Kadın Kimliğinin İnşasında Dergilerin Rolü

Gazetecilik tarihimizin en önemli alanlarından biri de kadın ve çocuk eğitimi üzerine basında yürütülen tartışmalardır. Bu tartışmalar, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş sürecinde toplumsal dönüşümün en canlı göstergelerinden biri olmuştur. Bu alanda kapsamlı bir çalışma yapan edebiyatçı ve araştırmacı Menekşe Özkaya Tutum, yeni kitabı “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Basında Kadın ve Çocuk Eğitimi” ile okuyuculara hem tarihsel hem de kültürel bir panorama sunuyor. Biz de kendisiyle kitabı, araştırma süreci ve günümüzle kurduğu bağlar üzerine konuştuk.

“Eski dergiler ziyaretçisi kalmayan bir mezarlık. Anahtarı kaybolmuş bir çekmece. Sayfalarına hangi hatıralar sinmiş, hangi ümitler, hangi heyecanlar gizlenmiş, merak eden yok.” Cemil Meriç’in bu sözleri, Menekşe Özkaya Tutum’un titizlikle kaleme aldığı “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Basında Kadın ve Çocuk Eğitimi” adlı çalışmasında âdeta yankılanıyor. Yazar, Âyîne (1875–76) ve Süs (1923–24) dergileri üzerinden kadın ve çocuk eğitiminin tarihsel dönüşümünü inceliyor. Bu söyleşi hem kitabın arka planını hem de bugüne uzanan yankılarını anlamak için eşsiz bir fırsat. Yazar, araştırma sürecinde dergilerin toplum inşasındaki rolünü eleştirel bir bakışla mercek altına aldı. Kitabın ortaya çıkış hikâyesini eğitimci yazar Menekşe Özkaya Tutum’dan dinliyoruz.

UĞUR CANBOLAT

———————–

Öncelikle tebrik ederim. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişte basında kadın ve çocuk eğitimi üzerine çok kapsamlı bir çalışma olmuş. Bu konuyu seçmenin ardında nasıl bir motivasyon bulunmaktadır?

-Teşekkür ederim. Aslında bu konu benim için hem akademik hem de kişisel bir merakın ürünü. Açıkçası kitap öncelikle bir tez çalışması idi. Peki neden bu konuyu seçtim? Bu soruyu kendime sorunca: hem bir eğitimci olarak hem de bir kadın olarak, geçmişten günümüze kadın eğitimi ve dolayısıyla çocuk eğitimi üzerine neler yapılmış neler söylenmiş, bu merakla yola çıktım ve basını öncelediğim bu çalışmanın keyifli olacağını düşündüm. Öyle de oldu.

Sizin ve varsa başka benzeri çalışmaların dönemin kadına bakışının ipuçlarını veriyor diyebilir miyiz?

-Tabi. Zira Osmanlı basınında kadın ve çocuk eğitimi üzerine yazılan yazılara bakıldığında bize, dönemin zihniyetini anlamak için çok güçlü bir pencere açıyor. Cumhuriyet’in ilk yıllarında ise bu tartışmalar yeni bir toplumsal düzenin inşasına yöneliyor. Ben de bu geçişi basın üzerinden okumak istedim. Çünkü basın, sadece haber veren bir mecra değil; aynı zamanda toplumun değerlerini, beklentilerini ve ideallerini yansıtan bir aynadır. Dolayısıyla kadın ve çocuk eğitiminin basındaki yansımaları, aslında toplumun kadını nasıl gördüğünü ve nasıl görmek istediğini gösteriyor.

Burada bir boşluk olduğunu mu düşündünüz?

-Evet. Bu boşluğu fark ettiğimde, dergilerin satır aralarında saklı olan toplumsal dönüşümü görünür kılmaya çalıştım. Tez bitince çalışma, akademik camia ile sınırlı kalmasın diye ve belki benim gibi meraklılar da vardır diye Akıl Fikir Yayınları ailesinin de teveccühü ile sonsuzluğa kanat açmış oldu. Böylelikle birkaç satır bırakılmış oldu gökyüzüne kadına, çocuğa ve eğitime dair…

Araştırma süreci oldukça yoğun olmalı. Bu kitabı hazırlarken hangi kaynaklardan yararlandınız, nasıl bir yöntem izlediniz Hocam?

