UĞUR CANBOLAT
AMCAM iyi bir hatipti. Kendisini dinletirdi. Ateşindi. Heyecanı bedeninden taşar ve muhataplarını sarardı. Bir devlet kurumunda çalışıyor olmasına karşın oturduğu ilçenin büyük camilerinde vaaz verme müsaadesine sahipti. Aldığı davetleri geri çevirmez mümkün olduğunca icabet edip vazife şuuruyla hizmet ederdi. İlk sohbetini minik halimle köy camimizin mihrabında dinlemiş nasıl da gururlanmıştım. Cemaatin hayretle dinlemesi ve çıkışta anlatılanları hararetle yorumlamaları bana doyumsuz bir lezzet tattırmıştı.
Merhum kayınpederim de öyleydi. Arkadaştılar. Medresede aynı hocadan okumuşlardı. İyi bir konuşmacıydı. Müdakkikti. İnceler, araştırır, tetkik ederdi. Dayanaksız bir şey söylemezdi.
İkisi de idolümdü. Onlara benzemek isterdim.
Kasetçalar dönemiydi. Henüz CD veya diğer kayıt alıcılar yoktu. Köyümüzün diğerlerine göre daha varlıklı uzaktan annemin akrabası olan hacı abinin evinde büyük teyp vardı. Birçok da kaset. Öğle namazı çıkışlarında gider dönemin şöhret bulmuş büyük hocalarının sohbetlerini dinlerdik. Bu da benim onlara benzeme arzumu derinden etkileyip tetiklerdi.
Peki, sonuç ne oldu? Tam bir hayal kırıklığı… Bırakın iki idolümü aşmayı seviyelerine ulaşamadım bile.
…
KÜÇÜK ölümlerdir hayal kırıklıkları…
Kim bilir, bu küçük ölümler olmasaydı diğerine varırken daha fazla acı çekecektik. Yapamadıklarımız, edemediklerimiz, ulaşamadıklarımız, kavuşamadıklarımızın her biri ölümün bir minik numunesini tattırıyor bize.
Küçük küçük ölüyoruz… Küçük ölümlerle büyük ölüme taşınıyoruz adım adım…
Ulaşabildiklerimiz, kavuşabildiklerimiz, elde ettiklerimiz bizi tatmin ediyor mu derseniz, hayır.
Hayalini kurduklarımıza ulaştığımızda hiç de beklediğimizi, umduğumuzu bulamıyoruz.
Bu da bir küçük bir ölüm sayılır büyüğüne alıştıran…
…
İNSAN bütünüyle hayal kırıklıklarından azade olabilir mi? Buldukları umdukları mıdır her daim?
Pozitif duygular kadar negatifleriyle de sarılı değil miyiz? Onların da bizlerin oluşumunda müspet etkisi hiç mi yoktur? Olumsuz duygulardan kaçmak bizi olumlu duyguların kucağına atar mı her vakit?
Küçük ölümlerin büyük ölüme hazırlanırken derlenip toparlanmamız için bizi donattığını inkâr edebilir miyiz?
Bu sorular cevaplanmak üzere önümüzde durmaktadır. Kaçmak ise faydasız. Cesaretten başka bir çıkış yolumuz da yok.
…
KALBİMİN kendisine açık olduğu bir arkadaşımla konuyu istişare ettim. Beni ölçüp tartmasını iyi biliyor. Birbirimizin bütün kırıklıklarına, kırgınlıklarına, hayallerine, gayretine tanık olduğumuz için terazimiz yanlış tartmıyor. Boş motivasyon cümleleriyse hiç mi hiç tatmin etmiyor.
Evet, teselliye ihtiyaç duyduğumuz da oluyor. İnsanız çünkü… Ancak bu, boş beleş bir hayat koçluğunu kaldıracak kadar basit değil. Kökü derinlerde.
..
ÇOCUKLUK deneyimlerimiz hayatımızda belirleyici. Çözülmemiş travmalar ayak bağlarımız. Negatif beklentileri çoğaltıyor. Düşünme şeklimizi tıkıyor. Yetişkinlik devrimizde çare bulmamızı engellemek için anında çocukluk dönemimize kement fırlatıp çözülmesi güç düğümler atıyor. Buna fırsat verip vermemekse tamamen bizim irademize ve kendimizi güçlendirip güçlendirmemiş olmamıza bağlı.
Arkadaşım teşhisimi gecikmeden koydu. İçine hapsolduğum duygu “Varış Yanılgısı” imiş. İtiraza fırsat tanımadan Süheyl Ünver’den bir hatırayı araya sıkıştırdı hemen.
“Tırnova’da, 90-100 sene önce, Ömer Halvetî gibi büyük bir veli, kendisinden daha genç bir büyük veli olan Ahmed Amiş Efendi’ye “Ahmed, gittiğin yerlerde aç kalırsam diye korkarsan benim dinimden değilsin, yapamam yok, yaparım var demiş.”
Bağlantıyı tam kuramadım ama üzerinde düşüneceğim. Küçük ölümler olan hayal kırıklıkları yaşıyoruz diye bütünüyle ümit kesmenin doğru olmadığına vurgu yaptığını söylemekle yetineyim şimdilik.
…
VARIŞ YANILGISI “Kişinin aşırı hedef odaklı olup, buna ulaştığında aşırı mutlu olacağına inandığı için süreci unutması durumuna” deniyormuş. Hayal kırıklıkları umumiyetle varış yanılgısı durumunda ortaya çıkıyormuş. İnsan amacına ulaştığında aşırı mutlu olacağından emin olsa da bu her zaman mümkün olmuyormuş. Zira bu hâlin geçici olduğunu deneyimliyormuş.
Temel yanılgımız hedefimize ulaştığımızda tüm sıkıntılarımızın, dertlerimizin, tasalarımızın aniden berhava olacağına bel bağlayıp tüm mutluluğumuzu buraya endekslememizmiş.
Oysa her varılan noktanın kendine mahsus başka sıkıntıları var. Burası idrak edilemediğinde yine küçük ölümlerle yüz yüze geliyor ve bir parçamızı daha kaybediyoruz.
…
BAŞKALARINDAN beklentilerimiz de küçük ölümlerin bir başka sebebi aslında. Dış faktörlere gereğinden fazla önem atfedip gönül bağlamak gerçek dışı. Yanıltıcı. Hayallerimizle ulaştığımız seviyenin eşleşmemesi kırıcı.
Umutsuzluk yok. Kalbine iman yazılana yakışmıyor. Ancak ayakları yere basmayan, fıtratımızla bağdaşmayan, şartları oluşmamış, içeriği gayretle doldurulmamış yüksek ümitlerin sahibi olmamız da hakikatle bağımızın kopuk olduğunun delili.
Ve küçük ölümlerimizin sebebi…
O halde hayal kırıklarımız ile varış yanılgımızın bir kere daha üzerinde düşünüp yenileyelim.
Ortak kesişimler elde edip gerçeklikten kopuk olmayan tatmin edici bir başarıya ulaşabilir miyiz peki?
Evet, cesur olursak yapabiliriz.
Ya Selam!
09.02.2026


