UĞUR CANBOLAT
YAŞADIĞIMIZ tüm problemlerin bir ana sebebi vardır bir de dışa vuran belirtileri. Genellikle buraya yönelip “Kök neden analizi” yapmadan sorunları çözmeye çalışırız ki, nafiledir.
Merkeze odaklanmak istemeyiz.
Çünkü bu semptomlar üzerinden “Palyatif tedaviler” geliştirmek daha kolay gelir.
O anı kurtarabilir, kısa sessizlikler getirebilir, geçici sulh sağlayabilir bu yaklaşım ancak alttaki ana unsurları tedavi etmez.
Birikmeye devam eder.
Bir süre sonra başka bir belirti verir. Farklı mevzularla açığa çıkar, tartışma sebebi başka görünür ama onu tetikleyen temel mesele aynıdır.
İşte burası ıskalandığı müddetçe tam bir şifa söz konusu olmaz.
…
ŞİKAYETLERE yönelik olarak düşünürüz.
Çığlıkları duyarız ama sorunun çıktığı ana kaynağa bakmayız.
Kendimizce bir yol haritası belirleriz. Bir tartışma sırasında bazen alttan alırız bazen de yükseliriz. Mesele daha fazla uzamasın diye taktiksel bir kararla dururuz.
Şu var ki, çığlıkların sebebi bulunup kazınmadıkça bu “Semptomatik yaklaşımlar” tarafları tam olarak yuvarlandıkları kuyudan çekip çıkarmaz.
…
YAKINMALARI susturmak gerçekçi bir çözüm olmuyor.
Kişiyi dengeye getirmiyor.
Geçici olarak kişiyi uykuya yatırır ancak bir süre sonra başka bir olayla bir daha aynı yakınma alevlenir.
Yine tartışma, yine kavga…
Bir kısır döngüdür ki, dönüp dolaşıp aynı yere gelinir.
…
FABRİKA ayarları diyebileceğimiz fıtratımızın sesini dinleyemediğimiz müddetçe dönenip dururuz.
Bu ise sevgiyi yorar.
İlgiyi aşındırır.
Dikkatlerin başka alanlara kaymasına sebep olur.
Ruhen dağılmaya götürür.
Sinir uçlarını aktif eder.
Sonu ayrılık olan geri dönülmesi zor çıkmaz sokaklara sürükler.
Yara bandı mesabesindeki yanlış uygulamalar sorunu azdırır.
Körükler.
Etrafına daha önce düşünülmemiş ama problem potansiyeli barındıran mevzuları da çağırarak güç birliği yapar. Uyuyan hafıza uyandırılır ve geçmiş zaman eşelenmeye başlanır. Bir nevi çöp karıştırmaya eş olan bu durum tahammül edilmez kötü kokular yaymaya başlar.
Gözler kararır.
Dil haddini aşar.
Tonlamalar ağır yüklemeler alır üzerine.
Ve…
Küçük kıyamet kopar.
…
KİMİ hediyelerle çözmeye çalışır yaşanan bu sorunları.
Kimi iltifata yönelir ama muhatabı eskisi gibi bu sözlerin etki alanına girmez. Çünkü içsel olmadığını hisseder. Gerçekçi bulmaz. Kalbi daha evvel titreten kimi sözlerin sadece bağ kurmak amaçlı sarf edildiğini içten içe çözümler.
…
BİR yerlerde var olan eksik veya yanlışlar samimiyetle düzeltilmezse ayrılığın selasının duyulması yakındır demektir.
Yönelinen dar odak genişletilemezse açı daralması artarak devam edeceğinden olumsuz netice kaçınılmaz olacaktır.
Doğrulara sadakatle yaklaşılmazsa taraflar sadece filin istedikleri yerini tarif etmeyi sürdüreceklerinden anlaşmazlıklar devam edecektir.
Elmanın içindeki kurda odaklanıp köklerin gördüğü hasar hesap edilmezse sürdürülebilir gerçek sulh sağlanamayacaktır. Her şey daha da çok kördüğüme dönüşecektir.
…
SEMPTOMATİK tedaviden vazgeçmeliyiz.
İlişkilerimizde belirtiye dayalı kısa ve geçici çözümler yerine kök neden analizleriyle ana konuya samimiyetle eğilmeliyiz.
Bilgimizi, görgümüzü yansız bir anlayışla ortaya koymalıyız.
Kibir dağlarını eritmeli, egonun küheylanlarını sahraya salmalıyız.
Savunma avukatı modelinden sıyrılmalı, anlamak isteyen âdil bir hâkime dönüşmeliyiz.
Soruyu tekrar ederek bitirelim: Semptomatik girişimler ayrılığı önler mi?
Cevap kısa ve net. Hayır, önlemez.
Ya Selam!
14.01.2026