-Uzun soluklu bir süreçti. Öncelikle Osmanlı döneminde çıkan kadın dergilerini ve çocuk eğitimi üzerine yazılmış makaleleri taradım. “Âyîne” ve “Süs” dergilerini araştırmanın ana malzemeleri olarak belirledim çünkü bu dergiler hem dönemlerin kadın hareketlerini anlamak için önemliydi. Hem de yayımlandıkları dönemlerin ilk dergileri olmaları hasebiyle çok kıymetliydi. Dergilerinin ana malzemesinin dil olması ve bu dilin farklı dönemlerde nasıl işlendiğinin tespiti için en uygun yöntemlerden birinin dilbilimci Norman Fairclough’un Eleştirel Söylem Analizi, olduğuna tez danışmanım Büşra Tosun Durmuş ile kanaat getirdik. Bu yöntem, metinlerin sadece içeriklerini değil, aynı zamanda söylemsel pratiklerini ve ideolojik arka planlarını da ortaya çıkarmamı sağladı. Yaşamı bütün yönleriyle ele alan inceleyen disiplinler arası bir yaklaşım niteliğindeki bu söylem analizi, toplum ve birey tarafından meydana getirilen söylemlerin var oluş şekli üzerine düşünmeye sevk etmesi hasebiyle de önemli idi.

Araştırma sürecinde sizi en çok zorlayan nokta neydi?

-İki farklı dönemin dergilerinin tüm sayılarına ulaşmak, ardından onları Osmanlı Türkçesinden Türkiye Türkçesine aktarmak hem zahmetli hem de zorlu bir süreçti. Bu ilk çalışmayı yaptıktan sonra elde edilen metinleri bağlam içinde okumak ve eleştirel söylem analizini uygulamak da başlı başına başka bir işti. Ama diğer taraftan her yeni metnin bana dönemlerin kadın söylemine dair yepyeni pencereler açması heyecanımı diri tutuyordu. Dolayısıyla zahmet rahmete dönüştü.

Kadın ve çocuk eğitimi, toplumun geleceğini şekillendiren en önemli alanlardan biri. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişte bu alanda nasıl bir dönüşüm gözlemlediniz?

-Önemli bir soru. Gerçekten de Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişte kadın ve çocuk eğitimi söyleminde belirgin bir dönüşüm gözlemlenmektedir. Osmanlı Devleti Tanzimat dönemiyle beraber başlayan Batılılaşma hareketi doğrultusunda siyasî, toplumsal, ekonomik, hukukî ve eğitim alanı gibi farklı alanlarda değişim ve dönüşüm içerisine girmiştir. Böylece Osmanlı’da kadının konumunun da modernleşme ile birlikte bir değişim sürecine girdiği görülmektedir.

Burada basın yayın organlarının rolü mühim mi?

-Elbette. Bu konuda basın yayın organlarının önemli bir rolü olduğu asla yadsınamaz. Zira gazete ve dergiler kadını bilinçlendirmeye ve değişime hazırlamaya çalışmıştır. Gazeteler bu dönemde kadınlara yönelik ekler çıkarmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra, sadece kadınlara özel, gazeteler ve dergiler de çıkartılmıştır. Başlangıçta sadece erkeklerin çıkardığı bu kadın dergi ve gazetelerinin yayın kadrolarında zamanla erkelerle beraber kadınlar da yer almıştır. Hatta zamanla kadınlar tarafından kurulan ve sadece kadın yazar kadrolarından oluşan dergiler de karşımıza çıkmaktadır.

Peki, bu dergilerin yaklaşımlarında klasik yaklaşımı sürdürenler de var mıydı? En azından ilk dönemde…

-Oldu. Osmanlı döneminde eğitim, Âyîne dergisinden hareketle daha çok ahlaki terbiye ve annelik rolü üzerinden tanımlanmaktadır. Kadının toplumsal konumu, aile içindeki görevleriyle sınırlıdır; basın da bu rolü pekiştiren bir dil kullanmaktadır. Cumhuriyet dönemine geldiğimizde ise kadın artık birey olarak kamusal alanda daha görünür hale gelmiştir. Dolayısıyla eğitim, yalnızca aile içi sorumluluk değil, artık toplumsal dönüşümün ve modernleşmenin de bir anahtarı olarak görülmeye başlanmıştır.

Buna ilişkin bulduğunuz örnek var mı?

-Var. Süs dergisi örneğinde, kadınların kendi sesleriyle yazılar kaleme alması, görsel destekli içerikler üretmesi ve modern kadın kimliğini öne çıkarması bu dönüşümün en somut göstergelerinden biridir.

