İnsanımız şiirle mayalanmıştır. Acılarımızı, kederlerimizi şiirle ifade ederiz. Şairler ve ozanlarımızın dizeleriyle can bulur diriliriz. Onlar bu toprakların sesli ve sözlü tapularıdırlar.
Bugün yine şiire yaslanacağız. Bir şairin gözüyle hayata bakmayı deneyeceğiz.
Şiirleri pek çok ortamda seslendirilen ama fotoğrafını görmediği şair Yaren Kayıp üzerine şiirlerini ve bu toprakları konuştuk. Seveceğinizi umuyoruz.
UĞUR CANBOLAT
——-
Yaren Kayıp müstear gibi duruyor. Gerçek isminiz nedir?
–Yaren Kayıp; Yaren isimlerinden biri ama Kayıp kısmı, bilene Yaren, bilmeyene Kayıp şeklindeki künyenin bir neticesidir. Hem gerçek ismimiz hem de müstear diyebiliriz bu durumda.
Şiir arayışları sırasında “Kayıp bir şiiri” arıyor gibi hissettiğiniz oluyor mu?
-Şiir arayışları sırasında diye sorduğunuzda kendime şiir arayıp aramadığımı soruyorum. Ve iç sesim diyor ki şiir zaten başlı başına bir arayış değil mi? Hatta insanın kendisi başlı başına bir arayış. Şayet arıyorsam yazdığım her şiirde o aradığım “kayıp şiir”e biraz daha yaklaşmış oluyor muyum? Sonra diyorum ki aradığımız ne?
Bu arayış o halde şiire mahsus bir olgu değil…
-Değil, evet. Bu arayış sadece şiire has bir durum değil sanki. İnsan yaradılışla birlikte kayıp bir parçasının eksik bir yanının peşine düşüyor. Kimine göre aşk kimine göre mutluluk kimine göre huzur. Adını ne koyarsak koyalım, bir bulma bir tamamlanma hali. Her insanın bu dünyada bir kaybı aradığını ve kaybını bulabilenlerin sonsuz bir bahtiyarlığa eriştiğini düşünüyorum.
Nedir o sonsuz bahtiyarlık sunan sır?
-Bana kalırsa arayıp durduğumuz ve bulduğumuzda tamamlanacağımız ve hiçbir şeyle yerini dolduramadığımız o eksik parça aşktır; Rabbimizin bize Kâlû Belâ’da kendi ruhundan bir nefes üflediğini biliyoruz. Belki de aradığımız o bir nefeslik ruhun kalanıdır.
Parça bütünü arıyor mu diyorsunuz?
-Evet, tam da o. Parçanın bütününe varmaktır tüm gayemiz. O sebeptendir ki Rad Sûresi 28. âyette buyrulduğu üzere:“Kalpler ancak Allah’ı anmakla mutmain olur. (Huzur bulur.) Kalbin emin olması aynı zamanda tamamlanması, tam olmasıdır.
Fotoğraf çektirmeme ilkeniz şiirinizi ön plana çıkarmak arzusu mudur?
-Fotoğraf çekinmemek bir tercih. Bunda etkenlerden biri yetiştirilmeden ve inancımızdan gelen bazı hassasiyetler olsa da genel olarak baktığımızda, yazdıklarımla bilinmeyi, görünerek bilinmeye tercih ediyorum. Hatta onuncu, yirminci kitabım çıkmış olsa çokça okunan bir yazar olsam bile, metroda, otobüste veya herhangi kamusal alanda yanımdaki insan benim kitabımı okuyor olsun ama yazanın ben olduğumu bilmesin istiyorum. Böylece o insana kitapla ilgili sorduğum tüm sorularımın cevabının gerçek cevaplar olacağına inanıyorum. Böyle bir çağda bu gerçekliğe ve samimiyete ulaşmak muazzam bir şey olmaz mı?
“ Bi şey var hiç bi şeyle anlatılmıyor“diyorsunuz. Bu bir şair için acziyet mi yoksa saklama eğilimi mi?
