Torun Sevme Kavgası

“Olur mu böyle bir şey?” demeyin.

Oluyor.

Hem de çok can acıtıcı bir şekilde oluyor.

Dede ve ninelerin torunlarını görme ve sevme hakkından mahrum bırakılmaları anlaşılır gibi değil!

Ancak anlaşılması zor bir başka husus daha var.

Bu ise anne ve babanın uyguladıkları eğitim şekli, disiplin biçiminin dede ve ninenin aşırı şefkatli ve toleranslı tutumları sebebiyle bozuluyor olması.

Kimi zaman bu kendi zamanlarında yaptıkları hataların giderilmesi adına gerçekleşiyor.

Kimi vakit ise eksikliklerinin torun üzerinden bir nevi rüşvet vererek bile olsa telafisi ile vicdanlarının sesini bir nebze bile olsa dindirme çabasının sonucu olarak açığa çıkıyor.

Her ne sebeple oluyor olsa da ortada çözülmesi gereken yanlış bir ilişki yumağı var.

Farklı mesajlar aldığından arada kalan ve bölünen çocukların his dünyası ise ayrıca ele alınmalı…

Torunlarını göremediği ve sevemediği için hasretin kıskacında acıyla yaşayan nicelerinin hıçkırıklarına tanık oldum.

Ağlama eşliğinde şikâyetlerini dinledim.

Derbeder hallerine acımaktan ve kuru bir teselliden başka bir şey elimden gelmedi.

Uzun zamandır bu konuyu kiminle konuşmam gerektiğini düşünürken çok eskiden beri tanıyıp sevdiğim, hürmet gösterdiğim değerli bir ilim ve gönül insanın konuyla ilgili kitap çalışması olduğunu gördüm.

Ve siz değerli İstiklal Gazetesi okuyucuları için  “Torun Sevme Rehberi” Kitabının Yazarı Pedagog Ali Çankırılı ile “Torun Sevmenin Sınırları Üzerine” konuşmayı düşündüm.

Bu heyecanlı söyleşiyi dikkatinize arz ediyorum.

Buyurun efendim.

___

-Kültürümüzde torun neden önemli?

İnsan öldükten sonra adını devam ettirip soyunu sürdürecek nesiller arzu ediyor. Kültürümüzde soyu/soyağacı ile övünme oldukça yaygındır. Araplarda soyu ile övünmek çok daha yaygındır. Cahiliye Araplarında soyunu en az on nesil geriye doğru ezbere saymak (soy kâtipliği) bir asalet göstergesi idi. Erkek çocuklarıyla övünmek ayrı bir cahiliye geleneği idi. Efendimizin erkek çocukları yaşamadığı için Ebu Leheb ve Ebu Cehil başta olmak üzere müşrikler “soyu kesik” anlamında “ebter” diye lakap takmışlardı. Rabbimiz, Kevser ve Tebbet sûrelerinde bu cahiliye geleneği ve Peygamberimize olan düşmanlıkları dile getiriyor, esas soyu kesiklerin onlar olduğunu, bunun hesabının sorulacağını vadediyordu. Gerçekte Peygamberimizin soyu kesilmemiş, özellikle kızı Hz. Fatıma’nın üzerinden torunları Hz. Hasan ve Hüseyin Efendilerimizin vasıtasıyla devam etmiş; güzide imamlar yetişmiştir.

– Anne babaların çocuklarını vaktinde yeterince sevememiş olmasının torun sevmekteki etkisi nedir?

Genelde anne babalar vaktinde çocuklarına yeterli zaman ayıramadıkları ve sevgi gösteremedikleri için bunu torunlar üzerinden telafi ettiklerine dair bir kanaat var. Ancak konuya bir de yaşlılık ve emeklilik psikolojisi açısından bakmamız gerekiyor. İnsan yaşlanıp dede ve nine olunca, hele bir de emekli olup köşesine çekilince özgüven kaybı yaşıyor; kendisine eskisi kadar değer verilmediğini ve sevilmediğini düşünüyor. Torunla/torunlarla ilgilenmek, onları sevmek ve sevindirmek, birlikte vakit geçirmek dede ve nineye iyi geliyor.