Böylelikle bu süreçte basın, sadece bilgi aktaran bir mecra değil; aynı zamanda ideolojik bir araç olarak kadın kimliğinin yeniden inşasında rol oynamıştır. Kadınların basını kullanarak taleplerini, sorunlarını ve eleştirilerini dile getirmesi, geleneksel rollerin ötesine geçme isteğini görünür kılmıştır. Bu da toplumun modernleşme sürecine ivme kazandırmıştır.

Peki bu dönüşümün çocuk eğitimi üzerindeki yansımaları nasıl olmuştur?

-Çocuk eğitimi, Osmanlı’da daha çok annelik üzerinden şekillenen pedagojik bir söylemle ele alınıyordu. Dönemin dergisi Âyîne’de, çocuk eğitiminin anne için “doğuştan gelen doğal”, “kutsal sorumluluk” gibi ifadelerle kurgulandığı görülmektedir. Yine Âyîne dergisinde çocuk eğitimi, ahlaki terbiye ve dinî değerlerle iç içe geçmiştir. Dergide çocuklara yönelik eğitici hikâyeler, mantık soruları ve bilmeceler bulunmaktadır. Cumhuriyet döneminde ise çocuk eğitimi dolaylı bir biçimde gündeme gelmiştir; kadının ev içi rolü üzerinden tartışılmış ama aynı zamanda kadın, modernleşme sürecinin bir parçası olarak ele alınmıştır. Bu, çocukların sadece aile içinde değil, toplumun geleceği için de eğitilmesi gerektiği fikrini güçlendirmiştir. Çocuk eğitimindeki amaç ise; çocuğun sağlıklı bir birey olarak gelişimini sağlamaktır. Eğitim, annelik görevleriyle ilişkilendirilerek kadına eğitimde aktif bir özne rolü verilirken çocuk pasif konumdadır. Bu fark, dönemin toplumsal önceliklerini ve modernleşme algısını yansıtmaktadır.

Kadınların basını bir araç olarak kullanması bu dönüşümde nasıl bir rol oynadı?

-Osmanlı’nın son döneminde yayın hayatına giren Âyîne dergisinin kurucuları da yazarları da erkektir. Kadınların kimlikleri açıkça belirtilmese de kadınlar tarafından kaleme alınan mektuplara yer verilmiştir. Kadınların kendi problemlerini dile getirmesi bakımından bu mektupların önemli olduğu ifade edilebilir. “Varaka” adıyla yayınlanan bu mektuplar erkek yazarlarca yorumlanmıştır, böylece kadınların fikirlerini ciddiye aldıklarını göstermeye çalışmış olabilir. Bu durumun, kadınların kamusal alanda görünürlüğünün artmasına katkı sağladığı söylenebilir. Öte taraftan inceleme alanında olan diğer dergide -Süs- 100’den fazla yazarın bir kısmının da kadınlardan oluştuğu görülmektedir. Güzide Osman, Halide Nusret (Zorlutuna), Nezihe Muhiddin, Suad Derviş, Fehime Nüzhet, Şükûfe Nihal (Başar),bunlardan bazılarıdır. Ayrıca Süs dergisini çıkaran dönemin önemli yazarlarından biri Mehmet Rauf’tur.

Kadınlar bu dergileri kendi seslerine dönüştürmüştür diyebilir miyiz?

-Evet, diyebiliriz. Yaşanan toplumsal değişime paralel olarak kadınlar basını yalnızca bilgi edinmek için değil, aynı zamanda kendi seslerini duyurmak için de kullanmıştır. Böylece kadınların geleneksel rollerin dışına çıkma isteklerinin, taleplerinin ve sorunlarının basın aracılığıyla görünür hale geldiği görülmektedir. Bu, kadınların toplumsal bilinçlenmesine katkı sağlamıştır ve Cumhuriyet döneminde ‘Yeni kadın’ kimliğinin inşasında basını güçlü bir araç haline getirmiştir.

Süs dergisinin bu bağlamda rolü daha mı öndeydi?

-Böyle diyebiliriz. Özellikle Süs dergisinde kadın yazarların kendi kalemlerinden çıkan metinler, kadınların artık pasif bir alıcı değil, aktif bir özne olduklarını gösteriyordu. Kadın, aydın ve eğitimli nesiller yetiştirmenin anahtarı olarak kabul edilmekte, kadınların her şeyden önce iyi bir eş, iyi bir anne ve iyi bir ev hanımı olabilmek için eğitimli olması gerektiği düşünülmektedir.