-“ Bi şey var hiç bi şeyle anlatılmıyor“ismini ikinci kitabımıza verirken sürekli dilime ve gönlüme dolanan bir cümle oldu bu! Çünkü durup düşününce herkesin hiç bi şeyle anlatamadığı bi şey mutlaka vardı. Şiir yazmaya başladığım ilk zamanlardan beri özellikle de ilk kitabın çıkmasından sonra beni en çok mutlu eden şey okurlarımızın yüz yüze e-posta ya da mesaj yoluyla “Tam da beni anlatmışsınız“, “Benim içimden geçenleri siz yazmışsınız “, “Ben olsam halimi bu kadar güzel anlatamazdım“, “Yaren hocam sizi okudukça kendimi buluyorum“ vb. cümleler kurmaları. Bazen bir kitap okurken böyle içimde kalmış tam kelamını bulup söze dökülememiş bir duyguma, bir şiir ya da bir yazıda rastladığımda, işte tam da bu dediğim anlardaki hissiyatımı başkalarına yaşatıyor olmak muhteşem bir duygu çok güzel bir hal bence.
Şair için aşikâr ederken aynı zamanda gizleyendir diyebilir miyiz?
-Şaire sırrı aşikâr eden de diyebiliriz. Aşikâr olan manayı kelama gizleyen de diyebiliriz elbette lakin şiirin aşikârlığı da gizemi de şairden ve şiirden ziyade okurun gönlündedir. Çünkü Yaren Kayıp’ın da dediği gibi aşk da acı da şiirde durduğu gibi durmaz gönülde.
Peki, söz size göre bu gücünü nereden alır?
-Söz gücünü yaşanmışlıklardan, doğru okumaktan alır. Ki Kur’an’ın ilk emri “oku” dur. Sadece kitabı değil, tabiatı, kâinatı ama en çok da insanı okumaktan. Ve söz gücünü iyi bir gözlemden alır diye düşünüyorum.
Söz ve muhatap ilişkisinde şair mi, şiir mi, okuyucu mu önceliklidir?
-Aslında bir öncelik sırası yok. Hepsi bir bütün. Şiirin müsebbibi ya da muhatabı, şair, şiir ve okuyucu. Şiirin muhatabı, şair ve okuyucu, şiir masasının üçayağı gibi. Yani bir yerde ayaklar masanın dengede ve düzgün olmasını sağlıyor da diyebiliriz. Ve masa ne kadar muazzamsa o kadar yükü kaldırabilir. Ne kadar büyükse o kadar güzelliği alabilir içine…
Şiir nedir? Klasik tanımlar dışında gönlünüzdeki yerini nasıl tarif edebilirsiniz?
– Şiir daha önce binlerce kez anlatılmış olanı dahi kimsenin anlatmadığı şekilde anlatmaya çalışmaktır. Bence şiir odur.
Şiirinizin unsurlarını nereden toplarsınız? Gözlem mi, okumak mı, ilham mıdır?
-Şiir için ilham olmazsa olmazımızdır. Her şeyden önce Allah vergisi bir kabiliyet olacak. Okumak ve iyi gözlemlemek de şiiri besleyen diğer öğelerdir.
Sizi daha çok hüznün beslediğini söyleyebilir miyiz?
– Doğdur. Sadece benim değil birçok şairin beslendiği bir kaynaktır hüzün. Hüzün çok besleyicidir. O sebeple çoğu kalem erbabı hüzne yaslanır. Hem de sevgi kadar aşk kadar büyük bir kaynak. İyi şiirlere baktığımızda mutluluğun şiiri yok denecek kadar azdır. Ancak hüznün beslediği şiirler çoktur.
Uzaktan sevmek sizin için daha mı önceliklidir? Neden “Sen sev ben geliyorum“ diyorsunuz?
-Uzaktan sevmek en zor olanıdır. Çünkü o nefisten arındırılmış bir sevgidir. Orada sevgi ya da aşk; dokunmanın, bakmanın hatta duymanın bile ötesinde bir yere, gönlün tam ortasına konmuştur. Biz Rabb’imizi de böyle sevmiyor muyuz? Görmeden, dokunmadan, duymadan ama tüm kalbimizle tüm ruhumuzla… Mekândan ve zamandan münezzeh olanı ezeli ve ebedi almıyor muyuz gönlümüze? Yaradan’a olan sevgimize en yakın sevgi uzaktan sevmek galiba. “Sen sev ben geliyorum“ kitabımızın ismi ise çok daha başka bir mana taşımaktadır. Kitabımızın kapağıyla bir bütünlük ihtiva eder. Kapakta taşa bağlanmış bir kelebek vardır. Bir sevene “Sen sev ben geliyorum “demek, bir kelebeğin ömrünü bir taşa bağlı olarak hiç uçmadan geçirmesi demektir.
Mecazi aşk mı yoksa vuslat bulunmuş aşk mı şairi daha fazla besler?
-Kavuşmanın şiiri var mıdır? Bu soruya bir Yaren Kayıp sözüyle cevap verelim o vakit: Kim şiir yazası; varlığında sevgilinin, şiirse hasretin şiiri… Yaren Kayıp
Şiirinizde önce başlık mı çıkıp altı dolduruluyor yoksa şiirin kendisi zuhur edince mi başlık ortaya çıkıyor?
– Başlık konusunda çok zorlanan biriyim. Bazen bir çırpıda yazılmış şiirlere bile saatlerce günlerce başlık bulamayabilirim. Hatta bu konuda çoğu zaman dostlarımdan yardım aldığım bile olur.
Kalbinizin dolmasından sonra hemen yazanlardan mısınız? Yoksa şiiriniz bir süreçte mi tamamlanıyor?
– Şiir bende çoğunlukla kalbe sığmayanların kelama dökülmesidir. Coşarak kendini taşırmasıdır. Fakat çok nadiren de olsa demlenmeye bıraktığım ve uzun bir aradan sonra sanki bir pazılın eksik parçasını bulmuş gibi bir kelime ya da bir cümleyle tamamladığım şiirler de olur.
O zaman kalbe sığmayan manayı lafza sığdırmaktır da diyebilir miyiz şiir için?
-Evet. Maharet zaten buradadır. Kalpteki mana, duygu sınırsızdır. Engin denizler gibidir. Derinliği nihayetsizdir. Ucu bucağı da bulunmaz. Şairin hüneri ve işçiliği burada söz konusudur. Kalbe sığmayan manayı lafza sığdırmak hiç kolay değildir. Dolayısıyla üzerinde kuyumcu hassasiyetiyle kelimeler ve kavramlar üzerinde çalışmayı da gerektirir. Demiri döğmek gibidir. Manaya kelime elbisesi giydirmektir.
Manaya kelime elbisesi giydirmek dediniz. Şair o zaman bir nevi kelime, cümle terzisidir diyebilir miyiz?
-Aynen öyledir. Burada bedenin ölçülerinden şaşmayan terzi gibi hassasiyet gerekir. Ne kumaşı incitebilirsin ne de bedeni. İkisini birbiriyle imtizaç ettirmelisiniz. Elbise bedenden incinmemeli, beden elbiseden. Yani bir bütünlük oluşmalı. Ahenk olmalı. Birbirine yakışmalı.
İnsanların dilinde ezberlenen ve asırlar boyu dillerde farklı meclislerde yeri geldiğinde zikredilmesi bundan mıdır?
-Evet, bundandır. Sohbetlerimizde sıkıştığımız vakit dile getirdiğimiz meseleye uygun bir şiir muhabbeti kurtarır, yerli yerine oturtur. Bu şiirini dile getirdiğimiz şairin insanların ruhuna iyi bir söz elbisesi biçtiğini gösterir. Yoksa kalplerde yer bulup asırlarca dilden dile konarak kendini koruması ve ihtiyaç duyulduğunda bir şifa unsuru olarak kendini dile vermesi mümkün olmazdı.
İyi hatiplerin çokça şiir bilmesi ve hitabetlerinde kullanması bundan mı?
-Aynen öyle. İyi hatipler ve etkili siyasetçiler şiirin bu gücünden yararlanırlar. Çünkü o dizelerin kavramsal çağrışımlarının muhatapların belleğinde yeri vardır. Ele alınan konunun daha kolay anlaşılmasını ve kabul görmesini temin eder. Bu toplum üzerinde etkin olanların iyi bildiği bir husustur.
Anadolu’muzda yaşamış eski insanlar günümüze göre ezberlerinde daha mı çok şiir biliyorlardı?
-Kesinlikle öyle. Sizin köyde sadece toprak işleyen, bağ budayan, harman kaldıran olarak gördüğünüz bir insanla oturup sohbet ettiğinizde hafızasından size dizeler ikram eder. Sözü sözle açar. Belki modern insan gibi kaynak gösteremeyebilir. Ancak hayatın problemlerini çözümlerken kadim halk edebiyatından sizlere tadına doyulmaz bir şiir sofrası kurar. Şaşırıp kalırsınız.
