Teber ve Muteber

UĞUR CANBOLAT

HIRPANİ kıyafetler içindeydi. Uzaktan bakıldığında korkutucu olduğunu bile söyleyebilirim ancak mesafe azalıp yüz hatlarını gördüğünüzde, konuşmasına mülaki olduğunuzda içinize hemen bir şüphe düşer ve kendinizle çelişirdiniz.

Bambaşka bir gündemi vardı. Trafiğin yoğunluğundan bahsetmez. Faturalara sözü getirmez. Zamlara hiç değinmez. Maaşların yetmediğine temas etmez. Çoluk çocuk derdini dile getirmez.

Dedim ya, farklı bir âdem işte. Bizce muteber olanlar onun âleminde gölge kadar bile yer kaplamaz. Kendine mahsus bir gönül gündemi var.

 …

İTİRAF etmezsem olmaz. İçimde ukde kalsın istemem. Kendime yakıştıramam bunu ayrıca.

Diyeceğim o ki, hiç ilgi duymadığınız, iç dünyanızda yer ayırmadığınızı sandığınız, dudak büküp kaş düşüreceğinizi var saydığınız bir meseleyi ondan dinlemeye başladığınızda anında alabora oluyorsunuz. Nasıl olduğunu bilmeden mevzunun ortasında buluyordunuz kendinizi.

Hem de bütün hissiyatınızla.

Peki, bu nasıl oluyor? İnanın bilmiyorum.

Bir de hayrete düşüyorsunuz, hiç alaka duymadığınız değişik mevzulara bu seviyede odaklanabildiğinize. Unutmadan söylemeliyim ki, kısa konuşmuyor. Eskilerin “Etrafını cami, ağyarını mâni” dedikleri cinsten. Yani konu hakkında ne varsa söylenmesi lazım gelen belli bir akış içinde hiç atlamadan, geçiştirmeden, hakkını vererek anlatıyor.

Ve siz kelamının hiç bitmemesini istiyorsunuz.

Belki böylelerine sizler de rastlamışsınızdır. Yoksa kayıplısınız.

“TEBER MUTEBER” olarak biliniyor.

“Nasılsınız?” diye sorulduğunda tek bir cevabı var ve bu yıllardır değişmiyor: Tiğteber.

Fars dilinde “Tiğ” kılıç demek. “Teber” ise balta. Halk ağzı ile “Tiğteber” çulsuz demek. Varlıktan azade oluşu anlatıyor. Günlük halk lisanıyla söyleyecek olursak parasız pulsuz. Elinde avucunda ne varsa “Hebaen mansura” olmuş. Her şeyini kaybetmiş.

TEBER ve itibarı hariç tabi.

İtibar sahibi olmak elbette Hakkın katında muteber olanları kendi nezdinde yüksek tutmakla mümkün. Âli görmek ve bunun gereğini bihakkın yapmakla elde edilir. Asıl olanı bilmek ve ona yakışır asaletli tavrı göstermekle ulaşılır.

Belli ki, Muteber bunları yapmıştı. Neye itibar gösterip göstermeyeceğini bellemişti. Bu hususta taviz vermemişti.

Teber, bir şeyin keskin ve ucu sivri olan bir parçasını ifade eder. Cihatta düşmanı haklamak yani hakkını vermek için kullanılan mızrak ve kılıç benzeri kesici ve delici aletlerin uç kısmını tarif eder.

SEYYAH dervişanın her daim üzerinde taşıdığı çeyizlerindendir. Asla döşünden çıkarmazlar. Kesecek kısmı yarım ay şeklinde olan uzun saplı küçük ve hafif bir baltadır. Demir veya ağaç çubuk üzerine takılmış, bir tarafı ay şeklinde, öbür tarafı sivri yahut iki tarafı da ay şeklinde olanları da vardır.

Kullananlar tarafından “Bir yüzlü” veya “İkiyüzlü teber” şeklinde alınır.

Askeri tarihe meraklı olanlar “Teberdar” denilen güçlü kuvvetli yiğitlerin ordunun önünden giderek, yürüyüşe engel olan şeyleri ortadan kaldırmak suretiyle ardından gelen askerlere yol açtığını hatırlayacaklardır.

Mesele askerle sınırlı değildir. Kalenderî ve Haydarî meşrep gezgin dervişler arasında kullanımı yaygındır. Asker için nasıl düşmana karşı gücü simgeliyorsa derviş için nefse karşı yapmakla emrolunduğumuz cihadı temsil eder. Gönlün önündeki nefs çalılarını temizlemek diyebiliriz buna.

İSMİNİN önünde anılmasına sebep olan işte bu teberiydi. Yatarken bile bırakmazmış. Dört duvar canını canilerden koruyabilirdi ama itibar ettiklerini manevi teberle muhafaza ederek ancak muteber olmak ve kalmak mümkündü.

Kendin muteber olamadıktan sonra adının Muteber oluşu neye yarardı ki zaten!

MADDİ teber dervişi seyahati sırasında yırtıcı hayvanlardan koruyabilirdi.

Peki, manevi yolculuktaki yol kesicileri, itibar zedeleyicileri, haramı helal veya mübah gösteren hokkabazları, tevilleri aslın yerine koyan madrabazları, beşerî olan insan ürünü yorumları vahyin yerine monte etmeye yeltenen ilim münafıklarını hangi teberle bertaraf edebileceğiz? Şeytana ve nefsimize karşı bileyip hazır tuttuğumuz ve lazım geldiğinde kullanacağımız teberimiz var mı?

Ve bunu başaramadığımızda adımız İslami çağrışımlarla yüklü olsa bile faydası olur mu?

Anlamı, anlamımız olmamış isimleri taşımamız, kalbimiz hakikate uyanmamışsa işe yarar mı?

BOYNUNDAKİ teber ile bu mesajları veriyordu.

Simgelerden uzak kaldığımız vakitlerden beri hâl okuması yapamıyoruz. Kendilik bilincine erişemiyoruz. Laf var, asıl yok. Başlık mevcut, muhteva yok. İsim var, ruh gitmiş.

Hâl-i pürmelalimiz tam da bu değil mi?

İçi boş, kof keresteden ev yapılabilir mi? Mukavemetsiz direkler damı taşır mı?

TEBERİMİZİ başkalarına vuruyoruz. Kendi budaklarımıza çalmaktan sakınıyoruz. Sivriliklerimizi törpülemekte kullanmıyoruz. Kendimiz kemâl bulmadan diğerlerini adam etme dâvâsı güdüyoruz.

Teberi; nefsimizin, manevi iç kurtlarımızın ve haya yırtıcılarının boynuna vurmadan itibar kazanamayacağız. Muteber olamayacağız.

O zaman ne duruyoruz? Çekelim teberimizi ve “Hay Hak” diyerek çalalım şeytan ve şeytanlıklara…

Ya Selam!

29.11.2025

https://www.istiklal.com.tr/yazarlar/teber-ve-muteber-1075246h

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Related Post

  • Teber ve Muteber

    UĞUR CANBOLAT HIRPANİ kıyafetler içindeydi. Uzaktan bakıldığında korkutucu olduğunu bile söyleyebilirim ancak mesafe azalıp yüz hatlarını gördüğünüzde, konuşmasına mülaki olduğunuzda…

    Read More

  • İNKÂRDAKİ İKRAR

    UĞUR CANBOLAT AHLÂK-I HASENE erleri, kalplerindeki tasdiki dilleriyle de güçlü bir şekilde ikrar edenlerin arasından çıkarlar. İlahi vahyin sunduklarını kalpleriyle…

    Read More

  • İnsan Neden Kaybedince Anlar

    Anlamak ve kavramak hayatımızın ana itici güçlerinden iki kavram. Yokluğu ciddi yoksunluklara gebe. Ancak anlamak ve kavramanın gerekleri de var.…

    Read More