ULUL-EBSÂR

Ramazaniye – 25

BAŞ GÖZÜ ile gördüğünle artık yetinmemelisin.

Kur’an ayı olan bu Ramazan beraberliğimizde adım adım ilerledik.

Kendimizi aştık.

Olması gereken de zaten buydu.

Her yıl seni bir seviye daha ileri götürmek benim en büyük vazifem.

Bunu gerçekleştirmek için zaman zaman seni sıkıştırıp darladığım oluyor.

Dün gibi mesela.

Savrulma konusunu sana anlatırken biraz savurmuş oldum, bağışla. Ancak bunu senin üzerinde gösteremediğim zaman o kavram tam olarak içine yerleşmeyecek, zihnine oturmayacaktı.

Savrulmanın ne demek olduğunu tam anlamıyla kavrarsan savurduklarının seni nasıl gelip yakalayacaklarını da bilirsin.

Ayrıca burada tercih mühim.

Neyi savurmalısın, neyi sahiplenmelisin?

Bu yine Kur’an-ı Kerim’in kendi adı da olan “Furkan” olma özelliğini kazanmanla yakından ilişkili.

Neyse, mevzuyu dağıtmayalım konumuza devam edelim.

ULUL-EBSÂR olmanı istiyorum artık.

Ölçülerini değiştirmenin daha derin bakıp, görüp kavramanın zamanı geldi.

Sadece iki gözünle gördüğünü kâfi görme.

Onun görmedikleri gördüklerinden kat kat fazla.

Onun da görevi var, kendi vazifesi var, sana hizmeti var. Bunu kabul ediyor ve şükran duyuyoruz.

Ama meselemiz başka bugün.

Bugün görmenin ötesini konuşuyoruz seninle.

BASİRETLİ olmalısın.

Gönül gözüyle bakmayı ve görmeyi denemelisin artık.

Çok yavan kaldı diğeri.

Çok eksik.

Hüküm vermeye yeterli değil.

Basiretli olursan yani Ulul-Ebsâr olmayı başarırsan bakışın keskinleşecek.

Hedefe kilitlenmiş bir bakış olacak bu.

Sisten uzak ve hava kirliliğinden azade bir görüş berraklığı kazandıracak sana.

Anlayışın derinleşecek.

Tutumun değişecek.

Dün verdiğin yargıların ne kadar adaletten yoksun olduğunu idrak edeceksin.

Üzdüklerin için çokça üzüleceksin. Oysa dün kendi haklılığını vahşice savunuyordun.

Artık her şeye dikkat ederek ibret gözüyle bakıyorsun.

Şaşırıyorsun.

Hayret ve hayranlık istasyonlarında durup tefekkürünü enginleştiriyorsun.

Görmekle kalmıyor idrâk ediyorsun.

Bilincine taşıyorsun.

Hâdiselerin görünen değil görünmeyen içyüzlerine odaklanıyorsun.

Hakikati keşfetme zevkinin ne demek olduğunu tatmaya başlıyorsun. Allah’ın sana gösterdiği ve kendini de böyle tanımladığı sırat-ı müstakim üzere olmayı önceliyorsun.

Takva gündemine giriyor.

Sorumluluk bilincine taşıyor seni.

Gerçeği yanlıştan ayırma yeteneğini açığa çıkartıyorsun. Bununla yetinmeyip bunu bir bilinçli eylem düzeyine taşıyorsun.

Basiretli olmanın Allah’ın “Basar” oluşunun sendeki bir yansıması olduğunun şuuruna varıyorsun.

Gözünden inkâr perdesi kalkıyor.

Nifak hallerinden uzaklaşıyorsun.

Kur’an-ı Kerim’in âyetlerine “Besâir” denildiğini bunun “Basiretler” anlamına geldiğini öğreniyorsun.

O’nunla bakıldığında ancak hakikatin görülebileceğinin ayırdına varıyorsun.

Öğreniyorsun ki; inançlılık basiret, inançsızlık körlüktür.

Kendini bile görememek, bilememek, tanıyamamaktır.

Dış âlemi değil iç âlemini de görmeye başladıkça artık anlayışın derinleşiyor, ufkun genişliyor.

Buna eskiler “Ayn’ül-kalp” derlermiş. Veya “Dîde-i can”…

ULUL-EBSAR olursan küfür senin gönlünü kapatamaz.

Nifak infakını engelleyemez. Kin gözünü karartamaz. Öfken seni aşırıp taşıramaz.

Kibrin kabarıp seni istila edemez sönüp gider.

Diyorum ki sana; kalbi olup görmeyenlerden olma.

Hissedemeyenlerden olma.

Ürpermeyenlerden olma.

Bak senin yanındayım. Bir hafta daha nasip olursa yol yürüyeceğiz seninle.

Lütfen artık Ulul-Ebsâr ol, körlükten kurtul.

26.04.2022

https://www.istiklal.com.tr/kose-yazisi/ulul-ebsar/687296

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.