Âyîne ve Süs dergilerinin kullandığı dil ve söylem, dönemin ideolojik atmosferini nasıl yansıtıyordu?

-Âyîne dergisinde kullanılan dil sade, didaktik ve çoğunlukla erkek yazarların kaleminden çıkmıştı. Bu, Tanzimat sonrası muhafazakâr modernleşmenin bir yansıması olarak ifade edilebilir; kadın eğitimi ahlaki terbiye ve annelik rolü üzerinden tanımlanıyordu. Bunu yaparken hikâye, makale, şiir vb türde metinler tercih edilmiş, siyah beyaz, resimsiz bir yayın yapılmıştır.

Süs dergisi ise Cumhuriyet’in erken yıllarında yayın hayatına girmiş, görsel destekli ve edebi bir dil kullanarak ülke kadınların kendi seslerini duyurmasına imkân tanıdığı gibi dünya kadınlarının yaşamlarından izler de dergiye dahil edilmiştir. Hem erkek hem kadın yazarların birçok farklı metin türünde eserlerine rastlanmakta. Çeşitli yarışmalar -çocuk, saç … vs- görsel destekli yapılmaktadır. Bu söylem, ulusçu-cumhuriyetçi ideolojinin ‘Yeni kadın’ kimliğini inşa etme çabasını açıkça göstermektedir. Dolayısıyla dil, sadece bir iletişim aracı değil, dönemin ideolojik atmosferini taşıyan bir yapıtaşı gibidir.

Ayrıca dergi, “Süs” metaforunu kullanarak hem kadınların dış görünüşüne dair konuları işler hem de onların entelektüel ve toplumsal varlığını ön plana çıkarmayı amaçlar. Dergi, moda, edebiyat, kadın hakları, aile yapısı, gibi konuları işlerken aynı zamanda kadınların kültürel ve sosyal eğitimine ve gelişimine dolayısıyla çocuklarının da eğitimine katkı sunmaktadır. Haddizatında Süs mecmûâsının bu bağlamında kadınları eğiterek çocukların geleceğini şekillendirmeyi amaçlayan bir yayın politikası izlediği söylenebilir.

Bugün kadın ve çocuk eğitimi üzerine yapılan tartışmalarda bu tarihsel basın dili bize nasıl bir perspektif sunuyor?

-Geçmişte kullanılan basın dili, sadece dönemin kadın ve çocuk anlayışını değil, aynı zamanda toplumun kendini nasıl görmek istediğini de yansıtıyor. Âyîne ve Süs gibi dergilerdeki söylemler, kadın kimliğinin nasıl inşa edildiğini, hangi değerlerin önceliklendirildiğini ve hangi rollerin öne çıkarıldığını gösteriyor.

Bu tarihi yaklaşımı bilmek bugün bize ne kazandırıyor?

-Bugün kadın ve çocuk eğitimi üzerine yapılan tartışmalarda bu tarihsel söylemleri bilmek, bize sadece nereden geldiğimizi değil, aynı zamanda nereye gitmek istediğimizi de sorgulama imkânı sunuyor. Bu yüzden geçmişin diliyle yüzleşmek, bugünün dilini daha bilinçli kurmak için çok kıymetli.

Kitabınızın günümüz tartışmalarına nasıl bir katkı sunmasını umuyorsunuz?

-Bugün kadın üzerine yapılan çalışmaların arttığını görüyoruz, ama köklerine inilmeden yapılan her çalışma eksik kalır kanaatindeyim. Kadın, kimliği ve eğitimi tartışmalarının tarihsel arka planını anlamamız için dergi ve gazetelerin de önemli bir kaynak olduğunu düşünüyorum. Kütüphanelerin tozlu raflarındaki tarihe tanıklık etmiş bu gazete ve dergi sayfalarında Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan dönüşümü görebiliriz. Benim bu çalışmadaki amacım, dünde kalan basın metinleriyle bugünün kadın ve çocuk eğitimi tartışmalarına bir köprü kurmak adına bir adım atmaktı. Umarım okuyucusunu bulur.

28.01.2026

https://www.istiklal.com.tr/roportajlar/kadin-kimliginin-insasinda-dergilerin-rolu-1082653h

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Related Post