YORULMAZ ENVER

BİLMİYORUM, belki de yoruluyordu.

Ama biz onu yorgun görmezdik hiç.

Her daim bir işin peşinde koşar bununla yetinmez yanındakileri de kendisiyle beraber koştururdu.

Soyadı Yorulmaz adı Enver.

Biz kısa “Enver Abi” derdik.

Onu tayın herkes bu şekilde hitap eder kendisine.

ÜMRANİYE’DE ortak arkadaşlarla kaldığımız bir öğrenci evi vardı.

Kendileri gibi Sakaryalı olan arkadaşları emlakçı Seydi Çalışkan sebebiyle farklı aralıklarla buraya gelirlerdi.

Enver Yorulmaz, Selim Gündüzalp, Burhan Amasya.

1976 yılının son aylarında Sakarya Cevat İş hanının 2.ci katında ıssız bir dükkânda beş fedakâr arkadaş tarafından temelleri atılıp heyecan, hedef ve cep harçlıklarını bir araya getirerek çıkardıkları Zafer Dergisinin yazı işleri müdürüydü Enver Yorulmaz tanıdığım yıllarda.

Derginin dizgi, pikaj, montaj, basım ve sevk işlerini yönetmek için gelip gidiyorlar bazen de bize uğruyorlardı.

Bir heyecan vesilesi oluyordu gelişleri.

Henüz basılmamış olan dergiden zaman zaman yaptıkları aktarımlar okuyucudan önce bunlara ulaşmanın zevkine vardırıyordu bizleri.

Örneğin Cüneyd Suavi’nin en meşhur hikâyelerinden biri olan “Yeşil Elbise” dergide neşredilmeden bize okunmuştu.

Çok ayrıcalıklı bir durumdu bu bizler için.

ENVER Yorulmaz adanmış bir kimliğin sahibiydi.

Bu işleri takip için geldiğinde Sultan Ahmet meydanında bulunan banklarda geceyi geçirdiği söylenirdi.

O derginin heyecan ve ülküsü olan diğer kahramanlardan biriydi.

80’li yıllardı. Yozgat’ta köyümdeydim. Bir telgraf aldım.

İçinde “İstanbul’da büro açıyoruz, gel” yazıyordu. O gece hazırlandım ve sabahında görev için yola çıktım.

BEKİR Ömür Cağaloğlu’nda bir iş adamı.

Okumayı ve yenilikleri seviyor. Karaköy Vapur iskelesindeki dergi bayisinden Zafer’i alıp okuyor. Jenerik bölümüne baktığında İstanbul bürosu olmadığını görünce üzülüp irtibat kuruyor, tanışıyor.

Ve bir teklifte bulunuyor: “Gelin size iş yerimden iki odayı tahsis edeceğim.”

Öyle de oluyor.

Ziya Gün İş Hanı dördüncü katında artık derginin bir bürosu oluyor.

Enver Yorulmaz yöneticisi, ben getir götür işleri yapan bir eleman olarak hizmete başlıyoruz.

Bir sabah tüm malzemelerimizi hanın işgüzar yönetici tarafından yapılan şikâyet sonucu hemen bir alt katta rahmetli Ali Gürbüz’e ait “Kitap Dünyası” ile birlikte atılmış oluyoruz.

Hanın sahibi Türkiye’nin kadim Üniversitelerinden birisi olan İstanbul Üniversitesi.

BU durum yazar ve mütefekkir Ali Gürbüz’ün bu işi bırakmasına sebep oluyor ama biz güç bela Cağaloğlu Yerebatan Caddesi Baytan Handa bir kat kiralayarak rahmetli Enver Baytan hocanın kiracısı olarak devam ediyoruz.

Yani iki Enver bir araya gelmiş, ışık çoğaltılmış oluyor.

İŞLER büyüyor burada, bereketleniyor. Yazar ve okuyucuların uğrak yeri hâline dönüşüyor.

Elbette hepsi Enver abinin şefkatli kalbinin etrafında dönüyor.

Onun merhametten kanatları var çünkü. Mıknatıs insanlardan…

KURU FASULYE geleneği başlatıyor Enver abi. Eli de yüreği de cömert.

Öğlenleri zaten ayakkabı ile girilmeyen ofiste gazete kağıtlarının üzerine kuru fasulye tenceresi konuluyor ve muhabbet başlıyor.

O güne mahsus özel davetlilerin yanı sıra gelen çöküyor. İlim araştırma dergisi Zafer’in İstanbul bürosu aynı zamanda sözün, sohbetin mecrası hâline dönüşüyor.

MÜDAVİMLERİ oluşuyor. Cağaloğlu’na yolu düşen yazar, çizer, öğretmen, öğrenci büroya uğramadan dönerse kendini eksikli hissediyor.

