Telef Eden Hülyalar

 

UĞUR CANBOLAT

 

RAMAZAN artık hülyaların bizi telef etmemesi için nefes aldırmaya gelir.

Birbiri üzerine hızlıca devrilen ve hiçbir şeye vaktiyle yetişilemeyen şu dünya telaşesinde azıcık teneffüs etmenin iyi geleceğini söyler.

Biz durduğumuzda dünyanın durmadığını göstermek ister.

İşler yine görülür, devran yine döner. Doğan doğar, ölen olur. Yıkılışlar ve oluşlar aynı şekilde birbirini izler. Hayat sürüp gider.

İşte bu vesileyle telef olan hülyalarımızı görürüz.

Biraz daha dikkat kesildiğimizdeyse bizleri telef eden, heba edip savuran hülyaların farkına varırız.

KENDİLİK bilinci bakımından bu seviyeye erişmek mühimdir. Ciddi bir paradigma değişimidir. Eskinin imhası yeninin inşasıdır.

“Harsun” zanna dayalı söz söylemek demektir. Tahminler üzerinden kelime üretmektir. Gerçeği bulunmayan hayale dayalı anlamlar oluşturma çabasıdır ve bu, insanı telef eden hülyaların başında gelmektedir. Heba olmanın acı bir türüdür.

ZALİM dengesiz demektir. Ölçüsüz oluştur.

Bâtıl, boş, dengesiz ve anlamsız işler demektir.

Hakk ise gerçek ve denge anlamına gelir.

İtidal yani denge üzerine yürümeyen diğer bir deyişle hakkı istikâmet edinmeyenler hülyalarının peşine takılarak geçici hazlarla sarhoş olurlar ve yıkılan hayal duvarlarının altında kalarak heba olup giderler.

İşte Ramazan bizlere bunları usulünce hatırlatır.

İMANINDA sahih olanlar kendini heba etmeyen insanlardır. Nefse uymak, kendini heba etmenin bir toz bulutu gibi savrulmanın başında gelir. Şeytan ve onun dostları dünya hayatında tevhit üzere yaşamayı gaye edinen kişileri telef etmek için hedef alırlar. Türlü oyunlar kurarlar. Yoldan alıkoyacakları insanların bir nevi kişilik analizlerini yaparlar. İnce eleyip sık dokurlar ve onların zaaflarını bulurlar. İşte bu zaaflar onların heba edilmesi için üzerinde çalışacakları önemli bir veriyi teşkil eder.

Uygun ortamı kollarlar. Zamanını beklerler. O kişinin etrafını güya onu düşünen ve seven birileri gibi görünen insanlarla örerler. Arkadaşlarını ve dostlarını bu kişilerden seçmesini sağlarlar. Zamanla aralarında güven ilişkisi geliştirip güçlendirerek kıvama getirirler. Minik hazlarla ve menfaatlerle evvela test ederler. Bunu alışkanlık hâline getirmesini temin etmek için ustaca davranırlar. Sanki kişi kendi iradesini kullanıyormuş, özgür hissedip düşünerek tercih ediyor olduğuna inandırarak sahte özgüvenini pekiştirirler.

KENDİ kendine büyüklenmesine izin verirler hatta el altından gizlice teşvik bile ederler.

Bütün plan, oluşturdukları bu sahte dünyaya alıştırıp onun daha doğrusu imanının heba edilmesidir. İkrarından döndürülmesidir. Sahtelerin gerçek, gerçeklerin sahte olduğunun belletilmesidir. Bu işlem tamamlandıktan sonra o tevhitten uzak şirke bulanmış sahte imanın kahramanı hâline getirirler. Etrafında kendisine benzeyen kişileri özenle yerleştirerek “Çoğunluk yanılmaz” gibi bir anlayışa sürükler ve bunu pekiştirirler. Bir süre sonra kesret ile yani çok oluşlarıyla ilgili övünmeci bir tutuma sürüklerler. Artık o kişi yankı odasına alınmıştır. Kendi düşüncelerinden başka sesler duyma imkânını kaybettiğinden gerçeğin kırıntısını bile duyma ihtimalini ortadan kaldırmışlardır. Ayrıca duysa bile sorgulama yeteneğini kaybettiğinden kendi inancına o kadar güvenir ki, diğerlerini imansızlıkla suçlamaya başlar. Yer yer kavga etmekten bile geri durmaz.

KİŞİ hakikat karşısında bir hiç mesabesindeyken kendisini gerçeğin bütünü sanma yanılgısına düşer. Bu yanlış algı telef eden hülyalar ejderhasına dönüşür ve kişiyi öğütüp yok eder.

Gerçek imanı elde edemeyip taklitte kaldığından yaptığı amellerin bir toz zerresi gibi dağılıp gittiğinin farkına bile varmaz. Etkisiz eylemleriyle dünyayı kurtaracağı hayaline kapılarak kendisini telef eder. Oysa gerçeğe değil hülyalarına iman etmiştir. Sahih olanı değil sahteyi tercih etmiştir. Rüzgârın toprağın zerrelerini dağıttığı gibi şerrin kendi imanını dağıtıp toz dumana karıştığını idrak edemez.

TELEF eden hülyaların altında ezilmemek isteyen kişi kendine şu şekilde telkinde bulunur:

  • Güzel ahlak yolcusu olmak istiyorsan kendini heba etme başkalarına da ettirme.
  • İman uyanıklığına sahip olursan telef eden hülyalarını bertaraf edebilirsin.
  • Varmış gibi davranan değil gerçekten var olanlardan olmaya azmetmelisin.
  • Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’in kesin bilgi ve şaşmaz rehberliğine teslim olmalısın.
  • Sevgili Peygamberimizin kutlu aydınlığı ile aklını ve kalbini ışıtmalısın.
  • Nefis ve şeytan ve dahi dostları tarafından estirilen cazibeli rüzgârlara itibar etmemeli, prim vermemelisin.
  • Hayale aldanmayıp gerçeğe adanmalısın.
  • Unutma ki, kendileri heba olmayanlar başkalarını da heba etmezler. Ne varlık aynasında büyüklenirler ne de buna müsaade ederler.
  • Kulluğun yüksek bilinci ile güzel iman ve ikrar yolunda yaşayıp ömür defterlerini ilim, irfan, hayır ve hasenat ile doldurup heba olmaktan kurtularak sonsuzluk yurduna mutlulukla uçmalısın.

HÜLYALARI tarafından imha edilenlerden olmamak elbette elimizde. Kendimizi heba etmemek yine kendi deruhtemizde. Bütün mesele vahye tam ve sadık talebe olamayışımızda düğümlenmektedir.

Hülyaların telef ettiği değil bâtıl hülyalarını telef edenlerden olmak niyazıyla…

Ya Selam.

17.03.2026

https://www.istiklal.com.tr/yazarlar/telef-eden-hulyalar-1087739h

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir