KABA TAŞ

SERSERİ mayın gibiydi. Ne zaman nereye düşeceği ve nasıl patlayacağını kestirmek imkânsızdı. O kadar ki, bunu kendisi bile bilemiyordu.

Sabah erken sayılan bir saatte evden çıkardı çıkmasına ama nereye gideceğini bilmezdi. Yolunu belirleyen aklı değil ayaklarıydı.

Gönlüyle bir yere gittiği ise hiç görülmemişti.

İlk etapta düzeyli bir iletişim kuruyordu. Ağzı da kalabalıktı doğrusu. İnandırıcılığına da diyecek yoktu.  Yaşı ile kılığı, kıyafeti de bunu desteklerdi. Tıraşsız ve kravatsız gören olmamıştı onu hiç.  Sözün kıvamını bulup makaralar şen kahkahalar eşliğinde bırakıldığında muhakkak bir yolunu yakalayıp hikâyenin mutlu sonuna mani olurdu.

Tersi hiç vaki olmamıştı.

Annesi, babası, kardeşleri, eşi ve çocuklarının hepsi bundan mustaripti. Zira eve gelen misafirlerini bile bir vesileyle paylamadan gönderdiğine tarihler hiç şahit olmamıştı. Herkes perişandı. Kendisinin ise buna aldırması bir yana gizliden gizliye zevk aldığı bile söylenebilirdi.

Muhabbete taş koyacağı vakit yaklaşırken mani olamadığı bir yüz ifadesi vardı. Adı tam konulamasa bile gülme sırıtma arası bir şeydi.

Bir zamanlar sık gittiği ama epeydir boşladığı o meşhur çay ocağına gittiğinde değişen sahibiyle karşılaştı. Onu hiç görmemişti daha önce. Kendisinden evvel güngörmüş umur sürmüş olan zat güleç bir yüzle selamdı onu ve gel hele otur bizde tam taştan bahsediyorduk dedi.

Nasıl yani diye şaşaladı.

Muhabbete taş koymak arabanın tekerine taş koymaya benzemez. İkisi de taştır ama işlevleri farklıdır. İlla da taş olmak istiyorsa kişi ya da başkaca bir yeteneği yoksa yokuş aşağı gitmekte olan arabanın tekerine koymalı bunu.

Söze, sohbete, muhabbete taş koymak kabalık olur. O kaba olan taşlara mahsustur. Taş olmaktan başka çaren yoksa yontma taş olmaya çalışmalı. Hiç olmazsa masalarda, vitrinlerde iş görür. Birde cilalanırsa göze pek hoş görünür. İnsan ise öyle değildir, taşlaşmışsa kalbi cilalanmak onu kaba taş olmaktan kurtarmaz.

İlk kez kendini bu kadar kötü ve çaresiz hissetmişti. Bardağı yarı dolu vaziyette bırakarak sessizce uzaklaştığı görüldü.

Muhabbet şu cümleyle bitmişti. Taş olmayın. Olacaksanız da şerre atılan taş olun.

02.07.2019

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Related Post

  • Şahsı Hakkında Gaflete Düşmek

    UĞUR CANBOLAT RAMAZAN ayına eriştik çok şükür. Rabbimize nihayetsiz hamd-ü senalar olsun. Bizleri gaflet uykusundan uyandıracak temrinlerle gelen bu muhteşem…

    Read More

  • TİLAVET Mİ EDİYORSUN KIRAAT MI?

    UĞUR CANBOLAT AHLÂK-I HASENE erleri tüm dikkatini yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim üzerinde yoğunlaştıranlar arasından çıkarlar. Onlar bu hususta çok ciddidirler.…

    Read More

  • Ben Oraya İnmem

    UĞUR CANBOLAT MERT bir arkadaşım var. Sivaslı. Heyecanı gözlerinden taşıyor. Dost delisi desem yeridir. Zaman ve mekanla kayıtlı değil. Ne…

    Read More