UĞUR CANBOLAT
CİHANGİR’DE geçti ilk gençlik yıllarım. Cağaloğlu ile Cihangir arasında mekik dokuyarak geçen o yıllardan kalan bir hatıram tetiklenip yeniden aktif oldu. İlyas Çelebi Camisinin imamı İsmet Hoca hemşerimdi. Cemaat bakımından fakir olduğundan namazları oraya götürüyordum. Edebiyat Fakültesi mezunu olan hocayla namaz sonrasında az yukarıda kalan Firuz Ağa Camisinin altındaki çay bahçesinde oturmayı âdet hâline getirmiştik. Duvarları kargir, çatısı ahşap, minaresi tek şerefeli ve tuğladan olan bu caminin gölgesinde nefeslenmek ikimize de iyi geliyordu.
Burası sosyal insan sermayesi bakımından zengindi. Ünlü ünsüz kişilerin kesiştiği tam bir harmandı. Muhabbetlerin içeriği de akışı da sürprizlerle doluydu. Kendine münhasır bir yapısı vardı. O yaşlarda hikâye yazabilen biri olsaydım eğer muhteşem malzemeler toplayabilirdim.
Biraz aşağıdaki Çukurcuma Camisinin imamı Veysel Hoca da gördüğüm ilginç insanlardan biriydi. Okumayı çok seven, koltuğunun altından kitap eksik olmayan, insanlarla sağlıklı iletişim kurabilen, hiçbir kültür etkinliğini kaçırmayan, kendini yetiştirmeyi ihmal etmeyen, tatlı ve sevecen biriydi. Uzun sakalları arasında tebessüm eden dişleri ve aydınlığıyla içine çeken gözleri hemen fark edilirdi. Onun hâlinden, tavrından çok şey öğrendim. Yaşıyorsa sağlıklı uzun ömürler dileklerimi, göçmüşse rahmet niyazlarımı sunarım.
…
İLK karşılaşmamızdı. Çevresi gençlerle doluydu. Dikkatle dinleniyordu. Daha bu ilk görüşte içimin ona doğru aktığını hissetmiştim. Baş işaretiyle boş olan yere oturmamı istemiş ve “Bırak köleliği” demişti. Neye uğradığımı şaşırdım. Ne demek istediğini de anlamamıştım zaten. Çekinik bir yapıya sahip olduğumdan meramını soramamıştım. O da ne? Az sonra gelip sohbet halkasına dahil olan kişiye de aynı hitapta bulunmuştu. İlk temas cümlesi olarak emir kipi kullanılması tuhafıma gitmişti ama tavrı incitici değildi. Buradan bir alınganlık çıkarmak benim zaafım olurdu. Yapmadım.
…
ÖN ANLAMALARIMI budayarak başlamıştı dostluğuna. “Şimdi duyacaklarını ön anlamalarının kölesi olarak dinleme” mesajı vermişti. Gerçekten de ilk köleliklerimizden biri yeni bilgilere karşı direnç oluşturan, içeriğine bütünüyle vakıf olmasak bile eski bilgilerimize sığınmak şeklinde ortaya çıkmıyor mu? Muhatabımızı dinlerken içsel savunmalar geliştirip ön anlamalar sığınağına atmıyor muyuz kendimizi?
Sizi bilmem ama ben sorulara hayır cevabı veremiyorum.
…
KUSUR aramaya bağlı olarak gelişen şikâyet etme hallerimiz köleliklerimizden birisi değil mi?
Hür olmadığımızı belgelemiyor mu?
Kabahat arama davranışından kendimizi özgür bırakabiliyor muyuz?
Kendimizin ve ilişkide olduklarımızın yaşam enerjilerini düşüren bu tutumumuz kendi gelişmemize de engel olmuyor mu? Çözüm arayışlarını tıkamıyor mu?
Bunları anlatmaya başladığında benim açımdan mesele vuzuha kavuştuğundan nefes almaya başlamıştım.
Her zaman haklı çıkma arayışını da insanın nefsine olan köleliklerinden biri olarak tarif etmişti ki, bugün bunun kıymetini daha iyi anlıyorum. Aile ve sosyal bağları dinamitleyen bu davranış bizi gerçekliğinden emin olmadığımız malumatların kölesi yapmıyor mu?
…
DEĞİŞİME direnmeyi de köleliklerden sayıyordu. Bunu “Kendine mahkûmiyet” olarak tanımlamıştı. Kişi kendisini kölelik karşıtı sayarken bu tutumu aslında tam bir açmazdı. Hayatın temel kuralına karşı başarı elde etmek elbette mümkün değildi.
Arzu nesnelerine yönelmenin özgürlük olmadığına vurgu yapan Veysel Hoca bunun hayvanlarda da bulunduğunu belirterek özgürlüğün yeri geldiğinde vazgeçebilmek olduğunun altını önemle çizmişti.
Özgürlüğün yapmak kadar yapmamayı da içerdiğini aktaran hoca gerçek özgürlüğün arzu ve isteklere karşı direnmekte aranması gerektiğine inanıyordu.
Ertelemekten vazgeçebilmek ona göre tembelliğe kölelik yapmama iradesi ortaya koymaktı. Haklıydı. Ertelediğimiz her şey omuzlarımıza yük çoğu defa da kalbimize yorgunluk getiriyor. Aklımız o çengelde asılı kalıyor. Dikkatimiz dağılıyor. Plan yapmaya ve yapılsa da yürütmeye engel.
…
ÖZGÜRLÜK tavır alabilmektir.
Doğruyu, iyiyi, güzeli sahiplenip karşıtlarına karşı çıkabilmektir.
Kölelikten azat olmak istemenin güçlü irade beyanıdır.
Yanlışlardan arındırılmış sağlam bir öğretiye göre pozisyon almak ve bunu kararlılıkla sürdürebilmektir.
Hürriyet hedonik bağların kesilme cesareti ve eyleminden sonra elde edilir. Bedava değildir, bedel ister. Eğlenceye yatırıp yaparak geçici mutluluklara ulaşabiliriz ama huzuru elde etmek kölelikten kurtulma iradesiyle çeldiricilere karşı dik durmakla elde edilebilir. Hayatı sadece haz almak üzerinden tanımladığımızda köleliği benimsediğimizden artık insanlığın hayrına ve kendi yararımıza konuşabileceğimiz bir şey kalmamış demektir.
Çağın somutlaşmış şeytanları olan küresel yönlendiricilerin önümüze serdiği ve güdüleyerek buraya doğru ittirdiği belirlenmiş haz ormanında dolaşmak özgürlük değildir. Beğenilerimizi, zevklerimizi, yaşama biçimimizi, dinlenme tercihlerimizi, giyim kuşam seçimlerimizi türlü reklam algılarıyla belirleyen bu görünmez güce teslim olmak da modern bir köleliktir.
Efendilerin kendimizi özgür sanmamız için önümüze koyduğu seçeneklere aldanmamak gerekir. Sunulan ürünlerin çokluğu ve çeşitliliği yanıltıcıdır. Onların belirlediklerine mahkumiyetimiz zenginlik sebepleridir. Ayakkabının icadı bile ekonomik sömürüyle ilgilidir ve onlarca hastalığın da sebebidir.
…
KÖLELİĞİ bırak önermesi çok yerindeydi Veysel Hocanın…
Mevcut bilgi ve düşüncelerimle meseleyi ele aldığımda otuz sene önceki bu önerme veya ret çağrısının önemini daha iyi anlıyorum.
Mevzu çok boyutlu. Anlatabildiğimiz, muhtevanın minik bir parçası olabilir ancak. Ötesini düşünüp çerçevelemek size kalmış.
Ya Selam.
08.01.2026


