DÜNYAYA SATILMAK

UĞUR CANBOLAT

DİLİNDE pelesenk olmuştu.

Muhabbetin en coşkun, sözün en menevişli olduğu hallerde bile punduna getirip “Dünyaya satılmayın” derdi ustamız.

İlk duyduğumda alınmadım desem yalan olur.

Üstüme alınmış, bir miktar nefsimi sorgulamış, kendimi oradan buradan çekiştirmiştim.

Zamanla alıştım.

Ülfete yenik düşerek önemine binaen tekrarlanan bu sözü âdeta duymaz olmuştum.

Bir kulağımdan giriyor diğerinden çıkıp kayboluyordu.

Yalnız ben miydim peki böyle olan? Hayır, diğer dostlarımda farklı değildi.

Günler peşi sıra döndü, aylar, mevsimler geçti, yıllar üstümüze devrilerek yenilendi.

Yaşımız ilerledi tabi, düşüncelerimiz damıtıldı, fazlalıklar elendi.

Sonunda yanlışlar gözümüzde daha fazla belirdi, gönlümüzü rahatsız etmeye başladı.

O gün sıradan bir cümle gibi düşündüğümüz bu ikaz şimdilerde içten içe tırmalamaya başladı.

Gelip bağrıma oturdu ki, ne oturuş…

“DÜNYAYA SATILMAYIN” sözü meğer pek ağırmış.

Acıtıcıymış.

Bilememişiz, anlayamamışız.

Zamanla o ders halkasında bulunanlar farklı görevleri yüklendiler.

Sorumluluklar aldılar.

Makamlar elde ettiler.

İlkin o mertebeleri insana ve inancımıza hizmet için istiyorduk.

Bizler sadece birer nefer olacaktık.

O imkânların hakkını verecek dünyayı güzelleştirecektik.

Yoksulun yardımına koşacak, gözyaşlarını dindirecektik.

Şifa eli olacaktık yaralı kalplere…

Düşmüşü kaldıracaktık.

Ne oldu peki?

Düşen bizler olduk…

Hakikatten ve marifetten “Düşkün” sayılabilecek noktalara geldik.

Buna aldırdık mı derseniz, hayır aldırmadık. Mazeretlerin peşine düştük. Kendimizi savunma yoluna girdik.

Argümanlarımızın hepsinin temelsiz olduğunu biliyorduk oysa.

Kendimizi kandırdık.

Kalbimizi başkaları değil, kendimiz fesada uğrattık.

Zenginliğin pençesine takılarak, konfora esir düştüğümüzü itiraf edemedik.

Yani dünyaya benliğimizi sattığımızı görmemezlikten gelmeyi tercih ettik.

Kendimize kıydık.

SÖZÜ ne çok çoğaltırdık halbuki…

Ne çok güvenirdik kendimize.

“Satarım dünyanın anasını, zaten üç günlük değil mi?” derdik.

Hindi gibi kabarıp, kubarırdık.

İddiamızdan vurulacağımızı hiç hesap edemezdik.

“Dünya derdin olmayacak” sloganı atarken “Dünyalık derdine” düçâr olduk.

Oku kalbimizden yedik.

Dünyayı satamadığımız için dünyaya sattık özümüzü.

Dünyaya tekme atamadığımız için tekmeyi gönlümüze yedik.

Dünyayı satamayanların satın alınabileceğini hesap edemedik.

Fena halde savrulduk bu sebeple.

Sersemik divanelere döndük desem yeridir.

Karanlığa kendimizi mahkûm ettiğimiz için bir yandan aydınlığa karanlık dedik, diğer yandan ise aydınlığa sövmeye başladık.

Şimdi anlıyorum ki, meğer bize yıllar öncesinden uyarılar yapılmış, tembihte bulunulmuş, zaaflarımıza dikkat çekilmiş, kırmızıçizgiler özenle belirgin hâle getirilmiş, hem de sık sık…

Ama o yersiz, temelsiz, mesnetsiz ve anlamsız özgüvenimiz yok mu?

Bizi yerlere çalmış acımasızca…

Şimdiyse nerede kıyıya vuracağımız belli değil.

Ya Selâm!

09.02.2023

https://www.istiklal.com.tr/kose-yazisi/dunyaya-satilmak/738630

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Related Post

  • MANEVİ ERGİNLİK

    UĞUR CANBOLAT AHLÂK-I HASENE erleri, cehalet ergenliğinden manevi erginliğe geçebilenler arasından çıkarlar. Doğru yolu izleme bakımından aklını kullanmakla elde edilen…

    Read More

  • Esmâlardan Öze Yolculuk

    Esmâ konusunda çalışan pek çok kişinin olduğunu sosyal mecralarda reklam kokan paylaşımlar sebebiyle biliyoruz. Bu konunun hakkını veren ciddi çalışmalar…

    Read More

  • Bilgiliydi Ama Cahildi

    UĞUR CANBOLAT YILLAR önceydi. Yozgat çevresinin tanınmış âlimlerinden Halit Demirpolat Hoca ile yakın temas içerisindeydim. Her günü okuma ve onları…

    Read More