UĞUR CANBOLAT
RAMAZAN kendi yanlış algılarımızın tuz buz olması açısından asla kaçırılmayacak fırsatlar sunuyor. Bu, elbette biraz can acıtıdır. Sarsıcıdır.
Ancak başka türlüsü beklenemez zira ciddi bir operasyondur söz konusu olan.
…
ALGILARIN kurbanı olmaktan kendimizi kurtarıp olguların serin derinliğinde nefsimizi sorguya almak elbette güle oynaya olmaz. Ön hazırlıkları bile sancılıdır.
Olgu tahtına oturtup kendisini kutsadığımız algıların bile bu mevkiden inesi gelmez. Direnirler.
Onlar için muhteşem bir konfor alanıdır. Rahattır. Sorumluluk gerektirmemektedir.
…
KİBİR insanı kendi algısının mü’mini yapar.
Olgu öyle değildir oysa.
Sorularla yaralıdır. Sorunlarla başı derttedir. İşte bu sancılı evrelere girmemek için kibir önümüze bir oyun perdesi kurar. Habbeyi kubbe yapar. Kubbeyi de habbe. Yani küçüklerle büyükler yer değiştirir. Diğer bir söyleyişle algı olgunun üzerine oturur, kendi rengini verir. Olmadığı gibi görünmeye başlar.
Hakikatte iman tam tezahür etmemiş, şirke bulanmıştır. Ancak kişi kibrin bu illüzyonuyla kendi algısının en muttaki mü’mini olur.
…
KALBİNE iman yazılanlar kibrin en cerbezeli yalancı olduğunu bilirler. Bu sebeple bırakın benimsemeyi, yakınlık duymayı, gölgesinden dahi geçmek istemezler. Zira bunu dahi bulaşıcı bulurlar.
Kibir kişiyi hemen kendine çeker. Aldatıcı bir zevki vardır.
Hemen kuşatır ve insanı etkisi altına alır.
Kıstırdığını hissettirmez ve kişiye sonsuz bir özgürlük alanı açtığını sanmasını sağlar.
İradesine ipotek koyduğunu sezdirmeden kendisine meyledeni inhisarı altına alır ve balon gibi şişmesine fırsatlar tanır.
Bir süre sonra kişi kendi özel durumunu, yeteneklerinin her alanda olmayıp sınırlılığını, kısıtlılığını, güçsüzlüğünü, aciz oluşunu unutur ve büründüğü sanal algının gerçek olduğunu kabul etmeye başlar.
…
KÖRLÜK noktası tam burasıdır.
Bu tuzağa düşen kişi artık gerçek durumunu göremez olur.
Oluşturduğu algının mü’mini olur.
Kendini herkesten özel ve önemli görmeye başlar.
İçine düştüğü yalan anaforunun pervanesine takılarak döndükçe döner.
Çıkardığı uğultuyu gerçek bir rüzgâr zanneder.
…
KENDİSİNİ zamanla kurtarıcı olarak görmeye başlar. Artık “Ben yoksam hiçbir şey yok, hiç kimse yok” yargısı oluşturur. Güç odur. Kuvvet odur. Etki kendisindedir. Makamlar ona aittir. Servet onun hakkıdır.
Soyu ve sopu herkesten yücedir ve ırkı üstün ırktır.
Tercih ettiği bir manevî eğilim varsa kurtarıcı olan sadece odur.
Kısacası kibir usta bir illizyonisttir.
Mâhir bir yalancıdır.
Bu sebeple ne yazık ki, en sevilen günahların başında gelmektedir.
Aileyi bitirir, dostları düşman eder, arkadaşlıkları savurup atar, şirketleri batırır.
…
KİBRİN yalanına kapılmak istemeyen takva yolcusu kendine şu şekilde uyarılarda bulunur:
- Tevazu kaftanın olsun.
- “Gaybın hazineleri yanımda değil” diyerek tevazu ve kulluğun muhteşem örnekliğini bizlere sunan Nebi’mizin yolundan giderek, kibrin sahte bulutuna kapılıp gelecekten haber veren, kurtuluşun müjdeli yalanlarını sıralayıp çevresini etkilemeye çalışan iman hırsızlarından uzak durmalısın.
- Dünyevî konularda kibirlenenlerden kaçtığından daha çok manevî kibre yeltenenlerden ırak olmalısın.
- Onların yalan cereyanına kapılmamalısın.
- Münazaraya, müzakereye açık olmalısın. Bilgilerini tartışılmaz görmemelisin.
- Kibirle muhakemeni örtmemeli, kendini istişareye kapatmamalısın.
- Ortak aklı ve kolektif düşünmeyi öncelemelisin.
- Hatalarını kabul etmeli ve savunmacı davranışlardan sakınmalısın.
- Alevlenmelerini söndürmeli, öfkeden uzak kalmalısın.
- Daima kendini sorgulamalı, düşüncelerini yoklayıp ayıklamaya tabi tutmalısın.
- Yüksek erdem yolunda mesafe almak istiyorsan kibirle kalbini viraneye çevirmemeli, aklını dumura uğratmamalı ve vicdanını öldürmemelisin.
- Unutmamalısın ki, kibir sihirbazının aldatıcı oyunları alt edicidir.
…
ŞU muhteşem günlerde kibrin bizi soktuğu algı oyunlarını elimizin tersiyle itmeliyiz. Yüce kitabımızın hakikatleriyle özdeş olmayan yanlış fikir, düşünce ve hislerimize takla attırarak onları gerçekler tahtına oturtmaktan artık vazgeçmeliyiz.
Hakikatte müşrik veya münafık ahlakıyla yaşarken kendimizi en bulunmaz mü’min, en erişilmez derviş, en sapmasız hakikat yolcusu, en sahip ehl-i kalp saymaktan vazgeçmeliyiz.
Yüzleşmeliyiz kendimizle. Yoksa yüzsüzleşmeyi sürdüreceğiz.
Ya Selam.
09.2026


