TURKUAZA VURDUM KENDİMİ

UĞUR CANBOLAT

KONYALI bir arkadaşımdı.

Türküleri severdi.

Samimi, içten bir insandı. Sahtecilik onun dünyasına uğramamış gibiydi.

Tüm hayatı sadeydi.

Berraktı.

Renkler üzerine konuştuğumuz olurdu.

En çok maviye yoğunlaşırdık.

Biraz kırmızıya hafiften siyaha…

Kırmızı ve siyahın beraberliği favorimizdi.

Hele bir de siyahlar uğurböceğini hatırlatır biçimde kırmızının üzerinde kendine yer bulmuşsa bu konu üzerinde uzunca konuşulabilecek bir mevzu olurdu bizim için.

UĞURBÖCEĞİNİ severim.

O da severdi.

Gülü sever gibi naif dokunuşlarda bulunurdu.

Ürkütmeden.

Korkutup parmağının üzerinden uçurmadan…

Bu bizim için saatlerce üzerinde muhabbet edilebilecek bir husustu.

Yan bankta oturan biri bizi görse ve duysa kesin bunlar kafayı üşütmüş sanırdı.

Belki de ötesine geçer akıl hastanesi kaçkını muamelesi yapabilirdi.

Olsun.

Dert etmezdik.

MAVİ KELEBEKLER bir de…

Onu söylemeden geçemem.

Uzun muhabbetlerimizin önemli bir bölümünü bu mavi kelebekler oluştururdu.

Bilimsel yönlerinden girer, konuyla ilgili Bosna vurgusunu muhakkak yapardık.

Değişmez, değiştirilemez hatta değiştirilmesi teklif dahi edilemezdi.

Kırmızı çizgimizdi yani…

Bu çizgiyi ne ben aştım ne de o buna teşebbüs etti.

Usanmaz mıydınız aynı meseleyi tekrar etmekten diye sorarsanız cevabımız hayır olur.

Usanmazdık.

KONULARIMIZ birilerine tuhaf gelebilir.

Belki bundan sonraki yazılarımızı okumayı bırakabilir, bilmiyorum.

Ancak netice milim değişmez.

Zira biz zaten baştan tuhaf olduğumuzu kabul ettik.

Benimsedik.

Özümsedik hatta.

Herkes öngörülen ölçülere göre düşünüp yaşamak zorunda değil ya a dostlar.

Biz böyleyiz.

Ve mutluyuz.

HERKES gibi olmamak hakkımızdır diye düşünüyoruz.

Yoksa dünya çekilir miydi hiç?

Düşünsenize; kime selam verseniz aynı.

Kime merhaba etseniz farksız.

Oturması, kalkması, söz söyleme biçimi, giyimi, kuşamı, tebessümü, gülüşü, kızgınlığı hep benzer insanlarla dünya çok marjinal olmaz mıydı?

Bu kadar renksizlik çekilebilir miydi?

Hayat, yavan ekmek kıvamında olmaz mıydı?

SOHBET konusu sadece futbol olanlara karışıyor muyuz biz?

Ya da sadece ekonomik meselelere odaklanmış bulunanlara.

Araba alış ve satışından başka dost muhabbetlerinde mevzusu olmayanlara bir şey diyor muyuz?

Veya günün yirmi dört saatini politikanın bıktıran gündelik tartışmalarını her vesileyle tekrar edenlere…

Hayır.

Hepimiz seçim yapıyoruz.

Ne konuşacağımıza, neler düşüneceğimize, kimlerle arkadaş ve dost olacağımıza biz karar veriyoruz.

Bu da bizim tercihimiz.

SAATLERCE bir martının dalış ve yükselişlerini seyredebiliriz.

Kanat açışları üzerinde fikirler ileri sürebiliriz.

Bir geminin etrafında rızkını temin edişini yorumlayabiliriz.

ASLINDA tüm bunlar bize göre bir okuma biçimi.

Yüce kitabımız vahy-i ilahi olan Kur’an-ı Kerim ile kâinat kitabındaki âyetleri eş zamanlı olarak tefekkür etme eylemi.

Tezekkür etme faaliyeti.

Katışıksız bir kıraat süreci…

Yüce Rabbimiz zaten bizlerin okuması için yaratmadı mı tüm varlığı?

TAKILMALARIMIZ da olur bazen.

Ben ona “Hey Konyalı” derim.

O ise “Bre Yozgatlı” der.

Araya çeşniler katarız böylece.

Bu anların bir vazgeçilmezi vardır, onu da deyivereyim.

Çay.

Avcumuzun içini ısıtan cam bardaklara dolup boşalan çaylarımız her an taze olmalı.

Bunlar daldığımız mühim mevzudan sonra dünyaya dönmemiz için yetmezse eğer ben ona sürekli mavi giymeyi tercih ettiğinden “Mavili” derim.

O da bana “Hemdem abi” der.

Yine de kâfi gelmiyorsa ardına  “Hemhal abi” hitabına geçer.

Bu iki isimle iki ayrı kitabı olan kadim arkadaşım Sait Köşk’ü anmalıyım.

Okunmamışsa sıraya alınmalı.

“KALBİ TUTAN MEKTUPLAR” kitabı çıkıp sosyal medyada paylaşılmaya başladığında uzun bir aradan sonra yine bir mavi ve kelebekler muhabbeti yaptık.

Zira kitabın kapağı hem mavi hem de kelebekler barındırıyordu.

Grafiker Elif Kaba Develioğlu kapağı Akıl Fikir Yayınları için gönüllü olarak tasarlarken kelebekleri bir kalp şeklinde uçurmuştu.

https://www.kitapoba.com/kalbi-tutan-mektuplar

Şimdi konmak için sahiplerini arayıp buluyorlar.

GEÇEN gün yine konuştuk.

Şair ve yazar Şakir Kurtulmuş üstadın www.dunyabizim.com adresinde yayınladığı “Uğur Canbolat ile ‘Kalbi Tutan Mektuplar’ Üzerine Söyleşi” başlığını taşıyan röportajı okuması sonrasıydı.

( https://www.dunyabizim.com/soylesi/ugur-canbolat-ile-kalbi-tutan-mektuplar-uzerine-soylesi-h43010.html )

“Kırmızı ve siyah dışında bir renk aramıştım senin için, buldum sonunda” dedi.

“Nedir?” diye sordum, “Turkuaz” dedi.

“Sadaka kadar değerli ve güzel kelimelerle insanların yüreğine samimiyetle dokunan kitabı okuduktan sonra zihnime böyle bir arayış düştü. Bu söyleşi de yer alan fotoğraftaki kıyafet rengi bana bunları söyletti.” deyiverdi.

Dedim ya bize her şey bir sohbet konusu olabiliyor.

VİKİPEDİ bilgisi şöyle:

“Turkuvaztürkuvaz ya da turkuaz, yeşile çalan açık mavi renktir. Turkuaz kelimesi, Türkiye’nin Akdeniz sahillerinin renginden esinlenilerek türetilmiştir. Fransızca Türk kelimesinin söylenişinden türemiştir. Turkuaz ya da “Türk mavisi”, camgöbeği renginin hafifçe mavi tonudur. Rengin isminin turkuaz taşından (firuze) geldiği de söylenmektedir. Bütünsel tıp döneminde turkuaz renginin hastaları sakinleştirici etkisinden yararlanılmıştır; özellikle panik atak veya maniye eğilimli hastaların tedavisinde kullanılmıştır. Daha hafif derecede olmak üzere önemli psikiyatri hastahaneleri de turkuaz ve maviyle yeşilin öteki tonlarını hastaları rahatlamak üzere duvarları bu renklere boyayarak kullanmaktadır. Osmanlı döneminde, İznik çinilerinin en gözde rengidir. Pek çok cami bu renkte üretilmiş çinilerle bezenmiştir.”

“TURKUAZ kendini yeşile vuruyor biraz ben de kendimi deliliğe” cümleleriyle noktalandı sohbetimiz.

Turkuaz yeşile, Konyalı kendisini deliliğe vuruyor madem, bana ne düşer?

Türküler.

Ben onlara gidiyorum.

Ya Selam!

08.03.2021

https://www.istiklal.com.tr/kose-yazisi/turkuaza-vurdum-kendimi/611486

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir