÜYLE UYDURDUKLARIM HARİÇ

YILLARCA o kapı senin bu eşik benim dolaşıp durmuştu.

Gitmediği sohbet noktası neredeyse yok gibiydi.

Herkes onu tanırdı.

Hilesi hurdası olmadığı için severlerdi de.

İyi bir gözlemciydi.

Analiz yeteneği güçlüydü. Bu sebeple doğruların içine ustaca gizlenmiş yalanları maharetle teşhis eder ve çekip çıkarırdı.

Bunu yaptığı vakit tüm piramitler çökerdi.

İnsanların altında kalmaması için öncesinde bir zihnî temizlik yaptığı aşikârdı.

Onun meselesi şahıslar değildi.

Hiç olmadı.

Onun konusu yanlışın kendisiyle mücadele etmekti.

Bunu şeytanları uyandırmadan, mızraklarını kendisine doğru çevirmelerine fırsat vermeden yapardı.

İçten içe kendisine kızanlar yok muydu?

Vardı muhakkak ama kişileri ve onların egolarını hedef almadığından kısa bir sarsıntından sonra ona olan kızgınlıkları geçerdi.

Kendi görevini “Uyan borusunu çalmak” olarak tarif ederdi.

Gerisi şahısların kendilerine kalmıştı.

İradelerini kullanmalarına bağlıydı.

Özgürlüklerine ne kadar tâlip olup olmadıklarıyla ilgiliydi.

Çaldığı “Uyan bosusu”ndan sonra ayılanlar çok olmuştu. Buna rağmen gaflette kalıp uykuya devam etmeyi daha konforlu bulanlarda bulunuyordu şüphesiz.

Hürriyetin bedelinin ağır olduğunu görüp gözü korkanlar o gözlerini kapatmayı yeğlemişlerdi.

MUZİP bir yanı da vardı bu garip âdemoğlunun…

Nükte onun en belirgin özelliğiydi.

Tek derdi, tasası insanı düşündürmekti.

Bir defa bile olsa kişileri “Muhakeme Kapısı”nın önüne getirip kapıyı tıklamasını sağlamaktı.

Gerisi kişinin ihtiyarına, istemesine, seçmesine bağlıydı.

KAFA karıştırmayı severdi.

Bulanmadan durulma olmayacağına inanırdı.

“Anlattığım tamamen doğru” der hemen ardından şu cümleyi ilave etmeyi asla ihmal etmezdi.

“Tamamen uydurma kısımlar dışında.”

Aslanda bir nevi kendini teraziye koyuyordu.

Dinleyicisini anlattıklarına mahkûm görmüyordu.

Kişinin hiç bitmeyecek olan bir araştırma ve ayıklama görevi olduğuna inanıyordu. Bu sebeple de bu cümleyi her zaman ifade ediyor satın alıp almama konusunda muhatabını muhayyer bırakıyordu.

Oysa biz buna alışık değildik.

Kolay kolay kimse anlattıklarının sorgulanmasını istemezdi.

Minik masum sorular bile nicelerini yerinden zıplatır “Nasıl yani, siz bana inanmıyor musunuz?” tepkisine sevk ederdi.

Herkes kendisini “Hakikat Dükkanı”nın sahibi görürdü.

Mutlak iyilikler ve şaşmaz doğrular sadece onda bulunurdu. Gayrısı şüpheli ve ayartıcı sayılmalıydı.

Esasen kişinin aktardıkları kesin bilgi olan Kur’an-ı Kerime dayanmıyor ve Sevgili Peygamberimizin muhteşem örnekliğinde yerini bulmuyorsa bu iddia tehlikeliydi.

Ve altında iyi niyet aramak genellikle beyhude idi.

Yıllarca doğru bilip inandırıldığı kimi bilgilerin zamanla yanlış olduğunu öğrendiğinden epeyce zahmetli bir süre ayıklama işlemi yapmak zorunda kalmıştı.

Başını duvarlara vurduğu, zihninin zonkladığı durumlar az değildi.

Gelgitler yaşamış gözleri uykuya hasret kalmıştı.

Konuyu ilmine güvenip açtığı kimseler bilgisini tartışma masasına getirmekten kaçındığı için bu azabı daha da katmerlenmişti.

Tüm bu sebeplerle kendisini dinleyenlere aynı fikrî ıstırabı, zihnî azabı yaşatmak istemiyordu.

Ve bu malûm cümleyi tekrar ediyordu.

“Anlattıklarım tamamen doğru, bütünüyle uydurduğum kısımlar hariç…”

Bu uyarıyla karşılaşanlar sohbetin hangi kısmı tamamıyla doğru ve kesin bilgi olan Kur’an-ı Hakîme ne kadarı zannî mülahazalara dayalı olduğunu araştırmak zorunda kalıyordu.

Onları araştırmaya yöneltiyor ve her bilgiyi muhakkak vahye arz etmelerine vesile oluyordu.

Şimdi düşünüyorum da kaçımız buna cesaret edebiliriz, bilmiyorum.

Ne kadarımız yorulmayı göze alıp bu yükün altına girebilir, onu da bilmiyorum.

Fahr-i Kâinat Efendimizin kimi bazı sorularda vahyi beklemeyi tercih etmesi nerede durduğumuzu belirlemek açısından çok önemli bir ölçü.

Benim de şahsi tecrübem ilahî kitaba dayanmayan bilgi ve yorumlarından bu kadar emin olan kişilerden emin olmamak yönünde…

Ya Selâm!

23.03.2022

https://www.istiklal.com.tr/kose-yazisi/tamamen-dogru-butunuyle-uydurduklarim-haric/679985

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.