Sitem Dolu Bir Gidiş Hikâyesi

UĞUR CANBOLAT

 “KALANLARIN yükü, gidenlerden daima daha ağırdır. Gidenin elindeki bavul, kalanın sırtındaki yükten daima hafif olacak” şeklinde bir paylaşımım olmuştu sosyal mecralarımda. Anında bir itiraz gelmişti kalbi yanık bir dostumdan. Bu konu bir köşe yazısı konusu olabilir mi ağabey” diyordu gönderdiği notta “Ya da yazılmış mıdır?”

Yazdıklarının her satırını hatırlayan yazarlardan değilim. Maalesef. Bu sebeple bir şey diyemedim.

KALANIN yükü kadar gidenin de yükü ağırdır. Muhataplarının algıları ve hikâyelerinin muhtevası bunu belirler. Gitmekle mutlu olanlar olduğu gibi gidenden sonra huzur bulanlar da mevcuttur. Aynı şekilde kalıp kahrın çarkları arasında azabın inceltilmiş zehrini yudumlayanlar da vardır, nefes almanın hürriyetini tadanlar da…

Kısacası görece bir durumdur. Zira her hikâye kişiye göre biriciktir. Özeldir. Kimi giderek mutlu olabilir kimi gidenden ötürü… Kimi kalarak saadeti tadar kimi de kalandan dolayı…Bir kuantum dolanıklığı meselesi ki sormayın…

MAVİ derdim kendisine.

Sonsuzluğu, huzuru, güveni, sadakati ve dinginliği temsil ediyor diye düşündüğümden. Aynı zamanda zihnî sakinliği sağlaması ve kendini kontrol edebilecek otoriteye sahip olmayı ifade eden bir renk olarak bilindiğinden. Gökyüzünün ve denizin enginliğiyle özdeşleştiririm mavi rengi.

Psikolojimize iyi gelen özgürlük hissi ve iradenin önemini vurgulayan bu çağrışımlarına hepimizin ihtiyacı var. Hem de her zaman.

“TERSİNİ düşünüyorum, gidenlerin yükü de ağırdır” yazmış mavi. Ağırlık görecelidir notunu da iliştirerek. “Ancak biz insan olarak kendi ağırlığımızın dörtte birini bile taşıyamazken, karınca kendi ağırlığının beş katını taşıyabiliyor” bilgisini de eklemiş.

Ancak asıl mesele psikolojik yüklerimizdir. Çözemediğimiz travmalarımızdır. Yüzleşmekten kaçındığımız ya da baş edemediğimiz ağır hayat olaylarına bakış açımızdır.

Yükümüzü hafifleten veya ağırlaştıran bizlerin hangi zaviyeden baktığı, değerlendirme kriteri olarak kullandığımız duygu ve verilerdir.

“BU kez benim açımdan bakıp yazar mısınız?” demiş mavi. Yeni yılın bu ilk yazısında onu dinlemenin daha iyi olabileceği kanaatindeyim. Beni hep okudunuz nasılsa geçtiğimiz sene…

