UĞUR CANBOLAT
BİTMEYEN bir enerjisi vardı. Kim kucağına alsa aynı his anında ona da geçerdi. Birdenbire enerji ve neşe denizinden kendisine maşrapalar dolusu sevinç aktarırdı. Büyüdüğünde de değişmedi.
Delişmendi, evet. Arkadaşlarıyla sabahın erken saatlerinde çıkar dağ bayır demeden gezerler kendilerine akla hayale gelmedik meşgaleler bulurlardı. Şaşılacak şey şu ki, bunca yorgunluğa rağmen bana mısın demez asla şikâyete yeltenmezlerdi.
…
MUTEBER aynı babası gibiydi. Kuyusunda su bitmezdi. Dahası çekildikçe coşardı. Çalıştıkça çalışası gelirdi. Arkadaşlarını da kendisine benzetmişti. Başkaları çalışınca yorulurken bunlar çalışmadıkları zaman, bir işle iştigal etmedikleri vakit canları sıkılır yorgun düşerlerdi.
Bugünün lisanıyla söyleyecek olursak işkoliktiler.
…
İLKELERİ şuydu: “Gündüz kâr ile gece yâr ile olmak…”
Kâr burada çalışmak ve üretmek demekti. Maddi kazancın çokluğunu ifade etmekten ziyade çalışan insan zihnini ve bedenini faal tuttuğundan kârdadır demekti. Hayata aktif katılmayı, işe yarar şeyler yapmayı, başkalarının da yararlanacağı eylemlerde bulunmayı insanlık adına kâr sayıyorlardı. Ki, gerçek de budur zaten.
Muteber ve arkadaşlarının itibar ettikleri, önemsedikleri hayat felsefeleri buydu.
…
GECE yâr ile olmak… Bu da çok mühimdi onlar için.
Yalın anlamıyla eşiyle, çoluk çocuğuyla olmakla sınırlı değildi bu kavram onlar için. İtibarları sadece buraya yönelik değildi.
Yâr, onlara göre sevdalı olunan, önemsenen, ehemmiyet atfedilen yani itibar edilen demekti. Tümel anlamıyla Allah ve kulları için yapılan her şey bu paranteze girerdi. O sebeple uykuyla pek araları yoktu. Gündüz nasıl iş üretiyorlarsa aynı şekilde gece o işlerin altyapısına hazırlık yaparlardı.
Okurlardı mesela. Bu çok mühimdi. Onlara göre gelişmeyen değişemezdi. Değişmeyen ise değiştirebilecek işler üretemezdi. Okumayı ve öğrenmeyi yâr ile olmak saymaları bundandı.
Fiziksel aktivitenin sağlıklı olması için zihni faaliyetin de sağlam olması gerekirdi. Bu ise aklın desteklediği kalbin sezgiyle gelişmesine bağlıydı. İşlerini ibadet şuuruyla yaptıkları için bunu destekleyip besleyen geceyi de yâr ile olmak şeklinde tarif ediyorlardı.
…
YÂR ile olmak ülkü sahibi olmaktır. Kutsal amaçlar edinmektir.
Pozisyon değil misyon adamı olmaktır. Evet, karizmatik olmak güzeldir ama bunu bir hedef uğruna kullanmak daha güzeldir. İtibar, karizmanın kendisine bağlanmak değil bunu yönlendirdiğin istikamete sabitlemendir. İşte o zaman itibarın anlam kazanır, değer bulur, hedefine ulaşır ve muteber olursun.
İsminden mülhem Muteber daima böyle düşünür bu düstur ile hareket eder, çevrisini de bu anlayışla motive ederdi. Zihni yorgunluklarını gidermek için tavşan kanı çaylar servis edilirken Muteber arkadaşlarına bir nevi niyet tazeler gibi sorardı. “Misyon mu muteber pozisyon mu?”
Hep bir ağızdan gürlerlerdi: “Misyon muteber.”
…
AŞK insanıydılar.
Naylon sevdalara yüz vermediler. Sadakatsiz ilişkilere itibar etmediler. Neye ne kadar itibar edeceklerini iyi tayin ettiler. Muteber içlerinden sadece birinin ismiydi ama sıfat hepsini kapsıyordu.
Muteber olmak itibar ettiklerinin itibar edilmeye değer olmasıyla mümkündü. Bunu bildiler. Pozisyonlarını iyi kompozisyonlar ile anlatmayı, giriş, gelişme ve sonuç kısımlarını insanların ilgisini çekecek şekilde planlayıp propagandaya alet etmeyi seçmediler. Doğruları doğru yaşamayı tercih ettiler.
…
ÖZGÜR ruhluydular.
İradelerini muteber duygu, düşünce ve eylemlere hasrettiler. Bunu da Resulü Zîşan Efendimizin mübarek yaşayışından devşirdiler. Hem gündüz kâr ile meşgulken hem de gece yâr ile iştigal ederken “Haydi Efendimizi konuşalım” diyerek “Gönül Penceresinden Fahr-i Kâinat Efendimiz” kitabından birkaç sayfa okumayı hiç ihmal etmediler. Bu eğitimi misyonlarının bir parçası olarak kararlılıkla sürdürdüler.
…
NESNENİN duruşu önemlidir. Estetik barındırmalıdır. Hayatın inceliği bununla açığa çıkar. İnsanın duruşu da bunun gibidir. Misyon yani anlamlı zarafet ve maneviyat barındıran zaviye ve duruş bu bakımdan ehemmiyetlidir. Konum tayin eder. Bu da itibarın kaynağıdır. Yönetilmesi gerekir.
Saygın duruş; âdil davranış ve merhametli muameleler ile ikame edilir. Muteber olmak için kişi evvela Rabbimizin çizdiği sınırlar içinde kendine itibar etmelidir. Kulluğunun idrakinde olmalıdır. “Kendini tanı, kendilik bilincine ulaş” gibi hepimizin sıkça kullandığı tanımlamalar esasen “Tanrı olmadığını bil. Kul olma şuuruna eriş. Sınırlarını ihlal etme, haddi aşma” demektir.
Tersi Hakk katında muteber olana itibar etmeyip kendince nefse odaklı bir değer üretmeye kalkışmak anlamına gelir. Bu ise hakikatte muteber olana itibar etmeyerek itibarsızlaşmaktır.
Muteber ve arkadaşları bu hudutlar içinde yaşadılar. İman, ikrar, itaat ve ittiba itibarları oldu.
Bizlere de nasip ola.
Ya Selam.
29.12.2025



