UĞUR CANBOLAT
ABLASI delişmendi. Merakı genişti. Nereye gitse peşindeydi. İzinden giderdi. Çocuktu ama aklına koyduğunu yapardı. Reddedilse bile odaklanma motivasyonu yüksek olduğundan allem eder kallem eder bir yolunu bulur, istediğini elde ederdi. Ablasından öteydi. O kavga etmezdi. Çünkü buna fırsat tanımazdı. Aklıyla o küçük yaşında olayları sanki yetişkin gibi çözümler ve buradan elde ettiği öngörüyle hareket ederdi. Dolayısıyla istediği neticeye hem daha çabuk hem de gürültü çıkarmadan erişirdi. Ablasından farklı olarak detaylardan sıkılmazdı. Aksine bundan zevk alırdı. Bu sebeple bildiğini tam bilirdi. Önüne ardına, öncesine sonrasına hâkim olurdu. Hedefine ulaşması amacına kendisini adamasının ödülüydü.
…
BABASI mandıracılık yapardı. Süt onların aile işiydi. Ablası bu alana hiç ilgi duymadı ama o babasını usta belledi ve işin tüm detayına vakıf oldu. Ticaret zordu elbet. Hele de yaşadığı yörede kadınların bir miktar geride durması göz önüne alındığında onun yaktıkları öncü kişiliğini, liderliğini ortaya koyuyordu. Kabullenmeleri kolay olmadı. Herkesin kendi çıkarını tek öncelik gördüğü böylesi bir ortamda hem dürüst kalmak hem de başarılı olmak hiç azımsanacak gibi değildi. Ayrıca başarılarıyla şımarmaması, daima tevazuyu esas alması zamanla kendisine muhalif olanların, düşmanlık besleyenlerin kalbini de yumuşatmıştı.
…
KENDİSİNİ kontrol etmeyi küçük yaşlarında öğrenmişti. Her şeyin bir vaktinin olduğunu kavraması, zaman ve zemin bilinci onu başarıya götüren yolun en mühim işaret tabelaları gibiydi. Öncü olması, kudrete kavuşması, gücünü işine ve insanların hayrına kullanması işini genişletmesine sebep olmuştu.
Süt ürünleri alanında çalışmak riskliydi. Daima uyanık olmayı gerektiriyordu. Gıda başka şeye benzemezdi. Hataların telafisi çok yıpratıcı olabilirdi. Özgüven ve cesaretini de dengeli kullanması işini büyütmesinde en önemli yardımcısı olmuştu. Zamanla yörenin en büyük peynir üreticilerinden biri olup, kendi markasını oluşturmuş ve ülke sathında hatırı sayılır müşterileri olmuştu.
…
İŞİNİ iyi yapması, rekabetten korkmaması, teknolojik gelişmeleri vaktinde yakalayıp işine entegre etmesi kontrollü büyümeyi sağlamıştı. Birden zengin olmak derdine düşmemiş hakkını vererek büyümeyi hedeflemişti. Para onu şımartamamıştı. Dostları kendilerine yeterince zaman ayıramadığı için şikayetçiydi, evet, ama dostluğundan, sevgisinden zerre kadar tereddütleri yoktu. Sadece sitem etmekten geri kalmıyorlardı. Hepsi bu.
…
KÖTÜ bir evlilik yapmıştı. Ailesini kırmamak için yuva kurmuşsa da yürütememişti. Ne kadar anlayışlı davransa, alttan alsa, anlamaya çalışsa, kurtarmaya çabalasa da muvaffak olamadı. Narsist bir eşle yaşamanın ne demek olduğunu en iyi o bilirdi. Hayatın zorluklarına karşı kararlı duruşu burada para etmemişti. Enerjik oluşu sorun oluşturmuştu. Fikrini eğip bükmeden dürüstçe ifade etmesi her şeyin daha da tersyüz olmasıyla sonuçlanmıştı. Mert olması, menfaatine göre tutum değiştirmemesi benimsenmemişti. Karamsarlığa büründüğü dönemleri olmuştu tabi. Çevresinin etkisine girdiği de… Ama bunları aşmayı bilmişti. Yuvasına yansıtmamak için azami gayret göstermişti. Kırıldığı oluyordu ama kırılgan değildi. Sadece biraz sevilmek istiyordu. Değer görmeyi arzu ediyordu. Kıymetinin bilindiğini iki kırık dökük cümleyle bile olsa duymayı bekliyordu. Bu kadarı bile ruhunu onarması için yetecekti ama olmamıştı.
…
“NASILSIN CANSUYUM” diye bayram mesajı atan arkadaşına “Gömülü bir ırmağın yalnızlığını yaşıyorum” diyen şairin dizesiyle cevaplamıştı. Gülü solmuş, fidanı kurumuştu. Can suyu canına dirilik sunmuyordu. Ayrılık sonrası kendisini sadece kızına ve işine adamıştı. O kadar ki, kendisini unutmuştu. O bayram hatırlamış ve yakın arkadaşına dökülmüştü.
“Macerayı seven ruhum maceradan kaçtı. Hayatın şen şakrak çocuğu büyüdüğünde nefessiz kaldı. Başkalarına önderlik eden kendine yol bulamadı. Yeniliklere açık olan beynim kendine kapaklandı. Atılgan karakterim dondu kaldı. Herkese karşı cömert olan kendisini sevip şımartamadı. Samimiyeti önde tutan kişiliğim kendine samimi olup erkenden uyanamadı. Sorunları çözmekte inatçı olan yapım kendine yönelik inatların kurbanı oldu. Barış insanı gerginliklere teslim oldu. Engelleri aşmakla şöhret bulan şahsım kendi gelişimine engel oldu. Uysallığım uçup gitti. Hassas yapım kendine kırgınlıkla sobelendi.”
Yazdıklarını daha sonra okuduğunda “Ben kendimin uzmanı olmuşum” dedi az biraz teselli bulmak için ancak uzun sürmedi bu. Neşeli ve pozitif hali kısa sürede sönümlendi.
…
İBRAHİM TENEKECİ’NİN “İçimden dedim gömülü bir ırmağın yalnızlığıdır bu/
beraber yürüyelim olur mu…” mısralarıyla biten ‘Mırıldanmalar’ şiirini bir daha okudu ağlayarak. Ardından Sabahat Akkiraz’ın ciğer delen okuyuşuyla “Amanın da seni seven de sevmesini bilmemiş / Çok ağlamış da gözyaşını silmemiş” türküsünü dinledi.
Ne kadar ağladığı bilinmez ama yürek kabarması bir nebze de olsa hafifleyince “Süt beklemez” diyerek tekrar işinin başına döndü.
…
ÖRTÜK dursa da gizli yaraların sahibiyiz çoğumuz. Bir selam, bir merhaba kanaması için kâfi. Radyoda yöneticilik yaptığım yıllarda birlikte çalıştığımız bir arkadaşım geçtiğimiz günlerde mesajla “Bazen acayip güzel yazıyorsun. Yani hep öyle de bazıları çok güzel. Daha da derinleşse, çok güzel kitaplar olur” cümlelerini ilettiğinde vaktiyle paylaştığı annesine ait bu hatıra zihnimde yeniden canlandı. Bu yazıyı okuduğunda düşüncesini sürdürür mü bilmiyorum. Belki bir daha yazmaz, kim bilir…
Ya Selam.
26.01.2026