Şöyle diyor: “Kısaca on yaşını yeni doldurmuş ve sadece 2 ay geçmiş biri olan çocuk gurbete çıkmışsa ailesinden… Giden olmuşsa… Yükü az mıdır çok mudur? Daha dördüncü sınıf ilkokul öğrencisi iken gurbete çıkmışsa… Kendisi okuma yazmayı TRT TV kanalından anne babasının yardımıyla okula başlamadan erken öğrendi diye vaktinden önce ilkokula başlamışsa… Beşinci sınıfta dedesinin ve anne annesinin yanında sadece altıncı sınıfı İHL de okuması için zorunlu bir prova yılı olarak planlanmışsa… Dayısının düğünü var bahanesiyle annesi anne annesine ve dedesine düğün hazırlığı yapsın diye 29 Ekim tatilinde olduğu halde gönderilmişse… 150-200 hanelik köyün 15-18 kişilik sınıfından 1000 kişilik öğrencisi olan bir okulun 40 kişilik sınıfına adapte olmaya zorlanmışsa…. Daha okuluna, öğretmenine, sınıfına bile alışamamışken anne babası bir ay sonra gitmişlerse…  Dört yaşındaki kız kardeşiyle sıcacık sobalı evlerinde ayrıma tabi tutularak buz gibi odada kalmaya mecbur bırakılmışsa… Yorgan altında için için ağlatılıp yastıklar ıslanmışsa… Karanlıkta uyumaya korktuğu için hep ışıkta uyumaya maruz bırakılmışsa… Anne yarısı olarak bilinen teyzenin akranı olan kendi çocuklarını ayda bir iki kez ziyaret ederken yeğenine annenin bırakın yarısını yüzde biri bile olmadığı fark edilmemişse… Düğün hazırlıkları yapılan dayının iki, büyük dayının beş, teyzenin bir olmak üzere sekiz kuzen ve kardeşiyle ayrı evlerde toplam yedi yıl nice yükler altında minicik ruhu ezilmişse…”

İÇİM kıyıldı.

Bize en çok kıyanların en yakınımız olduklarını hatırlamak yüreğimi acıttı.

Mavi sonrasını da anlatmış. İki yıl dershane, üniversite dönemi, iş yaşamı derken hep giden olmuş. Sırtında kanayan yüklerle…
Doğan Cüceloğlu hocanın “İçimizdeki Çocuk “ kitabına atıf yapıyor “İçimizdeki Genç” eklemesi yaparak.

Bu duyguları yazarken iç acılarının hâlâ taptaze olduğunu ve gözlerinin buna şahitlik ettiğini hatırlatıyor mavi. Cümlelerin boğazına dizilip elindeki bir kâse çorbayı bitiremeyip soğuttuğunu da ilave ederek.

Bavullu genç çizimi ve altında yer alan “Kalanın yükünün daha ağır olduğunu” ifade eden cümle tetiklemiş onu.

Kalanın yükü kadar gidenin yükü de ağır olabilir. Haklı. Her hayat öyküsü kendine özel sırlar taşır. 

Bavulsuz gerçekleştirilen nice seyahatler de vardır. Kalbe doldurulmuş olan görünmez kahırlarla gidilen…

Hasılı duygularımızın yükü ağırdır.

Gidenin de kalanın da ruhunu örseler, omuzunu çökertir.

Ve bu ağırlığı bildiğimiz hiçbir terazi tartamaz.

Yeni yılın bu ilk yazısında mavinin sitem dolu gidiş hikâyesine yer verdik ama umarım yüklerimizin hafiflediği, bahçemizde yaseminlerin açtığı, güllerin coştuğu, kalp ağrılarımızın hafiflediği, mutlulukla saçımızı rüzgâra verdiğimiz, ışıldayan gözlerle hayata baktığımız bir sene olur.

Ya Selam.

01.01.2026

https://www.istiklal.com.tr/yazarlar/sitem-dolu-bir-gidis-hikayesi-1079536h

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Related Post

  • İNSANLIĞIN EN GÜÇLÜ HAFIZASI NÜBÜVVET

    UĞUR CANBOLAT AHLÂK-I HASENE erleri, insanlığın hafızası olan Nübüvvet kurumunu anlayıp Nebi’lerin hayat serencamını örnek alan insanların arasından serpilip çıkarlar.…

    Read More

  • Sitem Dolu Bir Gidiş Hikâyesi

    UĞUR CANBOLAT  “KALANLARIN yükü, gidenlerden daima daha ağırdır. Gidenin elindeki bavul, kalanın sırtındaki yükten daima hafif olacak” şeklinde bir paylaşımım…

    Read More

  • Arlanmayan Arınamaz

    UĞUR CANBOLAT DÜNYA ile kirlenmişiz. Kusurlarımız haddini daima aşıyor. Beşeriyetimizin icabı olarak elbette tökezliyoruz. Düşüyoruz. Çamurlara bulanıyoruz. Bunların neticesinde de…

    Read More