Esnafı da öyledir diyebilir miyiz?
-Kesinlikle diyebiliriz. Anadolu şiirle, deyişle mayalanmış bir coğrafyadır. Belki kendisi yazmıyor olabilir ancak hafızasında şiirler taşır. Yeri geldiğinde onları dile döker. O sebeple yurdumuzun insanlarıyla oturup konuşmak çok besleyicidir. Hiç beklemediğiniz bir anda yörenin bir âşığına ait dizeler ikram eder. Şaşırıp kalırsınız. Belki de o dizelerin Fuzuli’ye ait olduğunu bilmez ya da bir başka ozanın. Ama onlarla kalbini beslediğinden onları günlük yaşamda kullanır.
Vaktiyle köy odalarında okunan kitapların ve gerçekleşen muhabbetlerin bunda etkisi vardır diyebilir miyiz?
-Kesinlikle. Uzun kış geceleri Anadolu insanı için öğreticidir. Orada okunan cenk kitapları kahramanlık öğütler ve vatan şuuru oluşur. Dini hikâyeler içeren diğer kitaplarda inançlarını pekiştirir. Kerem’i bilirler, Aslı’yı tanırlar. Dağların nasıl delindiğinden haberdardırlar. Aşka vakıftırlar. Bunlar bizi biz yapan unsurlardır. Halk efsanelerinin içerisinde ve genellikle sonlarında yer alan şiirler insanımızı diri tutar. Okumuş yazmışlığı az olabilir ama kültürlüdür. İrfanı vardır. Burada şiirin etkisini görmezden gelemeyiz.
Türküler de önemli sanırım bu irfan eğitiminde. Türkülerin şiirinizle nasıl bir bağı, dostluğu var?
-Şiirim bir göl ya da deniz olsa türküler; o denize dökülen o denizi besleyen ırmaklar, nehirler, çağlayanlardır diye tarif edebiliriz. Şiirimde türkülerin doldurulamaz bir yeri var diyebiliriz.
Şiirinizin memleketini sorsam buna bir cevabınız olur mu?
-Sevenin şiirinin yurdu (memleketi)yârin gönlüdür. Yar neredeyse orası iki kere şiirdir.
Uygun ortamlarda seslendirmeyi sevdiğiniz şiiriniz hangisidir?
– Şiirlerimi nadiren de olsa dost muhabbetlerinde seslendirdiğim olur. Genellikle dostların isteklerini kırmamak adına istenilen şiiri seslendirsem de “Gönül “, “ Şiir’ime”, “ Hipotermi”, “ Cellada Seranat”, “Ahmakıslatan”, “Kapışma”, “Maria Puder”, “Cingil”, “Reis” ve “Vuslat kokusu” en az bir kere seslendirdiğim şiirlerdir. Bu arada hiç seslendirmediğim ne çok şiirimin olduğunu fark ediyorum.
Döneme göre şairin dili değişir mi, evrilir mi? Örneğin ilk şiirlerinizle şimdikiler arasında fark oluyor mu?
-Zamanla şairin şiiri tabi ki değişir, bu gelişiminin bir gereğidir. Şair kendini yetiştirdikçe, geliştirdikçe, şiiri bambaşka mecralara evrilir…
Aşk, şiirin nesi olur size göre?
-Aşk şiirin kalbidir. Başka organların birini ya da bir parçasını başkasına vererek karşınızdakini iyileştirebilirsiniz. Böbrek gibi ciğer gibi. Ama kalp tektir ve birini iyileştirmek (yaşatmak) için onu bütünüyle vermeniz gerekir.
Son olarak yola çıkmaya hazırlanan bir şiir kitabınız var mı?
-Kadim okuyucularımız “Ahmet Abi”li şiirlerimizi bilirler. Bu konuda çokça “Ahmet Abili şiirleri ne zaman kitap olarak göreceğiz“ sorusu ile karşılaşıyorum. Dolayısıyla aklımızda bu şiirleri bir kitapta toplamak gibi proje var. Nasip olursa en kısa zamanda inşallah. Daha öncesinde şu an baskı aşamasında olan “Can Dostum Kitap” isimli çocuk kitabımızın da müjdesini buradan vermiş olayım.
07.01.2026



