UĞUR CANBOLAT
CELEPTİ. Canlı hayvan tüccarlığı yapardı. Koyun, keçi, sığır gibi hayvanları köylerden toplar bir iki ay besledikten sonra hayvan pazarında iki katına satardı. Herkes onu bilir, severdi. Muhabbeti kaviydi. Tanıştığı insanları unutmaz sanki kırk yıllık ahbabıymış gibi isimleriyle hitap ederdi. Samimiyeti yapay değildi. Aklında ne varsa anında söylerdi. Gerekirse tartışır biraz sonra münakaşa ettiği adamın konulana girer ve “Acıktım, haydi eve gidelim” der kendini davet ettirirdi. Bu sebeple namı “Acip Necip” olarak herkesin zihnine yerleşmişti.
…
KIŞ geldi gelecekti. Eli kulağındaydı. O sene mahsul azdı. Babam beklediğini bulamamıştı. Buğdaylar ancak bire on vermişti. Tohumluk ayrıldıktan sonra ancak kışı zor çıkartacak kadar un için mahsul kalmıştı. Kısacası el elde, baş baştaydı. Böyle durumlarda köylünün yapacağı tek şey kalırdı. Ağıldan birkaç koyunu veya sığırı celebe satmak.
Acayipliği ile bilinen Celep Necip her nedense bu aralar gelmemişti. Malı pazara sürmekten gayrı bir seçenek yoktu.
…
DAYIM mal pazarının kurulduğu yere yakın bir muhacir köyünden evliydi. Gün içinde oraya ulaşıp geceleyerek sabah erkenden mal pazarına çıkıp hayvanları değerinde satıp dönmek niyetiyle yola çıkılmıştı. Ben önlerinden yürüyor dayım bir kayıp yaşamamak için ardımdan sürüyordu.
Vaktinde ulaştık. İzzet, ikram muhteşemdi. Misafire olağanüstü hürmet gösteriliyordu. Üstüne damatlık eklendiğinde ise bu seviye zirve yapıyordu.
Yemek yenildi. Çay faslına geçildi. Konu komşudan duyan geldi. Muhabbet kazanı fokurdayarak kaynamaya başladı.
…
ACİP NECİP işte tam bu sırada geldi. Gürültülü bir selam verdi. Söz nerede nefeslendi demeden kendi gündemine daldı. Götürdüğümüz koyunları gördü, sağa sola kovalar gibi yaptı. Ani hareketlerle ayaklarına yapıştı, ağızlarını açıp dişlerine baktı, bir eliyle karınlarını ve sırtlarını kontrol etti. Ne kadar et çıkacağını bu şekilde hesap ediyordu. Pazarlığa tutuştu. İstediği fiyata razı edene kadar dayımın elini bırakmadan bir aşağı bir yukarı sallayıp durdu. Sonunda götürdüklerimizin yarısını pazara sürmeden satın aldı. Bu bizim için iyiydi. Gerisini satamazsak bile elimiz boş dönmeyecektik.
…
İYİ bir uyku çektik. Sabah uyandığımızda her yere kar düşmüştü. Buz kesiyordu hava. Gürül gürül yanan sobanın yanına kurulan yer sofrasında kahvaltı yapıldı. Hane halkı bu havada mal pazarının kurulamayacağını, birkaç gün kalıp sonra dönmemizi önerdi. Bana makul görünen bu teklife dayım şiddetle karşı çıktı. Çerkes inadı vardı. İkna edilemediğinden çar naçar yola düştük. Evden verdikleri bir naylon poşeti başıma geçirerek yine önden gidiyordum. Dayım hayvanların takibinde zorlandıysa da kararından vazgeçmedi. Pazara vardık ama meydanda in cin top oynuyordu. Traktörüyle yanımızdan geçenlerin muzip tebessümleri aslında durum bilgisi veriyordu ama onu anlamak isteyen yoktu. Bir müddet titreyerek müşteri bekledik ama nafile…
Misafir olduğumuz evden uğurlanırken akşam dönmemizi ısrarla tembihlediler ama bu dayım için lafını yemek anlamına geleceğinden itibar etmedi ve kendi köyümüze doğru yola düştük.
Akıl işi değildi yaptığımız. Başka çarem yoktu. Zira dayım Nuh deyip peygamber demeyenlerdendi. Köye gelene kadar kaç kez bildiğim tüm ilahileri, deyişleri, türküleri döne döne hatmettiği hatırlamıyorum. Donma ihtimali olduğu için oturup dinlenmeye izin vermediğinden onca yolu fasılasız dönmek zorunda kaldık.
…
ACİP NECİP birkaç gün sonra kendisine sattığımız bir koyunla çıkageldi. İddiası koyunun deli olduğuydu. Bu sebeple iade etmek istiyor, parasının az bir fazlasıyla yani üstüne emeğini koyarak ödenmesini talep ediyordu.
Acip Necip “Deli koyunu sattın geri getirdim. Kârımla beraber parasını geri ver” diyordu. Dayım ise bu teklife hiç mi hiç yanaşmıyor ve “Hayır, ben akıllı olarak sattım. Sende delirdi” diyor koyunu kendisine benzettiğini ileri sürerek acipliğini delilik olarak tanımlıyordu. Sulh sağlanamadı. Sesler yükseldi. Sinirler gerildi. Tam o sırada durumdan haberdar edilen babam çıkageldi. Aslında koyun dayımın değil babamındı. Bizde mi delirdiği satıldıktan sonra mı bu durumun zuhur ettiği açık değildi. Şüpheli şeyler konusunda dikkatli olan babam durumu kabul ederek malını geri aldı. Barış sağlandı. Koyunu alıp dönerken “Celep Necip zaten acip, acayip, tuhaf. Adı üstünde. Böyle nam salmış. Ama dayın da ondan acip” demişti.
…
ACİP, hayret verici, şaşırtıcı, yabansı, tuhaf, garip gibi anlamlarda kullanılıyor.
Sonradan öğrendiğime göre kültürümüz tarandığında “Acaip” ve “Garaip” kitaplarının yazıldığı görülebiliyor. Başka bir yazı konusu ama şu kadarını aktarmadan geçmeyelim. Acayip, acip varlığı olan ama sebebi tam bilinmeyen, nedenlenemeyen demek. Garaip yani garip ise istisnai, alışık olunanın dışında anlamına geliyor. İlk bakışta aynıymış gibi görünse de aralarında ince farklılıklar var.
Bu bilgi üzerinden değerlendirildiğinde Acip Necip gerçekten acip mi, garip mi bilemedim. Belki bu yazı vesilesiyle kendi hayatımızda aciplikler mi yoğun yoksa garaip, yani gariplikler mi fazla üzerinde düşünürüz. Kim bilir?
Ya Selam.
21.01.2026


