Kalbine Vâkıf Olmak

UĞUR CANBOLAT

RAMAZAN durmak demektir.

Bir bakıma “Eylemsizlik eylemidir” diyebiliriz buna.

Bu sebeple her ne yapıyorsak Ramazan bizi durdurur. Nefes aldırır. Üzerinde düşünmemizi ister. Muhasebeye ve murakabeye sevk eder. Bu ise koşarak olmaz. Telaş ile elde edilmez.

Dur, düşün, muhakeme et, kalbine vâkıf ol ve yeniden eyleme geç şeklinde beş madde ile ifade edebiliriz.

RAMAZAN sadece yeme içme eylemini durdurmak değildir.

Zanları durdurmak, kuşkuları, vesveseleri, hasedi, fesadı, kini, öfkeyi, dünya hırsını, her şey benim olmalı bencilliğini, ne istersem yaparım sersemliğini, bilmeden konuşmayı, kelimeleri kabartmayı, hamlıklarımızı olgunluk gösterme hokkabazlığını, vahiyden olmayanı vahiydenmiş gibi gösterme cüretini durdurmak demektir.

Bunlarla mı sınırlı, peki? Hayır. Her şeyi durdurmaktır ibadetler haricinde.

VÂKIF olmak için vakfe yapmalıdır. Durmalıdır.

Hele de insanın önünde kalbine vâkıf, gönlüne ârif olmak gibi büyük bir mesele varsa muhakkak duraklama yapılmalıdır. İdrak demek olan çekip çıkarma işlemini yapmak zihnî duruluk, aklî cevvallik ister. Kalbine vâkıf olmak bunların ahenkle imtizacından ortaya çıkar.

LAFIZLARIN, kelimelerin anlam haritasını bilip kavramadan kişinin kalbine vâkıf olması güçtür.

Lafızlara hâkim olmak, sınır demek olan terimleri belleyip kavramlarla içeriği çerçevelemeyi zaruri kılar. Kelimeleri kapsamı açısından kavramak için “Has, umum, müşterek, müevvel, müfesser, cem’ul münekker” gibi başlangıç derslerini geçmeyenlerin kalbine vâkıf olması elbette kolay olmayacaktır. Lafızlardaki açıklık ve kapalılık gibi daha pek çok mesele vardır. Demem o ki, insanın kalbine ârif olması, emek ve ilim ister. Yine kalp, fuad ve sadr arasındaki ilişkiyi doğru kavramak mühimdir. İşte Ramazan bizi dünyadan kısmen çekerek nefes aldırıyor ve bunlar üzerinde yoğunlaşma kapısını aralıyor.

TAKVAYA yönelen kişiler kalbine vâkıf olmamasının başına türlü belalar getireceğinin idrakindedirler.

Müstakim olmak yani ilahi buyruklar açısından doğru ve sağlıklı bir açı belirleyerek bu istikamette kararlı yürümek demektir ve bu yine kalbine vakıf kişiler tarafından ancak maharetle gerçekleştirilebilir. Bu hâle eski söyleyişle “Vukuf-î kalbî” denir. Bu seviyeye erişenler burhan üzere yol alırlar. Yani zannî olan bilgiden kendilerini arındırarak kesin bilgi olan Kur’an-ı Kerim’in verdiği ölçüler üzerinde ilerlerler. Sabit değer olarak kabul ettikleri, kendisinin dışında muhtaçlığı bulunmayan yüce kitabımızın değişmez prensiplerini ilke edinerek yaşamlarını sürdürürler. Hayatın bir değişim yani halden hale geçmek ve daima gelişerek ilerlemek olduğunu kabul ettiklerinden sürekli bir tâlip oluş üzere yaşarlar.

DURUMDAN duruma geçerken azıcık beklemeli. Vakfe yaparak değerlendirmelerde bulunulmalıdır.

Bu hadiselerin öncesi ve sonrası hakkında sağlıklı bir muhakemeyi pratik haline getirmek demektir.

Dolayısıyla daimî bir tövbe yani yanlışları biriktirmeden bırakma, onlardan vazgeçmek anlamı taşır.

