TUZ EKMEK HAKKI

Köy Odası Yazıları – 3

UĞURCANBOLAT

YOKLUK zamanlarının ekmeğine tuz biber katık edilirdi. Yoksulluk şükürsüz olmak değildi.

Aza şükretmeyen ne vakit çoğa şükretmişti ki…

Varını yoklar ile çoğunu azlar ile değişmenin bariz görüldüğü yerlerden en dikkat çekeni köy odalarıdır.

Ya da benim ilk dikkatimin çekildiği yer.

Ekmeği, tuzu bilmek gerek. Şükrün ilk adımı bu.

Şükrü bilen ise paylaşmayı da bilirdi. Paylaşmak bereket demekti.

Peygamber hanesi inanmışlara bunu örnekledi…

Kendi hanelerini Nebiy-yi Zîşan’ın hanesinin bir şubesi kılmak isteyenler “Verme ahlakı”na erenlerdi.

Çocukluğum bunun cömertçe yaşandığı bir köyde geçti.

Köy odamız tuz ekmek hakkının en canlı yaşandığı mekânlardan birisiydi.

HENÜZ kapılara zil takılmamıştı. Elle vuruluyordu.  Sese gidip açtım.

Yaşlıca bir zattı gelen. Dedemi sordu. Helalleşmeye geldiğini belirtti. Daha önce hiç görmemiştim.

Neyin helalleşmesiydi acaba?

Dedem dışarı geldi. Kişi kendisini tanıttı. Belli ki tanışmıyorlardı.

Gelen yaşlı zât babasının bu odada kaldığını, öğrencilik yaptığını, medreseyi bu odada okuduğunu, kendisine çok iyi davranıldığını ve hayırla andığını anlattı ayaküstü.

Babasının çok gelmek istediğini ama bunun mümkün olamadığını bu sebeple de kendisinin geldiğini söyleyerek; babama çok emeğiniz oldu, helallik istemeye geldim.

Ekmek hakkı, tuz hakkı için dedi.

İLK KEZ orada duydum ekmeğin ve tuzun bir hakkının olduğunu.

Gün gibi hatırlıyorum ve içim her zihnime düşüşünde ürperiyor.

Ekmek hakkı, tuz hakkı.

Meğer ne kadar mühimmiş.

Ne kadar hayatın içindeymiş.

Babasına yapılan emek ve yedirilen ekmek ve tuz hakkı için çok uzak bir yerden o günün imkânsızlıklarıyla çokça zahmetlere katlanarak gidilip helallik istenebilen bir hususmuş.

Bugün yaşanan vefasızlıkları hatırladığımızda o günlerde ne kadar naif yaşandığını daha berrak anlayabiliyoruz.

Ekmek tuz hakkı.

Tekrar yaşayışımıza katmamız gereken bir incelik.

Hayatımızın tadının tuzunun kalmayışı biraz da ekmek tuz hakkından uzağa düşmemiz olabilir mi acaba?

Dedemin gözleri yaşardı. Buyur etti.

Kişi ancak dönebileceğini görevini ifa etmekten dolayı memnuniyet içinde olduğunu söyleyerek müsaade isteyip ayrıldı.

O gitti ama izi bende hep kaldı.

Tuzun İbrahim Peygamberin Kâbe’yi inşasından sonra içeride kalan toprakları insanlara şükür ikramı için Hak emriyle dışarıya atmasıyla oluştuğu söylenir.

Başlangıcında da bir ikram var.

Şükür var.

Tuz ekmek hakkını gözetmeyenlere, buna önem vermeyenlere kültürümüzde nankör denir.

Nan ekmektir.

Ekmeğe kör. Tuza kör.

Ne kötü bir körlüktür nankörlük.

Tuz ekmek hakkı kültürümüzde vefadır. İnsanlık nişanıdır. Hâlâ insan olmanın belgesi gibidir.

Türkmen Kocası Yunus Emre’nin gönlünde tuz ekmek hakkı şöyle dizelenir: “Şükür bu deme geldik / Dostları kanda bulduk / Tuz ekmek bile yedik”

Köy odamızın bana çocukluk yaşımda öğrettiği şey şudur: Tuz ekmek haini olmamak.

Her şeyin hakkını vermek.

Dayımın eşini aldığı bir muhacir köyüne gitmiştim bir vesile ile. Misafirler pay edildi. Yaşım küçük olmasına karşın bende birine düştüm.

Yaşını başını almış koca insanlar bana çocuk muamelesi yapmamışlardı. Bir yetişkinle muhatap olur gibi muamele ettiler. Büyüdüğümü hissettirdiler.

Muhabbet demini aldı. Söz yumağı uzayıp gitti.

Derken hanenin sahibi kimlerdensin diye sordu. Büyük dedemin Adana’da kadılık görevini bırakıp gelerek köyümüz ve civar köylerde medreseler kurup talebeler yetiştirmesi nedeniyle o zamandan beri “Kadılar” olarak ünlenir olduğundan bunu söyledim.

Devam etti ev sahibi. Kimin torunusun dedi. Söyledim.

Gözleri birden açıldı, yüzüne bir tebessüm ve şükran duygusu yayıldı. Ayağa kalktı ve gel bakalım seni kucaklamam lazım dedi. Ne olduğunu anlayamadım. Zaten büyük bir ihtimamla misafir ediliyor nasıl teşekkür edeceğimi çocuk aklımla hiç bilemiyordum.

Sımsıkı sardı. Uzunca bir süre öylece kaldı. Kollarını gevşettiğinde gözündeki nemleri fark ettim.

Dudaklarından üç kelime döküldü: Ekmek tuz hakkı.

Meğer yıllar evvel köy odamıza gelmiş, kendisi ve atına çok iyi bakılmış. Büyük dedemin muhabbeti onu etkilemiş. Ve bir de yola çıkarken kendisine “Ballı dürüm” azık olarak konulmuş.

O mutlu ben ise şaşkındım.

Gösterilen ilgi katlandı. Beni yatıracakları yün yatağını o gece ilk kez çıkarmışlar bir minnet nişanesi olarak.

Ve kocaman yün yatak bir çocuğa serildi.

Ne için? Ekmek tuz hakkı için.

Şair “Tuz ekmek bilmeyene müşkülün deme” diyor.

Tuz ekmek hakkı unutulalı beri ah ne müşküllerdeyiz.

Ya Selâm!

15.07.2022

https://www.istiklal.com.tr/kose-yazisi/tuz-ekmek-hakki/701880

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.