– Biraz da vicdan rahatlatma eylemi diyebilir miyiz?

İnsan yaşlanınca duygusal yönden hassaslaşıyor. Otoriter ve baskıcı babalar, yaşlanıp torun sahibi olunca, gençliğinde çocuklarına katı davrandıklarını, ceza ile sindirdiklerini hatırlayıp pişmanlık duyabiliyor. Çocuklarından esirgedikleri sevgiyi ve şefkati torunlar üzerinden telafi etmeye çalışıyorlar. Nineler için aynı şeyi söyleyemeyiz. Onlar kadın ve anne kimlikleriyle daha koruyucu ve daha hoşgörülü oldukları için böyle bir pişmanlık duymazlar.

– Büyük annenin ve büyükbabanın torunlar üzerinde anne babadan daha etkili olduğunu söyleyebilir miyiz?

Büyük anne ve büyük baba yerine dede ve nine demek bana daha sıcak geliyor ve kültürümüze daha uygun düşüyor. Benim torunlarım bana dede, eşime inine diye hitap ediyorlar. Etki derken şımartmayı kastediyorsanız, evet. Dede ve nineler, anne babalara göre daha tavizkâr ve rüşvetçidirler. Torunların her isteğini yerine getirerek ve davranışlarına sınır koymayarak onları şımartma eğilimindedirler. Torunlar da sevgilerini göstererek ve şımararak bu eğilime karşılık verirler.

– Dede ve nineden yoksunluk telafi edilebilir mi?

Yoksunluk iki türlü olur. Biri gerçek yoksunluk, diğeri yapay yoksunluktur. Gerçek yoksunluk vefat veya uzak bir memlekette bulunmaktır. Yapay yoksunluk aile büyükleri ile anne babanın birbiriyle küs ve kavgalı olmasıdır. Her iki durumda da torunlar dede ve nineden yoksun büyümektedir. Sanayi toplumlarında şehirleşme ile birlikte geniş ailenin yerini anne baba ve çocuktan oluşan “çekirdek aileler” almaktadır. Yeni gelinler kayınbaba ve kaynana istemiyor. Dedeler ve nineler aileye yük sayılmakta; huzur evlerinde torun hasreti çekmektedir. Bunun telafisi geniş aileye dönüştür. Yaşlılarımız aileye yük değil bereket getirir. Rabbimiz, İsrâ sûresi 23. âyette, ana-babaya iyilik etmemizi, onlardan biri veya her ikisi, yanımızda ihtiyarlığa erişirse, onlara “öf!” bile demekten sakınmamızı, onları azarlamamızı ve onlara güzel söz söylememizi emrediyor. 

– Dede ve ninelerin torunları şımartarak genç anne ve babaların koyduğu kuralları esnetmeleri hangi anlayışa dayanıyor? 

Seminerlerimde dedelere ve ninelere diyorum ki “torun sevmeye elbette hakkınız var ancak çocuğunu eğitmek öncelikle anne babanın hakkıdır. Torunları şımartarak, her isteklerini yerine getirerek, davranışlarına sınır kaymayarak anne babanın işini zorlaştırıyorsunuz.” Alıngan dedeler söz isteyip, “biz çocuk büyütmedik mi, neden anne babanın işini zorlaştıralım!” diye itiraz ediyorlar. Ben de diyorum ki “sizin zamanınızla bu zaman bir değil. Eğitim de zaman gibi değişiklik gösterir. Onun için Hz. Ali efendimiz, “çocuğunuzu içinde bulunduğunuz zamana göre eğitin,” der.

– Çocuklar biraz da arada kalarak ikilem yaşamıyorlar mı?