Bu iman uyanıklığı köksüz olan bâtıla bağlanıp onun adına eyleme geçmeye mâni olur. Kökü sabit olan Hakk buyrukları takva ehlinin hayatlarının her anında kendilerine eşlik eder. Kalpleri daima zikir üzere olur. Yani ilahî vahyi hayatlarının her anında, her olayında kullanmak ve çözüm geliştirmek üzere hatırlarında canlı tutarlar.

Elbette sürekli okurlar, gelişirler, çağın gereklerini yerine getirirler. Ancak asla ve asla bu bilgileri Kur’an’ın üstünde tutma gafletine düşmezler. Her ne öğrenirlerse öğrensinler vahyin bilgisini tüm bunların üstünde belirleyici olarak tutarlar.  Bu onların duygularını tanıyıp kontrol altında tuttuklarını yani vukuf-î kalbî olduklarını gösterir. Bu daimî şuur halini sürdürmek için her fırsatta kendilerini yoklarlar. Murakabe ederler. Dilden kalbe nüzul etmeyen kelime tekrarlarını zikirden saymazlar. Bu hususta da elbette en büyük örnekleri Fahr-i Kâinat Efendimizdir.

Kalbine vakıf olmaya çalışan gayretli kişilerin kendilerine seslenişleri:

  • Tüm dikkatini kalbine yönelt.
  • Değişkenleri asıl olan vahyin bilgisinin yerine koyma. Tüm varlığınla gerçeğe yönel.
  • Her türlü yanlış bağ ve bağlamlardan kendini kurtar.
  • Evhamdan beri ol. Şek ve şüpheden uzak dur.
  • Yanlış ve meşru olmayan hayal, düşünce ve fikirleri hemen teşhis ederek onları bertaraf et.
  • Bürhanî olmayan hislerden kendini muhafaza eyle.
  • Allah’ın Nebi’si yoluyla ilettiği asıl bilgiye sadakatle yönel ve burada sabit kadem ol. Bulanma.
  • Gönlünü uyanık tut. Kalbin fiili olan akletmeyi terk etme.
  • Kulluğundan emin olmanın, imanında sadık olup bu kavil üzere kalmanın yolu Kur’an’ın aktif talebesi olmaktan geçmek olduğunu hatırından çıkarma.
  • İmanı kalbinden sadrına aktar ve onun değişmez kararı haline getirerek bunu sabitle.
  • Kural dışına çıkıp sistemi bozarak başa dönmek zorunda kalma.
  • Şeytanın doğru yol üzerinde oturup seni doğru kurallar sunduğuna ikna ederek yanıltacağını unutma. Kısacası kalbine vâkıf olarak onun değişkenliğine hâkim ol ve sadra sabitlen.

İNSANIN kendine vâkıf, duygu durumlarına ârif olması çok önemlidir. Bunu başarması için durup nefes almalı ve ön anlamalarından oluşan önyargılarını kavramlar üzerinde tek tek çalışarak vahiy üzerinden tashih etmelidir.

Ramazan işte bu nimetlerle geliyor bize. Yeter ki, lütuflar çıkınını açalım.

Ya Selam.

28.02.2026

https://www.istiklal.com.tr/yazarlar/kalbine-vakif-olmak-1085958h

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Related Post

  • Kalbine Vâkıf Olmak

    UĞUR CANBOLAT RAMAZAN durmak demektir. Bir bakıma “Eylemsizlik eylemidir” diyebiliriz buna. Bu sebeple her ne yapıyorsak Ramazan bizi durdurur. Nefes…

    Read More

  • Âhu Zâr ile Geçer Bu Rüzgârım; Sensedim

    UĞUR CANBOLAT RAMAZAN ile mü’min arasında inanılması güç bir hasret ilişkisi vardır. Çocukluğumuzun Anadolu Ramazanlarından bu özlem hissini bugüne göre…

    Read More

  • MÜBİN OLMAK

    UĞUR CANBOLAT AHLÂK-I HASENE erleri, mübin olmayı esas alan insanlar arasından çıkarlar. Onlar için kapalılık söz konusu değildir. Gri alanlara…

    Read More