Sıkça ve aralıklı gelenlerle beraber büro bir “Muhabbet Noktası” oluyor Enver abi sayesinde.

Vehbi Vakkasoğlu, Prof. Dr. Mustafa Nutku, Prof. Sefa Saygılı,  Taşkın Tuna, Ergun Göze, Murat Başaran, Muammer Erkul, Mehmet Nuri Yardım, Ömer Sevinçgül, Metin ve Kadri Ataman, Senai Demirci, Metin Karabaşoğlu, Arif Arslan gibi şu an hatırlayamadığım pek çok ilim ve kalem erbabının mekânı haline geliyor.

BELİRLİ aralıklarla Sakarya’dan Selim Gündüzalp, Cüneyd Suavi, İbrahim Erdinç Şumnu, Osman Suroğlu, Ali Suad, Ayhan Halaç, Cihad Zafer ve daha sonra İstanbul’a transfer olan Hamit Uyanık, Ergun Ür geliyorlar.

Zamanla işler daha da büyüyor ve kadro genişliyor ve Levent Zeytinci, Mustafa Gürbüz ve başka dostlar dâhil oluyorlar.

ENVER Yorulmaz 37 ci sayısından 133 cü sayısına kadar yazı işleri sorumluluğunu yürüttüğü derginin Tuzla ve Pınarhisar yedek subay askerlik görevinden sonra yenilikçi bir insan olarak “Zafer Yayınları” ve “Zafer Ajansı” kurup derginin bu yan kuruluşlarıyla hizmetine devam ediyor.

Çok güzel işler çıkarıyor. Ajans olarak dış firmalara da çalışıyor. Yepyeni ve çarpıcı kapaklarla kitaplar çıkarıyor. İlim ve dini el ele bir potada yoğurma niyetiyle başlayan dergi yayıncılığı ihtiyaca binaen onun ellerinde büyüyor.

Sakarya’da derginin her şeyi olan Selim Gündüzalp ve İstanbul’da yine derginin her şeyi olan Enver Yorulmaz ruh ikizi gibi çalışıyorlar. Bizler ise onların yardımcısı rolünde yaşayıp gidiyoruz.

SEMRA hanım ile hayatını birleştiren Enver abinin iki pırlanta evladı oluyor.

Şimdi Bingöl’de öğretmen olan Elif ve kardeşi Ömer Faruk. Bu günleri göremeyen Semra hanıma yüce Rabbimden rahmet diliyorum.

Enver abinin validesini ve kardeşlerini de tanıdım.

Ağabeyleri Mutahhar ve Muammer ve kız kardeşi Reyhan.

Benim kız kardeşimin adı da Reyhan olduğundan onunla kardeş ortaklığımız da var yol ortaklığının yanı sıra.

İSTANBUL’A tekrar gelmem ve kalmamın sebebi olduğundan Enver abiye müteşekkirim.

Dostlarımın şehadetiyle sabittir ki, onu daima anarım.

Hayırlı bir kardeş olmak için çabalarım.

Sait Köşk, Selman Şafaklar, Hasan Bilge onun bana armağanlarıdır.

Hayatımızın bir de Cihangir safhası var ki, başlı başına bir yazı konusudur.

İLK ustamdır o.

Nurludur.

İçinden ve yüzünden ışığı parlayandır.

Yaratıcı düşünceleri olan yenilikçi bir beynin sahibidir. Özgür düşüncelidir. Kendine özgü fikirleri vardır. Farklılıklara daima açıktır.

Hayalleri olan bir adamdır. Hisleri kuvvetlidir.

İşbirlikçi yönü çok baskındır. İletişimi güçlüdür. Organizasyon yeteneği yüksektir.

Kendini düşündüğü pek görülmese de başkalarına hep yararlı olmuştur.

Vefa belki de en önde gelen özelliğidir.

Unutmaz.

Kendini de unutturmaz.

Hiç beklenmedik zamanlarda arayıp merhaba etmeyi sever.

En güçlü diğer bir yanı ise nüktedan oluşudur. Onun bulunduğu ortamlar bu nedenle daima tebessüm yüklüdür.

Yetenek avcısı da rahatlıkla denebilir ona.

Kendisi yazmaya hevesli olmadı ama yazabilecek kabiliyetlere her zaman imkânlar arayıp buldu.

Son yıllarda bazı sağlık sorunları yaşıyor ama kimseye dertlenmiyor.

Eczanelerde “Hastalar Risalesi” standları bulundurma projesinin sahibi olarak çokça bu eseri okumasının bir gereği olabilir şikâyetsizliği fıtratının yanında.

İstanbul’dan Bingöl’e binler muhabbetler.

Ya Selam!

09.04.2021

https://www.istiklal.com.tr/kose-yazisi/yorulmaz-enver/618994

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir