TÜRKİYE’NİN DÜNÜ BUGÜNÜ

YILLARIN kadim dostu değerli ağabey gazeteci yazar Ahmet Dur aradı. Değerli gazeteci Zakir Barutçu ile aylık olarak Esenler Belediyesi Dr. Kadir Topbaş Kültür Sanat Merkezi’nde “Süleyman Çelebi Kültür Sanat Sezonu” kapsamında aylık söyleşiler gerçekleştirdiklerini ve bu ay bizi uygun gördüklerini bildirdi. Dost elinden gelen çağrıya hayır demek elbette mümkün değildi.

Bir süre sonra afişi gönderdiğinde uygun gördükleri söyleşi başlığının “Türkiye’nin Dünü ve Bugünü” olduğunu gördüm.

Elbette konunun pek çok yönü var.

Bir tarihçi, bir siyasetçi, bir sosyolog, bir gazeteci kendi perspektiflerinden bakarak konuyu doyurucu bir biçimde anlatabilirdi.

Görev bana düştüğüne göre bende kendi halimce anlatmalıydım.

Azerbaycan’ın unutulmaz şairi Bahtiyar Vahapzade’den yıllar evvel dinlediğim “Geçmişine taş atanın geleceğine gülle atarlar.” cümlesini merkeze alarak şu başlıkları çıkardım.

  • NİNNİLERİMİZ vardı. Bir anne iman tohumlarını bu ninnilerle çocuğun kalbine serperdi.
  • MASALLARIMIZ vardı. Bozmadan inşa ederdi. Pedogojikti. Hayali sınırlamazdı. Çocuğun içsel potansiyelini açığa çıkarmak hedeflenirdi. Çocuklar komşu çocuğu ile yarıştırılmazdı. Bizim yapamadığımızı o yapsın denilmezdi. Zenginlik değil emek kutsanırdı. Vatan, bayrak, ezan, şehadet gibi kutsal kavramlar verilirdi.
  • VEFA temel öz değerlerden kabul edilirdi. Hatır gönül bilinir, iyilikler unutulmazdı. Bugün ise “Yapmasaydın, ben mi istedim senden” hoyratlığı hâkim oldu.
  • TUZ-EKMEK HAKKI ciddiye alınırdı. Birinin sofrasına oturmak önemsenirdi. Nimeti paylaşana nimetsizlik edilmezdi, eden ise kınanır “Düşkün” sayılırdı.
  • ŞÜKÜR en belirgin özelliğimizdi. Kınan kişilere ŞÜKÜRSÜZ denirdi. Hakka şükretmeyenler kula teşekkür etmeyi de beceremezlerdi çünkü.
  • SIR-SER ilişkisi önemliydi. Sır emanetti. Ser yani baş verilir, sır verilmezdi. Şimdi kırk yıl aynı yastığa baş koyanlar tüm kirli çamaşırları pervasızca saçabiliyor. Ne yazık!
  • KİTAP azdı. El ile istinsah edilirdi. Kopyalanıp çoğaltılırdı. Evlerde ve köy odalarında topluca okunurdu. Bilgi kıymetliydi. Çoğumuzun defterleri olurdu. Önemli cümleler not edilirdi.

Şimdi kitaplar çoğaldı ama bilgi aynı derecede önemli sayılıyor mu, emin değilim. Bilmesem de olur Google’dan sorarım deniliyor. Oysa Google ile öğrenilen malumat zihinde iz bırakmıyor, hayata geçmiyor.

  • ÂLİME saygı duyulurdu. Önünden geçilmezdi. Sözü kesilmeden dinlenilirdi. Düğme iliklenirdi.

Şimdi sosyal medya alt yorumlarına baktığımızda durumun vahametini görüyoruz.

