Çiçek Soldu Vazonun Önemi Kalmadı

UĞUR CANBOLAT

 

BİRİKTİRİCİ değildi. Eline geçeni istifleme merakından uzaktı ama hatıraları hatırında canlı tutmak için irtibatı olan nesneleri önemserdi. Dolabında büyük dedesinden ve büyükannesinden kalan önemsediği eşyaları saklar ve ihtimam gösterirdi. Kıymet bilirdi.

Ona göre insanın en mühim vasfı bu olmalıydı. Yoksa vefadan bahsetmek imkansızlaşırdı.

İÇİNE doğduğumuz çağ tüketim odaklıydı. Değiştirmeye yönelik güdülenmemizin temel motivasyonu buydu.

Dizi yamalı pantolonları kim hatırlamak ister ki? Atalarının dirsekleri tamir görmüş ceketler giydiklerini bilmek onları mutsuz eder. Bir de topuk tarafıyla önü yamalanmış çorapları yenileri varken artık kime giydirebilirsin? Tüketmeye çılgınca tutulmuş bu zamanın insanının muhayyilesini epeyce zorlayacak bir mesele… Bu girdabın içinden çıkılması için nasıl plan uygulanacak o zaman diyorsanız azıcık dikkat yapılanları görmek için kâfi.

Evvela zihinsel altyapı hazırlanıyor ve herkese benimsetiliyor. Düşünceler oluşturuluyor. Beğeniler değiştiriliyor. Bu hâl o kadar yüce bir tahta oturtuluyor ki, tersini düşünmenin imkânsız olduğuna inandırılıyor. Dünyanın böyle gelip böyle gittiği gibi bir algıya hapsediliyor insanlar. Dolayısıyla farklı düşünenleri hemen yargılayıp “Gerici” olarak yaftalayabiliyorlar. Kendilerini yukarıda gördüklerinden başka seslere kapanıyorlar. Amansız bir kapana kapıldıklarını fark etmiyorlar. Kıymetlerini ne kadar kazanıp ne kadar harcadıklarıyla belirliyorlar. İnsanlık dışı bir mesai baskısıyla çalıştırılıp hunharca savurmaya kilitliyor onları üst akıl… Çok çalışmadan geçinemeyeceğine inandırılan kitleler harcamadan mutlu olamayacakları fikrine de mahkûm ediliyorlar. Tam bir kısır döngü.

ALIŞVERİŞİ sınırsız yaptırabilmek için evvela ihtiyaçlarla isteklerin ayrılabileceği çizgiyi imha ediyorlar. Bir odak grup çalışması yapılıp ihtiyaçlar sorulmuş olsa muhtemelen alınan cevapların ekseriyeti istekler olacak. İlk karmaşa buradaki ayrıcı çizginin imha edilmesiydi. Başarıldı. İhtiyaçlar hiyerarşisi yapmasını bırakın bu nesil istek ve ihtiyacı ayrıştırmaktan bile aciz bırakıldı.

Gaddarca bir tüketim seviyesine ulaşılması için zihinlere çapalar atılıp mayalanma sağlandıktan sonra dolaşıma sokulan hipnotik cümlelerden birisi şu oldu: “Çiçek soldu, vazonun da bir önemi kalmadı.”

PIRILTILI bir söz gibi görünüyor ilk bakışta ancak hakikatle bağdaşık değil. Ancak bir sanal gerçeklik üretildiğini de inkâr edemeyiz. Bu kadar yüksek paylaşıma sahip olması zaten durumun en açık göstergesi. Hafif bir romantizm sosuna batırıldığı da bariz. Ucu açık, ne yana çeksen geliyor. O sebeple ilişkilerin tarifinde de işe yarıyor, kişilerin kendilerini ifade etmesinde de…

VEFASIZLIĞIN tarifini istediklerinde bu cümle artık yeterlidir.

“Çiçek soldu vazonun bir önemi kalmadı.”

Oysa vazo çiçek için çok önemliydi. Barınağıydı. Sığınağıydı. Neşv-ü nema bulduğu yerdi. Serpilip geliştiği ortamdı. Orada sulanmış ve orada güneşlenmişti.

Çiçeğin solması vazonun emeğinin üstünü örtemezdi. Değerini ortadan kaldıramazdı. İşlevinin yok sayılmasına sebep olamazdı. Olmamalıydı. Ayrıca çiçeğin ömrünü tamamlaması da vazonun elinde olmadığından hüküm ona ait sayılamazdı.

BİNBİR zahmetle doğurup yetirdiği, büyütüp yetiştirdiği evladı ergenliğe girdiğinde çocukluk dönemlerinde ailesinin, hususiyle annesinin çilesi önemsizleşir mi?

Yetişkin olduğunda ergenlik safhasının başındaki duman hallerinin verdiği zahmetlerin üstü çizilebilir mi?

Evlat ö dönemler geçildi diyerek verilen emekleri, çekilen güçlükleri yok sayabilir mi?

Uykusuz geçirilen geceleri, hastayken baş ucunda tutulan nöbetleri hiçliğin çöplüğüne atabilir mi?

“Çiçek soldu vazonun önemi kalmadı” çürük fikrine yaslanılabilir mi?

BİR müteşebbis yokluklar deminde birlikte yola çıktığı, çilelere birlikte göğüs gerdiği kişilere zenginlik vaktine geldiği için arkasını dönebilir mi?

Onlara vazo muamelesi yapabilir mi?

İLİŞKİLER için yine aynı şeyler söz konusudur.

Farklı görüşlere gelindi, bazı beğeniler değişti, beklentiler farklılaştı diyerek yollar ayrılsa bile önemini kaybeden vazo mesabesine konulabilir mi?

Bu anlayış hayat ağacının köküne kibrit suyu dökmekle aynı değil mi?

Hangi durum yaşanmışlıkların üstünü çizebilir. Onları yok edebilir…

Mukadderse ayrılık diyecek bir şey yoktur elbette ancak hatıralar bakidir. İzler kalıcıdır.

Yaşanmış güzel anları kirletmeye yaşayanların bile hakkı yoktur.

Mahkemeye düşenler avukatların mesleki teşvikine kapılıp dilekçedeki satırlarla bu vefasızlığın çarkına yakalanmamalıdır.

EŞYA biriktiricisi olmayalım, evet. Nesneleri tapınma aracına dönüştürmeyelim, kabul.

Ama…

Vefasız da olmayalım… Hatıra dolabımıza mukayyet olalım. Zayi etmeyelim.

Hatıralarımızın kıyıcısı olmak bize yakışmaz.

Onlara kıymak biraz da kendimize kıymak değil mi? Yaşanmış mutlu zamanları, saadetli anları idam sehpasına sürmekten farksız mı “Çiçek öldü vazonun önemi kalmadı” demek.

Gün gelir yargılarımızın bizi de yargılayabileceğini unutmayalım. Onun için çiçek solmuş olsa da vazo hep önemli kalacak demeliyiz.

Ya Selam!

23.03.2026

https://www.istiklal.com.tr/yazarlar/cicek-soldu-vazonun-onemi-kalmadi-1088266h

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir