UĞUR CANBOLAT
AHLÂK-I HASENE erleri, insanlığın hafızası olan Nübüvvet kurumunu anlayıp Nebi’lerin hayat serencamını örnek alan insanların arasından serpilip çıkarlar. Bu o kadar kıymetli bir bilgi ve eylemdir ki, milim sapmazlar. Burada kalbin gafletiyle küçük görülüp ihmal edilen bir husus insanın karşısına devasa bir yapıyla çıkar. Güzel ahlak yolcuları işte bu korkunç neticeyi yüce kitabımızda yer alan peygamber kıssaları üzerinde yaptıkları sosyolojik ve psikolojik okumalarla elde ederler. Meselenin hafife alınacak bir yanı olmadığını derinden derine idrak etmeye kendilerini motive ettiklerinden sadece iman ettik diyerek orada bırakmazlar. Döne döne mütalaa ederek oluşturdukları bu anlam haritasıyla kendilerini mütemadiyen test ederler. Zayıf hissettikleri yerleri büyük bir dikkatle güçlendirirler. Risk olarak mülahaza ettikleri noktaları da tahkim etmekten geri durmazlar.
Geleceğe dair anlamsız merakların veya yersiz korkuların ilacı resullerin kavimleriyle olan ilişkilerinde verilmiştir. Rabbimizden başka geleceğe dair kimsenin bilgi sahibi olamayacağını Nebi’lerin tebliğ ettiği vahiyden öğrenenler o dönemlerde kahinlerin hileli tuzaklarına nasıl düşmemişlerse bugünün gerçek inanmışları da türlü kılıklarla yaklaşan din satıcılarının cerbezeli yalanlarına ve cazip vaatlerine aldanmazlar. Zira onlar insanlığın hafızası olan Nebi’lerin hakikatli talebeleri olmayı amaçlamışlardır.
Depreşen şeytani meraklarına oradan değil buradan derman bulurlar.
İnsanlığın en sağlam hafızası olan Nebi’ler kendilerine lütfedilen vahyi eksiksiz olarak Allah’ın kullarına sunmak ve örneklik yapmakla vazifeli olduklarından açık seçik konuşurlar. Kapalı cümlelerle ne yana çekilse uzayabilecek müphem cümleler kurmazlar. Âdem Nebi’den itibaren olan biteni Cenab-ı Allah zaten vahy-i ilahisinde kerem buyurduğu için medyumların, kahinlerin ve din adına gelecek pazarlayıp cennet sunanların peşine takılmazlar. İşte bu, Nübüvvet kurumunun bizlere sunduğu muhteşem hafızanın harika bir getirisidir.
Yüksek erdem yolcuları bilirler ki, din ilke demektir. İnanmak ilkeli olmaktır. Diğer adıyla ilkellikten azatlıktır. Çünkü insanlığın hafızası olan Nübüvvet kurumunun temsilcisi olan Nebiler söylediklerini kendi yeteneklerine ve özel güçlerine bağlı olarak söylemezler. Söyleyemezler. Muhtevayı kendileri oluşturmazlar. İçerik planlaması yapmazlar. Hatta sorulan bazı sorulara vahiy erişmediğinde beklerler. Onlar sadece lütfedilen vahyi olduğu gibi sunarlar. Dolayısıyla mitolojik yanlışlar barındırmaz söyledikleri. Geçmiş din baronlarının menfaatleri uğruna kendilerine göre oluşturdukları ilaveli veya çıkarmalı bilgiler barındırmazlar. İnsanlığın sağlam hafızasının hakikatli taşıyıcısı olurlar.
Güzel ahlak yolcuları bu hafızanın sadece teolojik bilgilerle sınırlı olmadığının farkındadırlar.
İnsanlığın sağlam hafızası olan Nübüvvet kurumunun ilimde, sanatta, tabiat bilimlerinde, insanlığın inişli çıkışlı hayat öykülerinde, felsefede, hikmette, estetikte, arkeolojide, uzay ve arz biliminde, bilip bilmediğimiz evren arkadaşlarımız olan varlıklarda, hükümdarlıkta, savaş ve barışta, doğruluk ve sapkınlıkta, adalette, merhamette, yaratılışta, ölümde hasılı hayata dair her hususta asıl olan tek kaynak olduğunun şuurundadırlar.
Ey hakikat yolunun Nübüvveti insanlığın en sağlam hafızası olduğunu kabul eden yolcusu!
Sen de güzel ahlak yolcuları gibi istikamet üzere hayat defterini yazmak istiyorsan eğer evvela ilkelerini belirlemelisin. Nübüvvetin hafızasına sahip çıkmalı ve buradan sunulanlara vâkıf olmalısın. Lafzını kavrayıp mânâsını da idrak etmelisin. İlim ve hikmetin cemedilmiş membaı olan Nebi’lerin Kur’an-ı Kerim’de sunulan hayatlarına odaklanıp tahliller yapmalısın. Kuru tarih bilgisi olarak ezberlemekten ziyade psikolojik ilişki bağlarını çözümlemelisin. Yaşayarak bu hafızanın içeriğini bizlere sunan peygamberlere kalbini açmalısın. Onların bizim karmaşık yapımızı çözebilmemiz için lütfedildiklerini unutmamalısın.
Bilmelisin ki, din slogan değildir. Nutuk atmak hiç değildir. Slogan mânâyı kilitler, dondurur. Bu yapıldığında kişi farkında olmadan din gibi sunulan aslında din dışı anlatıların tuzağına yakalanır.
İnsanlığın hakikat terzisi olan Nebi’lerin kişiliklerimizi zedelemeden olgunlaştırmak amacıyla dikip giydirdikleri idrak elbisesini kimsenin yırtmasına izin vermemelisin. Tek tip robotlar yetiştirmeyi marifet sayan hadsiz anlayışlara içsel karşı çıkışlarını güçlendirmek için en muhteşem hafızamız olan Fahr-i Kâinat Efendimizin ana kişilik yapılarını bozmadan, ism-i haslarına saygı göstererek Hazreti Ebubekir’i Ömer yapmadan, Hazreti Ömer’i iki nurlu Osman’a dönüştürmeden, onu da her ikisi de damadı olmasına rağmen Hazreti Ali ile tek tip haline sokmadan tevhidi öne alıp mevcut kişilikleriyle nasıl vahye odakladığını hatırlamalısın. Bu hafıza seni güçlü kılacaktır. Kendini zayıf hissettiğin zamanlar olduğunda Efendimizin kendilik bilinci açısından Hira’da nasıl mayalandığını hatırına getirmelisin. Hicretle her şeyi nasıl geride bıraktığını anlamıyla birlikte hafızana taşımalısın. Gittiği şehri hangi güçlü hafızayla medeni şehir kıldığını idrak etmelisin. Mekke’yi fethettiğinde putları kırarken insanları kırmamaya nasıl itina gösterdiğini hafızanın en mühim yerine koymalısın. Sertliğin değil merhametin kapısını açan bir fatih olduğunu kalbine kazımalısın. Kabalığın marjinallik, şefkatin ise rahmetin evrensel yansıması olduğunu ve bunu ancak Nübüvvetin sağlam hafızasına sahip olan kutlu bir elçinin başarabileceğini hatırından çıkarmamalısın. İnsanlığın en güçlü hafızası olan Fahr-i Cihan Efendimizin hafızasıyla hafızanı her dem diri tutmalısın.
01.01.2026