  • SOHBET yüz yüze yapılırdı. Göze bakılarak konuşulurdu. Rûberu denirdi. Cemal cemale denirdi. Şimdi tabletler, cep telefonlarıyla sohbet yapar olduk.
  • DİL- LİSAN önemsenirdi. Kelimelerin, cümlelerin üzerimizde hakkı olduğu düşünülürdü. Doğru kullanım için özen gösterilirdi. Çok dil öğrendik ama gönül dilini unuttuk. Şimdi sosyal medya okur-yazarlığı sebebiyle cümle yok oldu, kelimeler simgelere dönüştü.
  • SORUMLULUK önemsenirdi. Bizim çocukluğumuzda ninelerimiz, annelerimiz ergen yaşa gelmiş gençlerin önünden geçmez önce onların geçmesi beklenirdi. Bu aslında şahsiyet kazandırmaydı. Kişilik inşasıydı.
  • FAKİRLİK- YOKSULLUK başa kakılmazdı. Yardım gözüne sokar gibi yapılmazdı. Gösterişe kaçılmazdı. Akşam namazı çıkışında evinde çorba pişmeyen kişinin koluna girilir müthiş bir zarafetle ve doğal akışı içinde akşam sofrasına birlikte oturulurdu.
  • MİSAFİR evde kabul edilir, ağırlanırdı. Artık dışarıda kahve içme modası gelişti.
  • ZENGİNLİK gösterilmezdi. Zengin olunabilirdi ama zengin yaşamak ayıplanırdı. Cepten / cüzdandan para göstere göstere çıkarılmazdı. Arkası dönülerek yapılırdı.
  • SADAKA taşları vardı. Kimin verdiği kimin aldığı bilinmezdi. Veren gururlanamaz alan aşağılanmazdı.
  • ZİMEM DEFTERLERİ vardı. Hâli vakti yerinde olanlar özellikle Ramazan ayı öncesi bakkal, manav, kasap gezer tanımadığı kişilerin borçlarını gizlice kapatırdı. Barış Manço’nun şarkısında geçen Sarı Çizmeli Mehmet Ağa da bunlardan biriydi.
  • İTA yapılırdı. Büyük yardım. Yetim ve öksüz kızlar kendi kızı gibi çehizi düzülür akranlarına göre gelin edilirdi. Erkekse bir sanat sahibi yapılar, tezgah açılır, elinin ekmek tutması sağlanır, zekat verecek hale getirilir ve genellikle çırakları ustalar kendi kızı ile evlendirir yuvasını kurardı.
  • SEVGİ İFADESİ. Burada da bir edep vardı. Aşındırılmazdı. İstismar edilmezdi. Dün senin için ölüyorum diyenler bugün senin canına kıymaya kalkmazdı. Sevgisini ifade edemeyenler bunu simgelerle yapardı. Güllü esvaplar alınarak bunlar ifade edilirdi.
  • NEZAKET toplum hayatının en önemli değeriydi. Sokak satıcısı penceresinde Sarı Çiçek olan evin önünden bağırarak geçmezdi. Bu içeride hasta var anlamına gelirdi. Söze dökülmemiş simgelerle anlaşma sağlanırdı. Pencerede Kırmızı Çiçek varsa kaba saba laflar söylenmez, küfür edilmezdi. Bu içeride gelinlik yaşına gelişmiş bekâr kız var bu evde demekti.
  • KIZLAR gönlüne düşen damat adayına alenen teklif edemez dile düşmekten çekinirdi. İlgisini fark ettiği delikanlıya mendilini onun göreceği şekilde düşürerek “Kabulüm” mesajı verirdi.

O mendil delikanlı için en kıymetli hatıra idi. Askerde şehit olan pek çok kişinin sol göğüs cebinin içinden kurşun geçmiş bu pembe mendilden çıkardı.

  • KIZ istemede damadın kariyerine, mal varlığına bakılmazdı. Adam mı, ahlaklı mı, Allah’a kul mu buna bakılırdı. Pantolonunun diz izlerinden beynamaz olup olmadığına dikkat edilirdi.
  • AĞLAMALAR tenhada olur, sevinçler dostlarla ölçülü biçimde yaşanırdı. Şimdi hepsi öz çekimlerde yer alıyor.
  • AHRETLİK– Dün ahretliklerimiz vardı. Haldaşlarımız, hemdemlerimiz, hemdertlerimiz vardı.

Bugün çıkara dayalı geçici arkadaşlıklar, dostluklarımız var.

  • HADDİ AŞMAMAK çok önemliydi her konuda. Sınır ihlalleri hoş görülmezdi. O kadar ki, 63 yaşını geçmiş birine yaşı sorulursa Efendimizin göçüş yaşı baz alınarak “HADDİ AŞTIK” denilirdi.
  • MAHREMİYET esastı. Görünür olmak modern yaşamın değeri. Eskiler bundan her açıdan kaçardı. Ev önlerindeki bahçe duvarları mahremiyeti muhafaza için yüksek yapılırdı. Kapı tokmakları hanım ve beyler için ayrı olurdu. Şehirlere taşındık. Bahçelerimiz talan oldu, yüksek duvarlar yıkıldı. Teselli babında batılı müteahhitler, mimarlar evlere bir sanduka kadar balkonlar yaptılar. Mahremiyet aleniyete döküldü.

Ayasofya klibi ile yakında herkesin tanışacağı beste ve icralarıyla gönlümüzü şen eden değerli sanatçı İbrahim Özkan ile sazıyla yüreğimizin Neşet Ertaş’ı olan Salih Emrah Zorbacı seçkin bir repertuar hazırlayarak sundular. Ferit Altınışık’ın sürpriz uzun hava icrası da salonu dalgalandırdı.

Kalem ehli şair Mahmut Tobbaş, hikâyeleriyle kültür hayatımıza katkı sunan Bekir Tuncer Salihoğlu, Faruk Yılmazer ve Zekeriya Yılmaz ile şaire Yaren Kayıp, yazar Hatice Fahrunnisa Kaykı, şair Muhammed Kökten, avukat Özge Özçelik ve pek çok gönül dostumuz hazır bulundular. Fotoğraf çekimlerini genç ve cevval arkadaşımız Muhammet Fatih Dur üstlendi.

Pazar günümüz bu etkinlik ve dostların cemiyle muhabbetlendi.

Cümlesine teşekkürler.

Ya Selâm!

02.02.2022

https://www.istiklal.com.tr/kose-yazisi/turkiyenin-dunu-bugunu/669579

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.