Evet, yaşıyorlar. Çocuklar, işlem öncesi dönem dediğimiz 4-5 yaşlarına kadar ben merkezli /egosantrik bir kişiliğe sahip olup haz duygusu baskındır. Kendilerini dünyanın merkezinde görür, herkes ve her şey onların isteklerini yerine getirmek için vardır. Her isteklerinin yerine getirilmesini ister, yoktan anlamazlar. Ancak anne baba gerekli ve haklı isteklerini karşılamalı, gereksiz ve zamansız isteklerine “hayır” diyerek sınır koymalıdır. Sınırlar trafik levhaları gibidir. Çocuklar doğruyu-yanlışı, iyiyi-kötüyü bizim koyduğumuz sınırlar yoluyla öğrenirler.  Anne babanın kural koyucu olarak “hayır” diyerek geri çevirdiği bir isteğini dede ve nine “evet” diyerek yerine getirdiği zaman çocuk ikilemde kalır. Ancak haz duygusu baskın olduğu için dede ve ninenin tarafına geçerek anne babayı zorda bırakabilir.

– Anne babalar, çocuk eğitiminde büyüklerde gördükleri yanlış tutum ve davranışları kendilerine nasıl anlatmalı?

Anne babalar açısından bu oldukça zor bir durum. Aile büyükleri üzülmesin diye ses çıkarmadıkları zaman çocuk zarar görmekte, aile büyüğünü uyarsa onları küstürme endişesi var.  En ideali dolaylı olarak eğitimcilerin bu konudaki görüşlerini yumuşak bir dille anlatmalarıdır. Yani burada uyaran doğrudan kendileri değil de, eğitimci olsun. Bunun için benim ”Torun Sevme Rehberi” kitabından alıp dede ve nineye hediye etsinler (tebessüm ve gülüşmeler).

– “Torun Sevme Rehberi” kitabını yazma ihtiyacı nereden doğdu?

Arkadaşımız Özkan Öze, Zafer Dergisinin editörlüğünü yaptığı sıralarda torunum Zeynep doğdu. Zeynep’le yaşadığım bir olayı Özkan’la paylaştım. Şöyle ki: Anne babalara verdiğim seminerlerde bebeklerde sekizinci aya kadar maddenin devamlılığı düşüncesi yoktur. Bir şey gözünün önünde iken var, görüş alanından çıkınca yok demektir. Anne bebeğinin altını temizleyip emzirdikten sonra beşiğine yatırdı, uyuttu ve yemek pişirmek için mutfağa gitti. Bir süre sonra bebek uyandı ve gözlerini açtı. Eyvah, anne yok. Bebek için en acı veren şey anne yoksunluğudur. Ağlamaya başlar.  Ağlama sesini duyan anne mutfaktan koşarak gelir, bebeğini kucağına alır, sakinleştirir. Bebek rahatlar ve sevinir. Bu kaybetme ve bulmalar tekrarlandıkça bebek “demek annem kaybolmamış” diye düşünür. Bu arada bir şey daha öğrenir: “Ağlama işe yarıyor, ağladığım zaman geliyorlar.”  Anne babalara diyorum ki, bebeklerde bağımsız kişilik yalnız kalma ile öğrenilir. Her ağladığında başına koşturur, kucağa alırsanız çocuk yalnız kalmayı öğrenemez. Eğer altı temiz, karnı tok ise, gaz veya kulak iltihabı gibi sık görülen bir rahatsızlığı da yok ise, bırakın ağlasın. Ağlamanın işe yaramadığını öğrenip susacak, yalnız kalmayı ve kendini avutmayı öğrenecektir.

Ancak ne var ki, ben dede olunca bu gerçekleri unuttum. Torunum Zeynep ağlayınca, bu çocuğu neden ağlatıyorsunuz diye, anne babadan önce ben başına koşturup kucağıma alıyordum. Özkan’a dedim ki dede ve nineleri uyarı mahiyetinde Zafer dergisinde bunu bir makale yapayım. Özkan, “makale yetmez hocam, bu konuda bir kitap yazmalısın,” dedi. Türkiye’de dede torun ilişkisini ve sınırlarını konu alan ilk kitap böylece doğmuş oldu.

– Aile büyükleriyle kavgalı anne babalar onlara torunlarını görmelerini de yasaklayabiliyor. Torunlarını rüyalarında gören dede ve ninelere yazık değil mi?

Burada bilge yazar ve eğitimci Halil Cibran’ın bir sözü aklıma geldi. Diyor ki: “Evet, o sizin çocuğunuz ama malınız değil. Aile büyüklerinin de onda hakkı var. Dede ve nineleri bu haktan mahrum edemezsiniz.”  Avrupa ülkelerinde ve Amerika’da artış gösteren boşanmalar sonucunda tek ebeveynli (anne ve çocuk ya da baba ve çocuk) aileler ortaya çıkmaktadır. Son yıllarda ülkemizde de bu tip ailelerin sayısı artmaktadır. Bu durumda çocuklar annesiz veya babasız büyümekte, çoğu zaman dede ve nine sevgisinden mahrum kalmaktadır. Avrupa ülkelerinde kiralık dede ve nineler var. Tek başına yaşayan yaşlı insanlar internette ilan vererek kendisini kiralayan tek ebeveynli ailelerin çocuklarına dede ve nine sevgisi kazandırıyorlar. Çok ilginçtir, bu durum hem o yaşlı insanlara hem de birlikte vakit geçirdikleri çocuklara ruhsal yönden iyi geliyor; çocuğa bağlanan yaşlı insanlar ücret almaktan vaz geçiyorlarmış.

– Torun göstermediği için Hindistan’da oğlunu mahkemeye veren bir kişinin haberini okumuştum. Ülkemizde benzer durumlar var mı?

Bu konuda bir Yargıtay kararı olduğunu hatırlıyorum. Yargıtay, çocukları boşanan ve torun hasreti çeken büyükanne ve dedelere ‘müjde’ niteliğinde bir emsal karar vermişti. Karara göre taraflar husumetli de olsa büyükanne ve büyükbabalar torunlarını yatılı olarak misafir edebilecek. Böylece dede ve ninenin torunlarını görmek, torun sevgisini tatmak ve çocuğa da bu sevgiyi vermenin en doğal hakları olduğuna dikkat çekilmiş oluyor.

___

KUTU İÇİNDE

PEDAGOG YAZAR ALİ ÇANKIRILI KİMDİR?

1947 yılında Çankırı’da doğdu. Gazi Eğitim Fakültesi İngilizce bölümünden mezun olduktan sonra bir hocasının tavsiyesi üzerine Ankara Üniversitesi Psikoloji Bölümüne devam etti. Mezun olduktan sonra Amerika’da Alabama Üniversitesi’nde Çocuk Psikolojisi ve Davranışları alanında pedagoji mastırı yaptı. Yurda döndükten sonra değişik kamu ve özel eğitim kurumlarında görev aldı. Ali Çankırılı’nın birçok çevirileri ve telif eserleri bulunmaktadır. Evli, iki çocuk babasıdır ve “Torun Sevme Rehberi” kitabının kahramanı Zeynep Zeren’in dedesidir. Yazdığı kitaplardan bazıları: Çocuklarımız Mutsuz ve Başarısız Olmasın, Kötü Çocuk Yoktur, Çocuğun Manevi Eğitimi, Oynuyorum Öğreniyorum, Okul Ailede Başlar, Anne Ben Nerden Geldim, Eve Kardeş Geldi, Çocuklara Söz Geçirme Sanatı,  Çocuk Resimlerinin Dili, Herkes İçin Evlilik Okulu, Anne Baba Okulu.

      

Açıklama: C:\Users\Çankırılı\Pictures\Kitabın Kahramanı Zeynep Zeren (Ze Ze) dedesi ile.jpg

Kitabın kahramanı Zeynep Zeren (Ze Ze) dedesiyle

 

Ali Rasim ve Sevde dedeleriyle birlikte

25.05.2022

https://www.istiklal.com.tr/haber/torun-sevme-kavgasi/693038

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.